Kategori arşivi: Holistik (Bütünsel) Diş Hekimliği

SÜREKLİ YORGUNLUK HÂLİ İLE DİŞLERİN İLİŞKİSİ

Sürekli yogunluk hâli olarak adlandırdığımız kronik yorgunluk, gerçekten bazen tedavisi ciddi sabır isteyen uzun bir yolculuk olabiliyor. Çünkü, kronik yorgunluk, multi-faktöryel yani birden fazla nedene bağlı çok karmaşık bir rahatsızlık olabiliyor.

Peki, altta yatan kök nedenleri kişiden kişiye çok ciddi farklılık gösteren bu komplike tablonun suçlularından birisi diş ile ilgili toksik maddeler olabilir mi acaba ?! Amalgam dolgulardan 7 gün 24 saat boyunca azımsanmayacak miktarlarda kan dolaşımına salınan ve toksik ağır metal olan cıva, bazı diş kaplamalarından salınan  ve toksik ağır metal olan nikel vb. diğer toksik metaller, kanal tedavili dişlerden ve kavitasyonlardan salınan farklı toksik maddeler ve diş ile ilgili diğer toksik maddeler, sürekli yorgunluk halinin en gizemli nedenlerinden biri olabilir mi ?

İşte bu durumu aydınlatmak için, dünyaca ünlü Dr. Hal Huggins’in kurduğu Toksik Elementleri Araştırma Vakfının önemli bir çalışmasını ve bulmuş olduğu yeni bir kanıtı, ilk defa türkçe diline kazandırarak ele alıyoruz. Sözü şimdi Toxic Element Research Foundation (TERF), yani Toksik Elementleri Araştırma Vakfına bırakıyorum:

YENİ KANITLAR KRONİK YORGUNLUĞU YAYGIN DİŞ HEKİMLİĞİ MALZEMELERİ İLE İLİŞKİLENDİRİYOR

Kronik yorgunluk günümüzde toplumunun büyük bir oranını etkilemektedir. Geçmiş 20 yıl içerisinde %20’lik bir artış kaydedilmiştir. Bunun sebepleri olmalıdır. Toksik Elementleri Araştırma Vakfı, bu konuyu geçen 10 yıldır araştırmaktadır. Yaygın “gümüş” renkli dolgulardan sızan cıva, hemoglobinle oksijen taşıma yerlerinden birleşerek oksijen taşıma kapasitesini sınırlar ve potansiyel olarak kronik yorgunluğa sebep olabilecek bir faktör olarak gösterilir. Bu durumda neden gümüş-cıva dolgulardan kurtulmayalım? Kulağa çok basit gelmektedir. Ancak, dolguların uygun olmayan yöntemlerle çıkarılmasının sistemi bozduğu ve neticede yeni hastalıkların çıkmasına sebep olduğu gösterilmiştir.

Dolgulardaki cıvanın, temel enerji molekülleri olan “hem” ve ATP (adenozin trifosfat) oluşumuna müdahale ettiği bilinmektedir. Cıvanın müdahalesinin idrarda bulunan “porfirinler”in çalışılması yoluyla gözlenmesi, suçlunun cıva olduğuna işaret eder. “Hem” molekülü ya hemoglobine dönüşür ya da vücudun bütün enerji ihtiyacının çoğunu karşılayan ATP oluşumunu uyarır. Cıvanın müdahalesi “hem” oluşumunun ön maddesi olan porfirinlerin idrar yoluyla atılmasına sebep olur. Sonuç? Bütün vücut reaksiyonları için daha az enerji bulunmasının yanı sıra yıpranmış dokuların bakımı ve tamiri işlemlerine de engellemeler olur.

Cıvanın ayrıca tiroid hormonuna bağlanma gibi bir eğilimi vardır. Tiroid hormonuna bağlanan cıva, bu hormonu inaktif (işe yaramaz) hale sokar ama kan testlerinde bakılan tiroid hormon sayısı bundan etkilenmez. Oysa tiroid hormonuna gelince sayıdan öte bu hormonların fonksiyonu (işlevi) söz konusudur.

Pek çok hastada dolguların çıkarılmasının ilk bir haftasında enerji artışı gözlemlenir fakat daha da önemlisi dünyanın en popüler diş dolgu malzemesi (gümüş-cıva amalgam) ilk baştan kullanılmayarak bu problemden kaçınılabilirdi.

DİŞ DOLGULARI SONUCU OLARAK KRONİK YORGUNLUK

1988 yılında 1320 hastanın %63.1’i kronik yorgunluğu olduğunu ve bunun en can sıkıcı problemlerinden biri olduğunu ifade ederken bu oran 2009 yılında %90’a kadar çıkmıştır. Bu kadar büyük bir artışın olması, bu meseleye muhtemel olarak katkısı olan faktörlerin araştırılmasını en öncelikli düşünce hâline getirir. Hepimiz daha çok enerji isteriz değil mi? Ya bu gerçekten başarılabilseydi ya da, daha da iyisi düşük enerji en baştan önlenebilseydi?

Sorun, epidemik (salgın) hastalık oranının çok daha ötesinde görünmektedir. Kronik yorgunluk neredeyse bir on yıl boyunca araştırmalara sebep olmuştur. Epidemik (salgın), tanım olarak, nüfusun %5’inden daha fazla demektir. Bunun tersine “endemik” yaklaşımlar neredeyse bütün nüfusu içerir. Bu karmaşık sorunun, aslında basit bir çözümü olan endemik bir boyuta nasıl yaklaştığının hikâyesi aşağıdadır. Diş ile ilgili malzemeler ile alakalı kan değişiklikleri takip edilip hangi değişikliklerin yapılması gerektiği tayin edilebilir.

Peki “enerji” nedir? Temelde, oksijenin kullanılmasıdır. Fakat tüm hikâye bundan ibaret değildir. Oksijen nereden gelir? Havadan. Hava, deniz seviyesinde ya da bir dağın tepesinde yaşamanıza göre %19 ila %21 arasında oksijen içerir. Havadaki oksijeni daha verimli bir şekilde içinize çekebilir misiniz? Evet, hücre zarının emerek içine alma yeteneğini  değiştirerek bu mümkündür. Fakat bunu yapabilmek için hücre zarının aktivitesine müdahalede bulunan bozucu etkenleri gidermek gerekir.

Başka hangi büyük faktörler mevcuttur? Örneğin, bir alyuvarın ne kadar oksijen taşıyabileceği. Daha derin bakarsak, alyuvarların içindeki hemoglobin ne kadar oksijen taşıyabilir? Bu sıklıkla gözden kaçırılan fakat kontrol edilebilir bir durumdur. Fiziğin temel bir konseptini içerir. İki nesne aynı yeri aynı zamanda dolduramaz.

Hemoglobin molekülleri, 4 “bağlanma yeri”, ya da diğer deyişle oksijenin taşındığı oturma yeri içerir. Oksijen, akciğerlerde, alyuvarlar içindeki hemoglobin molekülleri tarafından alınır ve daha sonra tüm vücut içerisinde taşınır. Yeterli oksijeni olmayan bir dokunun yanından geçerken, hemoglobin bağlanma yerinden atlayan oksijen, bu dokuya enerji sağlamak üzere geçiş yapar. Oturma yerleri boşalan hemoglobin damarlar yoluyla tekrar akciğerlere döner ve bir sonraki seyahat için biraz daha oksijen alır.

Ancak, burada temel problemin kökeni yatmaktadır. “Gümüş” renkli amalgam dolgulardan 7 gün 24 saat boyunca cıva salınımı meydana gelir. Bu cıva, dolgulardan nefes alma yoluyla doğrudan akciğerlere çekilir ve alyuvarlara girerek hemoglobin otobüsünde boş oturma yeri arar. Cıva bu oturma yerlerini sever ve bağlandığı o belirli hemoglobin molekülünün ömrünün sonuna (bir alyuvarın total ömrü 120 gündür) kadar orada kalabilir. Bu süre boyunca o koltuğa (bağlanma yerine) hiç bir oksijen binemez. Hemoglobin kan testi yeterli sayıda hemoglobin molekülü varlığını gösterebilir, ancak bütün bağlanma yerlerinin oksijene doymuş olup olmadığını gösteremez. Her hemoglobin molekülünde 4 bağlanma yeri bulunur. Diyelim bu yerlerden ikisi uzun süreli cıva atomu yolcusu tarafından doldurulmuş olsun. Bu, normalde taşıyor olmanız gereken oksijen miktarının sadece yarısını taşıyabildiğiniz anlamına gelir. Bu kanınızın yarısının eksik olması gibidir. Sizce bunu farkedebilir misiniz? Bu durum kesinlikle kronik yorgunluğa katkıda bulunur.

RESMİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYINIZ

img_dentalhalsizlik1B

u süreç oksijene daha çok yer açmak için tersine çevrilebilir mi? Evet. Peki nasıl? Kaynağı, yani gümüş-cıva amalgam diş dolgularını çıkararak. Bir bakıma. Eğer birinin cıva amalgam dolguları rastgele şekilde çıkarılır ve yerine alüminyum bileşikleri bakımından zengin “beyaz” dolgu yapılırsa, bu insanların %63’ünde 6 ay içerisinde amalgam çıkarılması öncesinde sahip olmadıkları bir hastalık geliştiği bulunmuştur. Pek de iyi bir alışveriş değil.

Oksijen taşımasına başka bir müdahale de mevcuttur. Gümüş-cıva amalgam dolgular (ağırlıklarının %50’si cıvadır) küçük piller gibidir. Tek bir dolguda 5 metal ve 16 aşındırma ürününün oluşturduğu kombinasyon, salya gibi bir elektrolitin içerisinde elektrik akımı üretir.

Eğer dolgular “sırayla” çıkarılırsa, yani, negatif elektrik yüklü dolgular önce çıkarılır ardından pozitif elektrik yüklü dolgular çıkarılırsa, hemoglobin seviyeleri tepki gösterir. Tepki mi gösterir? Evet, ama her zaman beklendiği şekilde değil.

Hemoglobin seviyeleri sıklıkla çarpıcı biçimde düşmüştür.

RESMİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYINIZ

img_dentalhalsizlik2

Değişiklik çizgisi başlangıç noktasının altına düştüğünde, kanda ilk andakine göre daha az alyuvar vardır.

Bu insanlara ne olmuştur? Şaşırtıcı biçimde, enerji seviyeleri YÜKSELMİŞTİR. Oysa mantık, daha az alyuvarın daha az oksijen taşınması anlamına geleceğini söyler.

Oksijen taşıma kapasitesi düşerken nasıl olur da enerji seviyesi artabilir? Başta mantıklı gelmemiştir; ancak vücudun fıtri bilgeliğinin olduğunu hatırlayın. Gözümüzden kaçan bu bilgelik nedir? Oksijen satürasyonunu (doygunluğunu) gerçekten ölçebilen, oksihemoglobin adı verilen başka bir testi bulmak bir 2 yılımızı daha almıştır. Atardamarlardaki değil, TOPLARDAMARLARDAKİ doygunluğun gözlenmesi gerektiği bulunana kadar çalışmalar başta başarısızlıklarla doluydu. Önemli olan, genel bakım ihtiyacını karşıladıktan sonra geriye ne kadar kaldığı idi.

Alışılageldiği üzere, oksihemoglobin ATARDAMARLARDAKİ kanda ölçülür. Bu, kandaki oksijenin “dolu depo”sunu gösterir; dinlenme hâlinde yaşamak için ne kadar gerektiğini değil. İhtiyaç duyulan kayıp veri buydu.

Sıra ile çıkarma tekniği kullanıldığında (yani önce negatif yüklü dolgular çıkarıldığında), vücut bir şekilde seçici olarak cıva yüklü çok miktarda alyuvarı atmıştır ve kanda daha büyük oranda oksijen yüklü hemoglobin bırakmıştır.

RESMİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYINIZ

img_dentalhalsizlik3

Simültane testler göstermektedir ki, hemoglobin azalırken ve oksihemoglobin artarken, idrar ile atılan cıva artmaktadır. Matematiği yaparsanız bunların hepsi akla yatar. Vücut seçici olarak cıva ile kontamine olmuş alyuvarları atarken, daha yüksek doygunlukta, yeni ve kirletilmemiş alyuvarlar sayesinde vücutta genel oksijen yoğunluğu artmaktaydı. İşte insanlara gümüş-cıva dolgu yapılmasının sonlandırılması için bir sebep daha budur. Birkaç hafta içerisinde hemoglobin seviyeleri tekrar yükselir ve daha çok hemoglobin daha çok oksijen taşıdığı için daha fazla enerji ortaya çıkar.

Bütün bu bilgiler daha derinlikli bir araştırmaya yol açtı – hemoglobin nereden gelir? Kan kimyası dünyası için bir bakıma “bebekler nereden gelir” sorusu gibi bir soru. Bu soru büyük kelimelerin dünyasına doğru bir yol açtı ama cıvanın kronik yorgunlukta oynadığı role daha büyük bir anlayış getirdi.

Bu senaryodaki aktif karakter hem’dir. “Hem” nedir? Belli ki globinle birleşen birşey, fakat “hem” nereden gelir ve cıvanın bu sihirli kombinasyonla ne işi vardır? Araştırmada yeni bir çocuk çıkar ortaya, adı “porfirin”dir. Porfirin, üzerine 8 adet daha küçük molekülün bağlı olduğu bir moleküldür. Bu 8 molekülü çıkardığınızda işte karşınızda hem vardır. Aha öyle demek !

Şimdi cıvanın bozucu müdahalesini görelim. Bu 8 molekülün sırayla azalıp 7 molekül, sonra 6 molekül ve en son sıfır molekül olunca elde edilen bileşiğe “hem” adı verilir – tabi bu süreçte başka şeyler yaşanmazsa. Bir porfirin 8 molekülden 7’ye ve daha azına dönüşürken, dolgudan çıkan bir cıva atomu bu porfirine darbe indirirse, yıpranmış bu porfirin hızlıca idrarla atılır. İşte enerjiniz kelimenin tam anlamıyla tuvalete gitmektedir.

RESMİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYINIZ

img_dentalhalsizlik4

Resimlerden görüldüğü üzere, “hem” azalmasının kaynağı sadece cıva değildir, nikel de (diş laboratuvarlarına göre daha pahalı olan altının yerine bugün diş tacı kaplamalarında %85’i geçen oranlarda kullanılmaktadır) aynı şeyi yapar. Bu gerçeğe bir de kanal tedaviler ve kavitasyonlardaki anaerobik bakterilerden gelen toksinlerin de, porfirinlerin idrarla atılmasına sebep olduğunu ekleyin. Dişlerin gözden geçirilip düzeltilmesi (diş ile ilgili bütün toksik malzemelerin temizlenmesi) burada bir değişiklik oluşturur mu? Haydi inceleyelim.

RESMİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYINIZ

img_dentalhalsizlik5

Mantıklı bir şekilde açıktır ki, eğer bu kadar hemoglobin oranı, diş kaynaklı toksinler sebebiyle, idrarla atılmaya zorlanıyorsa, dişlerdeki cıvanın uygun bir şekilde gözden geçirilip  düzeltilmesi sonrası, kronik yorgunlukta çarpıcı bir şekilde gelişme gözlenmesi şaşırtıcı olmaz.

Düşük enerji seviyeleri için düşük tiroid fonksiyonu da suçlanır. Acaba başka bir bağlantı da mı vardır? Kesinlikle. Stokholm, İsveç’ten Dr. Patrick Stortebecker (MD, PhD) 1962 yılında köpeklerin dişlerine gümüş-cıva dolgu yaptığı çalışmalar gerçekleştirmiştir. Tek fark olarak iz sürebilmek için radyoaktif cıva kullanmıştır. Dolguyu yerleştirdikten sonra 4 dakikadan daha kısa bir süre içerisinde radyoaktif cıvayı köpeklerin tiroid bezlerinde bulmuştur. Bu durumda eğer bir cıva dolgu ağızda 4-5 dakikadır bulunuyorsa; daha düşük fonksiyonla çalışan, ya da eninde sonunda bu hâle gelecek tiroid bezi var demektir. Tiroid hormonlarına bağlanan cıva, bu hormonları, tiroid testlerinde hâlâ “var” olarak görünüyor olsalar da, “fonksiyonsuz” hâle getirir. Testlerin sıklıkla yeterli miktarda hormon seviyesi gösterip, aktivitelerini (işlevselliklerini) kaydedememesi bundandır. Sizin nasıl hissedip hissetmediğiniz aktivite (işlevsellik) ile ilgilidir.

Kronik yorgunluk, dolgulardaki cıvanın, ister oksijen taşıma alanlarını meşgul etmesinden, ister porfirinlerin idrarla atılmasına sebep olarak “hem” oluşumuna engel olmasından, ister tiroid fonksiyonunu (işlevini) kontamine etmesinden ya da bunların bir kombinasyonundan kaynaklansın; kronik yorgunluk söz konusu olduğunda cıva bir arkadaş değildir. Toksik Elementleri Araştırma Vakfı bunun düzeltilebilir bir problem olduğuna inanır.” (1)

Bizde elbette bunun düzeltilebilir bir problem olduğuna inanıyoruz. Ancak bu çalışmada da belirtildiği üzere, diş ile ilgili tüm toksik maddeler (toksik ağır metaller, kanal tedavili dişler, kavitasyonlar vb.) mutlaka uygun aşamalar ve uygun yöntemler ile temizlenmelidir.

Cıvalı amalgam dolgular gibi, ağzınızda önceden bilmeyerek bulundurduğunuz toksik maddeleri, standart yöntemler ile ağzınızdan çıkartmak, hastalığınızın daha da kötüye gitmesine neden olabilir. Özellikle cıvalı gümüş dolgular, ağızdan, doğru ve özel yöntemler ile çıkartılmaz ise, bu hem diş hekimine hem de hastaya ciddi zararlara yol açabilir. Çünkü uygulanan standart işlem sırasında, havaya ve hastanın ağzının içine parçacık ve buhar olarak ciddi anlamda cıva salınımı meydana gelmektedir. Dolayısıyla hem tedavi ortamı için, hem hasta için, hem de holistik diş hekimi için özel güvenlik önlemleri alınmalıdır.

Bu güvenlik önlemlerinin en meşhuru, Dr. Huggins’in geliştirdiği özel güvenlik önlemleridir (Dr. Huggins’in, cıvalı amalgamı sökme öncesi uyguladığı intravenöz sentetik c vitamini tedavisini önermediğimi de burada belirtmek isterim. Bunun daha doğal alternatifleri vardır. Burada işlem esnası uygulanan önlemlerden bahsetmekteyim, tedavilerden değil. Yoksa bağışıklık sistemini destekleyici tedaviler kişiye özel olarak ve bu bireyi bütüncül olarak teşhis eden hekimin işidir).

International Academy of Oral Medicine and Toxicology (IAOMT) yani Uluslararası Oral Tıp ve Toksikoloji Akademisi de, Safe Mercury Amalgam Removal Technique (SMART) yani Güvenli Amalgam Sökme Tekniği kısaltması olan SMART tekniğini geliştirmiştir. SMART tekniği yıllar boyunca geliştirilerek, son olarak 6 aralık 2016’da 172 adet bilimsel çalışmaya dayanarak güncellenmiştir.

Çok araştırmama rağmen ülkemizde ne yazık ki ne Dr. Hal Huggins’in tavsiye ettiği önlemlerin tamamını ne de Uluslararası Oral Tıp ve Toksikoloji Akademisi’nin 172 bilimsel kaynağa dayanarak geliştirmiş olduğu SMART tekniğini uygulayan hiç bir diş hekimi bulamadım. Umarız çok yakında ülkemizde hem SMART tekniğini hem de Dr. Hal Huggins’in tavsiye ettiği önlemleri uygulayan diş hekimlerini bulma fırsatımız olur. Zira sadece rubber dam takıp soğuk işlem uygulamak ile holistik (bütünsel) diş hekimi olunmaz.

Aşşağıdaki şu resimler, size, cıvalı amalgamı sökme işlemi esnasında uygulanan güvenlik önlemlerinin ciddiyetini bir nebze olsun hissettirebilir.

RESİMLERİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERLERİNE TIKLAYINIZ

img_amalgam-sokumu1

img_amalgam-sokumu2

img_amalgam-sokumu3

img_amalgam-sokumu4

img_amalgam-sokumu5

img_amalgam-sokumu6

img_amalgam-sokumu7

Ayrıca, işlem sırasında alınacak önlemler de yetmeyebilir. Zira, bu gibi toksik maddeleri, ağızdan çıkartmadan önce, mutlaka vücudun farklı dokularında birikmiş olan, toksik ağır metalleri vücuttan güvenli yöntemler ile arındırmaktan ve bağışıklık sistemini doğru ve etkin bir şekilde dengeleyip güçlendirilmekten anlayan bütüncül bir tıp hekiminin tedavisi de gerekebilir.

Aynı şekilde kanal tedavili dişlerin de kavitasyonların temizlenmesi de işlem öncesi, işlem esnası ve işlem sonrasında kişiye özel adımlar gerektirir.

İntegratif ve bütünsel bakışı benimsemiş fonksiyonel bir hekim olarak holistik (bütünsel) diş hekimliği ile ilgili ele aldığım tüm makalelerde şunu önemle tekrar tekrar vurgulamak istiyorum. Özellikle kronik bir hastalığınız var ise, diş ile ilgili toksik maddelerin temizlenmesi ile ilgili tedaviler, multi-disipliner yani çok branşlı bir yaklaşım gerektirir. Yani bu bir ekip işidir. Bu ekipte hem holistik bir diş hekiminin, hem de bütüncül bir hekimin bulunması şarttır. Bazen, postüroloji ve manuel terapi uzmanları gibi farklı ek branşlar da gerekebilir. Her birinin farklı rolleri olduğu gibi, ortak almaları gereken kararlar ve bazen de holistik diş hekiminin ve diğer branşların, bütüncül tıp hekiminin kararına uyması gereken durumlar da vardır. Doğru ve sağlıklı sonuçlara ancak, uyumla, doğru bilgiler ve doğru aşamalar doğrultusunda yapılan bir ekip çalışması ile ulaşabilirsiniz. Aksi takdirde hastalığınız çok daha kötüye gidebilir.

Unutmamak gerekir ki, özellikle diş sağlığı ile ilgili doğru bilgilere ve bu bilgileri kişiye özel en doğru şekilde uygulayan hekimlere ulaşmak ta büyük bir nimettir. Zira, özellikle sanat sahibi ve doğru bilgiler ile donanmış gerçek holistik (bütünsel) diş hekimleri bu devirde elle sayılacak kadar azdır. Aramak önemlidir ama bunları bulmak sadece aramak ile de olmaz. Şifâyı veren ve şifânın nedenlerini kolaylaştıran ALLAH’A yönelip, doğru bilgilere ve sanat sahibi gerçek hekimlere ulaşmak için dua etmemiz ve günahlarımızdan arınınmaya çalışıp, Rabbimizin bize verdiği nimetleri hatırlayıp şükreden bir kul olmaya çalışmamız da çok önemlidir.  Çünkü ALLAH dilemedikçe sürekli eksik ve yanlış bilgilere ve sürekli yanlış uygulayıcılara denk geliriz.

Ancak, böyle bir ekibe muvaffak olmadan önce diş ile ilgili zararlı maddelerin ve yanlış tedavilerin zararlı etkilerini azaltmak için herkesin hayat boyu uygulayabileceği temel 3 şey şudur:

1- Toksinlerden uzak durmak. Zira diş ile ilgili toksik maddelerin saçtığı tehlike vücuda yeter de artar da. Ateşe benzin dökercesine buna ilave yapmamak için toksik gıdalar, çevresel toksinler ve duygusal toksinler başta olmak üzere tüm toksinlerden elden geldiğince uzak durmak gerekir.

2- Ağız ve diş temizliğine aksatmadan özen göstermek.

3- Dozunda alınan zengin montmorillonit mineralli tıbbi bentonit kildir. Bunun 5 şekilde alınması gerekir:

  • Dahili olarak su ile seyreltilmiş şekilde.
  • Harici olarak tüm vücuda uygulama şekli ile.
  • Çekme yöntemi ile. Yani ağızda iyice bir miktar 20-30 dk bekletilip tükürülür.
  • Gargara yöntemi ile. Özellikle boğazdaki bakterileri kendisine çekmesi için.
  • Diş macunu olarak yemeklerden önce ve sonra.

Tıbbi bentonit kil, ağızda kullanılan farklı metallerden salınan toksik ağır metal iyonlarını, anaerobik bakterileri ve bu bakterilerin ürettiği toksik maddeleri sünger gibi içine çekerek (absorbsiyon ederek) ve mucizevi bir şekilde mıknatıs gibi kendi üzerine çekerek (adsorbsiyon ederek) başka hiçbir doğal maddenin yapamadığı çifte bir mekanizma ile yan etkisiz bir şekilde en güvenli detoksu sağlar. O kadar güvenlidir ki, montrmorillonit mineralinden zengin tıbbi bir bentonit kili dozunda alındığı sürece çocuklar ve hamileler bile zerre endişe etmeden hayat boyu tüketebilir.

Elbette tıbbi bentonit kil tek başına tedavide yeterli değildir. Çünkü bataklığı kurutup ağız içindeki bozucu alan oluşumuna neden olan tüm toksik maddelerin kişiye uygun tedaviler ve kişiye uygun aşamalar ile yok edilmesi ve kişiye özel bio-uyumlu alternatifler kullanılmalıdır. Bu da yetmez, bu zararlı maddelerin vücudun diğer doku ve organlarına verdiği zararlar da yine kişiye uygun tedaviler ve kişiye uygun aşamalar ile fonksiyonel ve bütünsel olarak tedavi edilmelidir.

Hayırlı şifâlar dileğimle …

Cemil A. Sülemi
Bio-Dostu İntegratif Tıp & USR Metodu & ESR Terapisi Mucidi & Eğitmeni | Fonksiyonel Tıp Hekimi | Danışman | Yazar
e-posta: eniyitedavi@gmail.com

Dipnot:

(1) NEW EVIDENCE CORRELATES CHRONIC FATIGUE WITH COMMON DENTAL MATERIALS, Toxic Element Research Foundation (TERF), Chronic Fatigue News Article adlı pdf dosyası.

HOLİSTİK (BÜTÜNSEL) DİŞ HEKİMLİĞİ İLE İLGİLİ MAKALELER:

h_holistikdishekimligi-nedir2

h_dis-otoimmun-iliskisi5

h_civa-ile-kandida-dansi1

h_implant-tehlikeleri1-2

kanal-tedavisi-kulucka1.1

h_kavitasyonlar1-1

 

Reklamlar

KAVİTASYONLAR : AĞIZDAKİ SİNSİ ÖLÜM (1) TERF’İN İSPATI

Kavitasyonlar, otoimmün hastalıklar başta olmak üzere, tüm çözümü zor, kronik ve komplike hastalığı olan kişilerin azımsanmayacak bir bölümünde bulunan sinsi bir hastalık odağıdır.

Kavitasyonların varlığı, çoğu rasyonel ve materyalist bakışı benimsemiş konvansiyonel diş hekimleri tarafından inkar edilmektedir. Zira bunu X-ray ile görmek neredeyse imkansızdır. İşte, o yüzden kavitasyonlar diş ile ilgili en sinsi tehlikedir.

Peki kavitasyonlar nedir ?

Holistik (bütüncül) diş hekimlerinden, Dr. Robert Kulacz bunu kısaca gizli kangren olarak tanımlıyor. Dünyaca ünlü diş hekimi Dr. Hal Huggins ise kavitasyonlara şu şekilde açıklık getiriyor :

“NICO (Nevraljiye Yol Açan Kavitasyon Kaynaklı Osteonekroz) ve Diş Yuvası ile İlgili Kavitasyon Kaynaklı Osteopati gibi farklı isimlerle anılan kavitasyonlar, yukarı ya da aşağı çene kemiğinde varolan boşluklardır.

RESİMLERİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERLERİNE TIKLAYINIZ

img_kavitasyonlar0

Bu boşluk yaklaşık olarak daha önce o kemikte yer kaplayan diş kökünün boyutunda ve şeklindedir; çünkü kaynağı odur. İyileşmenin tamamlanmadığı bir bölgedir. Bir kadın doğum yaptığında, ardından plasentayı da doğurmalıdır. Bir diş çekildiğinde ise plasenta gibi ardından gelmesi gereken bir kısım vardır. Bu kısma periodontal ligament denir. Bu yapı, yarısı dişin içinden çıkan yarısı da dişi çevreleyen kemikten gelen lif gruplarından oluşur. Bu lifler birbirlerine sarılarak hamak benzeri bir yapı oluşturup diş ve kemiği birbirine bağlarlar. Normalde diş ile kemik arasında doğrudan bir bağlantı yoktur.

RESMİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYINIZimg_periodontal_ligamanet1

Bir dişe kanal tedavisi yapıldığında ya da ölür hâldeyken, dişteki bakteriler, yüksek derecede nörotoksik olan ve vücuttaki pek çok kritik enzimi öldüren kuvvetli kimyasallar üretirler. Diş çekildiğinde ve bağ (periodontal ligament) yerinde bırakıldığında (normal prosedür), bu kimyasallar bağın içinde kalır ve yavaş yavaş vücuda sızarak potansiyel olarak hastalık durumları oluştururlar.

Eğer bir diş çekilir ve bağı (periodontal ligament) yerinde bırakılırsa, iki ila üç milimetrelik kemikten oluşan bir kapak, lağım kuyusu gibi bu kimyasalları boşluğun çeperlerinde ve kemiğin altında hapis bırakarak, soketin üzerinde oluşur.

RESMİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYINIZimg_kavitasyonlar1

X-ışınları ile bu bölgelerin tespit edilmesi çok zordur, çünkü aslında kemiğin içerisindeki havanın resmi çekilmeye çalışılmaktadır.” (1)

X-ışınları yani röntgen ile tespit edilmesi zor, bu gizemli kavitasyonlar, gerçekliği, yol açtığı zararlar, birçok ölümcül, kronik ve kompleks hastalıkların en sinsi nedenlerinden birisi oluşu ve doğru tedavisi, anlaşılması biraz zaman alabilecek bir konudur. Bunu bir seri yazı olarak ilk defa bu kadar geniş olarak türkçeye kazandırarak ele alacağız inşaALLAH.

Şimdi gerçekler ile yüzleşmeye hazırsanız “Kavitasyonlar: Ağızdaki Sinsi Ölüm” serisine, dünyaca ünlü Dr. Hal Huggins’in kurduğu Toksik Elementleri Araştırma Vakfının yapmış olduğu ilginç bir çalışma ile başlıyoruz. Sözü şimdi Toxic Element Research Foundation (TERF), yani Toksik Elementleri Araştırma Vakfına bırakıyorum:

DİŞLER iLE İLGİLİ HENÜZ TAM ANLAŞILMAMIŞ DURUM GÜNÜMÜZÜN PEK ÇOK ÖLÜMCÜL HASTALIĞININ KAYNAĞINA IŞIK TUTUYOR

KAVİTASYONLAR – YERALTINDAKİ TOKSİNLER

Hiç kimse size kafanızda bir delik olduğunu söyledi mi? Bu olasılığu şöyle bir değerlendirelim. 20 yaş dişlerinizi çektirdiniz mi? Küçük azı dişlerinize ortodontik işlem yapıldı mı? Kalıcı dişlerinizden biri çekildi mi? Eğer öyleyse, eski dişinizin olduğu yerde, kafanızda bir delik olması kuvvetle muhtemel.

Bu deliklere diş hekimliğinde kavitasyon denir.

Diş hekimlerine diş çekerken periodontal bağı bırakmaları öğretilir. Dişler doğrudan kemiğe bağlanmaz. Dişten ve kemikten çıkan lifler birbirlerine sarılarak hamak benzeri bir yapı olan periodontal bağı oluşturur.

RESİMLERİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERLERİNE TIKLAYINIZ

Eğer bu bağ (periodontal ligament), kanal tedavisi yapılmış bir dişin yanındaysa, ölü dişten çıkan bakteriler yakınındaki kan kaynağından dolayı çok iyi beslenebilecekleri bu bağa yerleşirler. Eğer bir 20 yaş dişi çekildiyse, iyileşme sırasında ağızdaki bakteri toplayan bağ (periodontal ligament), bu bakterileri “anaerobik” bakterilere (oksijen yokluğunda yaşayan bakterilere) dönüştürür ve gelişmeleri için uygun ortam sağlar.

Bağ (periodontal ligament) bakterilere besin ve koruma sağlar. Ne antibiyotikler ne de akyuvarlar bu bağın içine girebilir. Bu sayede kontrolsüz ve çok hızlı bir şekilde sayıları artan bakterilerin ürettikleri toksinler kan dolaşımına karışır.

Kavitasyonlar, kemik içindeki boşluklar olduğundan X ışınları ile görülmeleri çok zordur. Bakteriler ise elbette X ışınları ile görüntülenebilecek şeylerden çok çok daha küçüktürler. Ancak aynı zamanda çok da önemlidirler. Kemik içerisinde bir deliğe hapsedilmiş olan bakteriler daha çok bakteri üretir ve neticesinde hastalıklara sebep olabilecek toksinler üretirler.

Bezelye tanesinden küçük hacimdeki kavitasyonlar, rahatsızlık verici otoimmün hastalıklara sebep olabilirken, çoğunlukla bu kavitasyonların boyutu, çekilen dişin boyutu kadar ya da eğer bakteriler kemikle beslenmeyi seven türdense daha da büyüktür.

RESMİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYINIZ

Buradaki resimde, gerçek bir hastanın, eğitimli bir göz tarafından bile X ışınları ile çekilmiş diş filminde tespit edilemeyecek kavitasyonu görünmektedir. Tepeden küçük bir delik açılmış ve X ışınları ile kavitasyonun filmi çekilirken, filmdeki görünürlüğü arttırmak için, toksik olmayan bir solüsyon (kalsiyum iyodid), kavitasyonun içerisindeki doku boşluğuna birkaç saniye süreyle enjekte edilmiştir. Kalp damarlarının görünürlüğünü arttırmada kullanılan bu solüsyon, tıp mesleği tarafından güvenilir addedilir.

Eğer bu bayan bir araba kazası geçirse, kavitasyon oldukça büyük olduğundan çenesinin kırılması çok kolay olacaktır. Ayrıca kavitasyonun bu denli büyük olması ve çok miktarda anaerobik bakteri barındırması sebebiyle bu kırığın iyileşmesi mümkün olmazdı.

(Cemil Sülemi Dipnot: Mümkün olmazdı demek yerine çok zor olurdu demek daha bilimsel ve doğru olur. TERF, Dr. Hal Huggins ve birçok holistik diş hekimine göre kavitasyonların tek tedavi yöntemi cerrahi temizleme olduğu için ve genelde konu ile ilgili diğer çok başarılı tedavilere vakıf olmadıkları için böyle beyanda bulunmuşlardır. Ancak böyle bir vakanın tedavisi çok zor, uzun vakit ve ciddi uğraş gerektirmesine rağmen imkansız değildir. Hekimler, bilmediği ve kesin kanıta sahip olmadıkları konularda bu şekilde çok keskin konuşmamalıdırlar.)

Bu bayan, çenesinde böyle bir “delik” bulunduğundan haberi bile yoktu. Kavitasyonların içindeki toksinler, genellikle dışarı sızarak vücudun başka bölgelerine metastaz yapar ve hastalıkların altyapısını oluştururlar. Oluşan hastalıklar bazen vücuda yayılmış durumdadır (Multipl Skleroz “MS” ve Lou Gehrig “ALS” hastalığı gibi); bazense bölgeseldir; örneğin sadece böbreklerdedir.

Ancak yakın zamanda, Toksik Elementleri Araştırma Vakfı’nın çabalarıyla, yüzlerce doku örneği, DNA test yöntemi ile incelenerek, kavitasyonlardaki bu bakterilerin varlığı tespit edilmiştir.

PROBLEM

Profesyonel diş hekimliği kuruluşları hâlen kavitasyonlardan kaynaklanan problem olmadığını iddia etmektedir.

Bu problemlerin varlığı kanıtlanabilir mi?

Biyokimyasal kanıt yöntemlerinden biri porfirin seviyelerindeki değişimleri takip etmektir. Porfirinler,  hemoglobin molekülünün “hem” kısmını oluşturmaktan sorumlu kimyasallardır. “Hem” daha sonra hemoglobine ve vücudun temel enerji molekülü olan ATP’ye dönüşür. Porfirinlerin hem’i oluşturması sırasında bir bozucu etken olursa porfirinler idrara karışır. Bozucu etkenlerin olmadığı sağlıklı bir vücutta, idrardaki porfirin miktarı çok azdır – 40 mikrogramdan daha az. Aşağıda, ağızda diş ile ilgili herhangi bir malzeme olmadığında neler olabileceğini gösteren bir örnek bulunmaktadır.

RESMİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYINIZ

Tam tersi durumda, yani ağızda amalgam dolgular, nikel kaplamalar ve kavitasyonlar gibi bilinen toksinlerin tamamının bulunması durumundaki porfirin ölçümleri de buradadır.

RESMİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYINIZ

Soldaki sütun, vücut kimyasının düzenlenmesi ve diş ile ilgili toksinlerin temizlenmesi öncesinde idrardaki porfirin miktarlarını göstermektedir. Sağdaki (kırmızı renkli) sütun ise 10 günden daha az bir sürede idrardaki porfirin seviyesindeki muazzam düşüşü göstermektedir. Bu hasta Multipl Skleroz (MS hastalığı) teşhisine sahiptir. Ağzındaki bütün diş ile ilgili toksinlerin giderilmesi ve kavitasyonlarının temizlenmesinin ardından sağlığı o kadar çok gelişme göstermiştir ki bir kaç gün içinde yürüyebilir hâle gelmiştir.

TERF, kavitasyonlarda 50’nin üzerinde toksin üreten anaerobik bakteri türü keşfetmiştir. Aşağıda, bu bakterilerden en ölümcül olanlarının bazıları ve bu mikropların toksik etkileri zikredilmiştir.

Actinomyces naeslundii: Kötü huylular grubu içinde sınıflandırılan A. Naeslundii bakterisi, akut miyelositik lösemi, kronik miyelositik lösemi, lenfoma ve miyelodisplastik sendromuyla ilişkendirilir. Actinomyces’in farklı türleri genellikle tümörlerle ilişkilendirilir ya da hastalarda tümör oluşumunu başlatırlar. Kavitasyonlarda bulunan diğer 5 tür Actinomyces’ten, “a. israelii” batın ilgili hastalıklarla, “a. naeslundii” akan sinüslerle ve “a. odontolyticus” ise torakal sıkıntılar ile ilişkilendirilir.

Campylobacter rectus bakterisinin, bağışıklık yanıtlarını bozduğu bilinir. Yakın akrabası olan C. Showae’ın ise kalp krizi riskini arttırdığı bilinmektedir.

– Clostridium difficile bakterisi, mitokondriye zarar vererek ATP tükenmesine ve hücre ölümüne sebebiyet verir.

Gemella morbillorum bakterisinin, menejit ve damar içi hasara yol açan akut istilacı enfeksiyonlara sebep olduğu bilinmektedir.

– Haemophilus türünün endokardit (kalp kapakçıklarının ya da kalp iç zarının iltihaplanması), beyin apseleri, menenjit, osteomyelit (kemik ve kemik iliği iltihabı), artrit, sinir bozuklukları, yüksek ateş ve olası zekâ geriliğine sebep olduğu bilinir.

–  Neisseria gonorrhoeae ve N. Meningitides, vücutta kalsiyum salınımını uyaran ve takatsiz bırakan başağrılarına ve kasılma nöbetlerine sebep olan iyi bilinen patojenlerdir.

– Kavitasyonlarda Streptococcus bakterisinin pek çok çeşidine de (anginosus, constellatus, intermedius vb.) rastlanır. Kısaca, anginosus çeşidi, kalp kapakçıklarında trombosit kümelenmesini başlatarak enfektif endokardite sebep olur. Constellatus ve intermedius çeşidi ise çok miktarda bulunur. Constellatus çeşidi, arasıra meydana gelen miyokardiyal apselerle ve ciddi beyin şişmesi ile ilişkilendirilir. Streptococcus intermedius çeşidi beyinde, solunum sisteminde ve karaciğerde enfeksiyona neden olduğu belirtilmektedir. Ayrıca kolorektal kanserle de ilişkilendirilir.

– Staphylococcus aureus, infeksiyöz bakterilerin en kuvvetlilerindendir. Ürettiği lökotoksin, akyuvarları (bağışıklık sistemimizi) öldürür. Meme karsinomuna sebep olduğu da ifade edilir.

SONUÇ

TERF, diş hekimliği mesleğinin, kavitasyonların varlığını ve bu kavitasyonlardaki tehlikeleri kabul etmemeleri sonucu, farkında olmadan, hastaları, anaerobik bakterilerin neden olduğu tehlikelere gereksiz yere maruz bıraktığına inanmaktadır. TERF, diş hekimliği uzmanlarının, toksik kavitasyonların temizlenmesi ile ilgili uygun prosedür ve teknikler hakkında ve diş çekimi sırasında periodontal ligament’in uygun şekilde temizlenmesi hakkında eğitim almalarını önerir.

Bu gerçekleşene kadar, özellikle kavitasyonlardan yayılan toksinlerle ilişkilendirilen hastalıklara sahip kişilerin, kavitasyon temizliği yapan diş hekimlerine başvurmaları önerilir.” (2)

İntegratif ve bütünsel bakışı benimsemiş fonksiyonel bir hekim olarak holistik (bütünsel) diş hekimliği ile ilgili ele aldığım tüm makalelerde şunu önemle tekrar tekrar vurgulamak istiyorum. Özellikle kronik bir hastalığınız var ise, diş ile ilgili toksik maddelerin temizlenmesi ile ilgili tedaviler, multi-disipliner yani çok branşlı bir yaklaşım gerektirir. Yani bu bir ekip işidir. Bu ekipte hem holistik bir diş hekiminin, hem de bütüncül bir hekimin bulunması şarttır. Bazen, postüroloji ve manuel terapi uzmanları gibi farklı ek branşlar da gerekebilir. Her birinin farklı rolleri olduğu gibi, ortak almaları gereken kararlar ve bazen de holistik diş hekiminin ve diğer branşların, bütüncül tıp hekiminin kararına uyması gereken durumlar da vardır. Doğru ve sağlıklı sonuçlara ancak, uyumla, doğru bilgiler ve doğru aşamalar doğrultusunda yapılan bir ekip çalışması ile ulaşabilirsiniz. Aksi takdirde hastalığınız çok daha kötüye gidebilir.

Unutmamak gerekir ki, özellikle diş sağlığı ile ilgili doğru bilgilere ve bu bilgileri kişiye özel en doğru şekilde uygulayan hekimlere ulaşmak ta büyük bir nimettir. Zira, özellikle sanat sahibi ve doğru bilgiler ile donanmış gerçek holistik (bütünsel) diş hekimleri bu devirde elle sayılacak kadar azdır. Aramak önemlidir ama bunları bulmak sadece aramak ile de olmaz. Şifâyı veren ve şifânın nedenlerini kolaylaştıran ALLAH’A yönelip, doğru bilgilere ve sanat sahibi gerçek hekimlere ulaşmak için dua etmemiz ve günahlarımızdan arınınmaya çalışıp, Rabbimizin bize verdiği nimetleri hatırlayıp şükreden bir kul olmaya çalışmamız da çok önemlidir.  Çünkü ALLAH dilemedikçe sürekli eksik ve yanlış bilgilere ve sürekli yanlış uygulayıcılara denk geliriz.

Ancak, böyle bir ekibe muvaffak olmadan önce diş ile ilgili zararlı maddelerin ve yanlış tedavilerin zararlı etkilerini azaltmak için herkesin hayat boyu uygulayabileceği temel 3 şey şudur:

1- Toksinlerden uzak durmak. Zira diş ile ilgili toksik maddelerin saçtığı tehlike vücuda yeter de artar da. Ateşe benzin dökercesine buna ilave yapmamak için toksik gıdalar, çevresel toksinler ve duygusal toksinler başta olmak üzere tüm toksinlerden elden geldiğince uzak durmak gerekir.

2- Ağız ve diş temizliğine aksatmadan özen göstermek.

3- Dozunda alınan zengin montmorillonit mineralli tıbbi bentonit kildir. Bunun 5 şekilde alınması gerekir:

  • Dahili olarak su ile seyreltilmiş şekilde.
  • Harici olarak tüm vücuda uygulama şekli ile.
  • Çekme yöntemi ile. Yani ağızda iyice bir miktar 20-30 dk bekletilip tükürülür.
  • Gargara yöntemi ile. Özellikle boğazdaki bakterileri kendisine çekmesi için.
  • Diş macunu olarak yemeklerden önce ve sonra.

Tıbbi bentonit kil, ağızda kullanılan farklı metallerden salınan toksik ağır metal iyonlarını, anaerobik bakterileri ve bu bakterilerin ürettiği toksik maddeleri sünger gibi içine çekerek (absorbsiyon ederek) ve mucizevi bir şekilde mıknatıs gibi kendi üzerine çekerek (adsorbsiyon ederek) başka hiçbir doğal maddenin yapamadığı çifte bir mekanizma ile yan etkisiz bir şekilde en güvenli detoksu sağlar. O kadar güvenlidir ki, montrmorillonit mineralinden zengin tıbbi bir bentonit kili dozunda alındığı sürece çocuklar ve hamileler bile zerre endişe etmeden hayat boyu tüketebilir.

Elbette tıbbi bentonit kil tek başına tedavide yeterli değildir. Çünkü bataklığı kurutup ağız içindeki bozucu alan oluşumuna neden olan tüm toksik maddelerin kişiye uygun tedaviler ve kişiye uygun aşamalar ile yok edilmesi ve kişiye özel bio-uyumlu alternatifler kullanılmalıdır. Bu da yetmez, bu zararlı maddelerin vücudun diğer doku ve organlarına verdiği zararlar da yine kişiye uygun tedaviler ve kişiye uygun aşamalar ile fonksiyonel ve bütünsel olarak tedavi edilmelidir.

Hayırlı şifâlar dileğimle …

Cemil A. Sülemi
Bio-Dostu İntegratif Tıp & USR Metodu & ESR Terapisi Mucidi & Eğitmeni | Fonksiyonel Tıp Hekimi | Danışman | Yazar
e-posta: eniyitedavi@gmail.com

Dipnot:

(1) “Dental Glossary” adlı broşür, Dr. Hal A. Huggins, dental-materials-brochure adlı pdf dosyası.

(2) LITTLE UNDERSTOOD DENTAL CONDITION PROVIDES CLUES TO THE SOURCE FOR MANY OF TODAY’S DEADLY DISEASES, Toxic Element Research Foundation (TERF), CAVITATIONS News Article adlı pdf dosyası.

HOLİSTİK (BÜTÜNSEL) DİŞ HEKİMLİĞİ İLE İLGİLİ MAKALELER:

h_holistikdishekimligi-nedir2

h_dis-otoimmun-iliskisi5

h_civa-ile-kandida-dansi1

h_implant-tehlikeleri1-2

kanal-tedavisi-kulucka1.1

h_yorgunluk-dis-iliskisi2

KANAL TEDAVİSİNDEKİ SAKLI ENFEKSİYON KULUÇKASI (1) DR. WESTON A. PRICE’IN ÇALIŞMASINI TERF İSPAT ETTİ

Kanal tedavileri bir dolgu kadar masum sanılan o yaygın tedaviler sizce çok mu güvenli ? Ölü bir diş sizce kanal tedavisi ile gerçekten kurtulabilir mi ? Yoksa kanal tedavisi yapılmış ölü diş, sizi içten yavaş yavaş kemiren toksinlerin (zehirlerin) üretildiği saklı bir enfeksiyon kuluçkası olabilir mi ?

Cevapta acele etmeyiniz. Zira bir zamanlar gdo’lu gıdaların zararlarını kim biliyordu ki ! Ancak kanal tedavisi yapılmış ölü dişlerin ciddi tehlikeleri ile ilgili çalışmalar çok ta yeni değildir. Yeni olan şey ise, henüz yeteri derece bilinmemesine rağmen, artık bununla ilgili bilimin çok daha netleşmiş durumda olmasıdır. Kanal tedavisi yapılmış ölü dişin tam anlamı ile bir enfeksiyon kuluçkası olduğu artık kesin bir şekilde biliniyor. İşin en kötü tarafı bu enfeksiyon kuluçkasının bağışıklık sisteminin ulaşamayacağı kadar korunaklı olmasındadır.

Kanal tedavisi yapılmış ölü dişlerin nasıl korunaklı bir toksin (zehir) üreten enfeksiyon kuluçkası haline geldiğini bir seri yazı olarak, bilimsel çalışmalar ile ilk defa türkçe diline bu kadar geniş anlatımlı olarak kazandırarak ele alacağız inşâALLAH.

Şimdi ezber bozmaya hazırsanız, kanal tedavisindeki saklı enfeksiyon kuluçkası serisine, dünyaca ünlü Dr. Hal Huggins’in kurduğu Toksik Elementleri Araştırma Vakfının yapmış olduğu ilginç bir çalışma ile başlıyoruz. Sözü şimdi Toxic Element Research Foundation (TERF), yani Toksik Elementleri Araştırma Vakfına bırakıyorum:

YENİ DNA ÇALIŞMASI, KANAL TEDAVİSİNİN PEK ÇOK HASTALIĞIN “TEMEL” SEBEBİ OLABİLECEK TOKSİK BAKTERİLERİ BARINDIRDIĞINA DAİR ONLARCA YIL ÖNCEKİ ARAŞTIRMAYI DOĞRULUYOR

ÖZET

Her sene neredeyse 60 milyon adet yapılarak kök kanalı tedavisi oldukça sık rastlanır hâle gelmiştir. “Kanal tedavisine ihtiyacınız var” sözü neredeyse “Dolguya ihtiyacınız var” sözü kadar sıklıkla duyulmaktadır. Diş hekimliği mesleği insanların dişlerini kaybetmek istemediklerini bilmektedir. Hastalıklı bir dişi kaybetmemek için mevcut tek tedavi protokolüdür bu. Lâkin kanal tedavileri ne kadar güvenilirdir? Diş çekilmesine karşı toksik olmayan bir alternatif olduklarını destekleyen bilim nedir ?

Bu sorular ve buna dair bulgular yeni değildir. Aslında Dr. Weston Price ve 1910-1920 yılları arasının Mayo Klinik’i, kanal tedavilerinde bakteri üremesi meydana geldiğini ve bu kanal tedavilerinin hayvanlara aktarıldığında, bu hayvanların %80-%100’ünde donör insanlarda bulunan aynı hastalıkların ortaya çıktığını bulmuştur. Özellikle kalp hastalıkları %100 oranında hayvanlara transfer olabilmektedir. Bu araştırma o zamandan beri Amerika Birleşik Devletleri’ndeki çeşitli diş hekimliği birlikleri tarafından örtbas edilmektedir.

Toksik Element Araştırma Kurumu (TERF), en modern DNA test etme yöntemini kullanarak, kanal tedavisi yapılan dişlerin içinde, dişlerin hemen yakınındaki kemikte ve hatta iyileşmenin tam gerçekleşmediği diş çekim alanlarında birden fazla sayıda patolojik bakteri tespit etmiştir. 20 yaş dişlerinin çekildiği alanların %99’undan çoğunda iyileşme tam olarak gerçekleşmez. Buna ilave olarak, kemiğin cerrahi olarak araştırılması sonucunda neredeyse çekilen orijinal 20 yaş dişinin boyutu kadar, kemiğin içerisinde iyileşmemiş bölgeler bulunmuştur. Diğer bölgelerde de ek olarak “kavitasyon” denilen bölümler oluşmaktadır.

Dr. Weston Price’ın ölüm döşeğindeki arzusu birinin, zorluklarla bir noktaya getirdiği bu çalışmasını devam ettirmesi ve bu bilgiyi halka açıklamasıydı. Toksik Elementleri Araştırma Vakfı günümüzün gelişmiş test tekniklerini Price’ın çalışmasını doğrulamak için kullanarak bu isteğini gerçekleştirmiştir.

Şimdiki soru şudur: Hastalar, devlet kurumları ve diş hekimliği mesleği bu konuda ne yapacak?

TERF, araştırma câmiâsında konuya ilgi uyandırmaya ve kamuoyunu diş hekimliğinde kullanılan malzeme ve prosedürlerle ilişkili potansiyel problemlerden haberdar olması için bilgilendirmeye çalışan, kâr amacı gütmeyen bir araştırma kuruluşudur. Özellikle sağlığın riske atıldığı durumlarda, potansiyel problemler hakkında hastayı bilgilendirerek onayını almak, hasta tarafından daha bilinçli kararlar verilmesini sağlayacaktır.

KANAL TEDAVİLERİ

Yıllar boyu komedyenler kanal tedavisi ve bu prosedürle ilişkilendirilen acı ile alay etmişlerdir. Bu acının kısa süreli olmadığı hakkında hiç fikirleri yoktu. 1908 yılı gibi bayağı bir geçmiş zamanda, Mayo Klinik ve o zamanın diş hekimliği birliğininin mikrobiyoloji araştırmacıları, kanal tedavisi yapılmış dişteki bakteri ve toksinlerin kana karışabileceğini, vücudun herhangi bir noktasına gidebileceğini ve o doku ya da organda hastalığa neden olabileceğini bulmuştu. Üzerlerine yüklenebilecek sorumlulukla ilgili endişe duyan diş hekimliği birliği, dişin merkezindeki sinir bölgesinin etkin bir şekilde sterilize edilebileceği ve vücudun kanal tedavisi yapılmış dişi önceden denildiği gibi “ölü diş” olarak değil de, kanal tedavisi yapılmış diş için yeni ve çok daha kabul gören bir terim olan “non-vital diş” olarak kabul edeceği konusunda ısrarcıydı.

Tesadüfen non-vital, ölü anlamına geliyor.

Bütün zamanların en ünlü diş araştırmacılarından biri olan Dr. Weston Price’la kendi diş hekimi liderleri tarafından alay edildi ve bugün, ölümünden 60 yıl sonra bile önde gelen diş hekimleri hâlâ onun araştırmasını geçersiz saymaktadırlar. Neden? Korku. Çünkü kanal tedavilerinden kaynaklanan toksisitenin açıklığa kavuşturulması hem bireysel diş hekimlerini hem de diş hekimliği birlikleri üzerine büyük miktarda sorumluluk yükleyecektir. Ayrıca diş hekimliğindeki çok kazançlı bir uygulamaya da zarar verecektir. Birlik, günümüzdeki Amerikan Dişhekimleri Birliği bile, Mayo Klinik ve Dr. Price’ın yanlış olduğunu kanıtladıklarında ısrar etmektedir. Bu iddiayı destekleyen bir araştırma yok ve üretilemiyor. Ayrıca diş hekimleri eğer kanal tedavileri hakkındaki gerçeği ifşa ederlerse ve hatta bunların tehlikeli olabileceğine dair en ufak bir fikir uyandırırlarsa lisanslarının geçersiz kılınmasıyla sürekli olarak tehdit edilmektedir.

Diş hekimleri, tıpkı birçok meslektaşlarının “gümüş” dolgu olarak adlandırılan ve aslında %50 cıva içeren dolgulardaki cıvanın toksisitesini açığa çıkardıktan sonra lisanslarının ellerinden alınmasını gördükleri gibi, eğer kanal tedavisinden bir hastalık kaynağı olarak bahsederlerse kendi geçim kaynaklarını da kaybedeceklerinden korkmaktadır.

Günümüzde pek çok hastalık “bilinmeyen etiyoloji” olarak ifade edilmektedir ki bu “bu hastalığın neden kaynaklandığına dair en ufak bir ipucumuz yok” anlamına gelmektedir. Pek çok sağlık odaklı diş hekimi ve tıp hekimleri bu tedavi edilemeyen ve tedaviye cevap vermeyen hastalıkların kanal tedavisi yapılmış dişin çekilmesi ve hastanın bağışıklık sisteminin güçlendirilmesini içeren tekniklerle iyileşme yolunda gelişme gösterdiğini görmeye başlamıştır. Amerikan Dişhekimleri Birliği’ne karşı çıkarak hastaların haklarını savunan diş hekimlerine karşı tehdit, dava ve mesleki küçük düşürme gibi caydırma yöntemleri kullanılmaktadır.

Kanal tedavisi problemi ne kadar büyüktür? 1990 yılında, Amerikan Dişhekimleri Birliği, ABD’de 2000 yılına kadar diş hekimlerinin yılda 30 milyon kök kanal tedavisi yapması hedefini (kotasını) koymuştu. Diş hekimliği bu hedefi 1999 yılında gerçekleştirdi. Şimdi çıta yılda 60 milyon kök kanal tedavisi işlemine çıkarıldı.

Arkadaşlarınıza sorun. Kaç tanesinin kök kanal tedavisi var? Bu arkadaşlarınızdan kaçı tam teşhis edilmemiş bir hastalık sebebiyle her gün ilaç kullanıyor? Tedaviye cevap vermeyen hastalıkları olan insanların belki de %90 kadar yüksek bir oranı kök kanallarına sahiptir. Toksik Elementleri Araştırma Vakfı’nın biriktirdiği, binlerce insanın tedavisine dayanan araştırmalar durumun böyle olduğunu gösteriyor.

Örneğin, Almanya’da, 40 yıl boyunca “terminal” dönemine gelmiş kanser hastalarını tedavi eden Dr. Josef Issels, takip ettiği kanser hastalarının %97’sinin kanal tedavileri olduğunu bulmuştur. Bu hastalardaki bütün kanal tedavili dişleri sökülmeden önce, başarılı tedavilerine başlamamaktadır. (1)

Toksik Elementleri Araştırma Vakfı (TERF), Amerika Birleşik Devletleri’nde Multipl Skleroz (MS hastalığı), Lou Gehrig hastalığı (ALS), lupus, lösemi, diyabet, artrit ve diğer otoimmün hastalıkları olan insanlarda çok sayıda kök kanalı bulunmasının bir tesadüf olmadığına inanmaktadır. Dişteki toksik problemlerin (civa, alüminyum, nikel, kanal tedaviler ve kavitasyonlar) giderilmesi ve aynı zamanda bu kişilerin bağışıklık sistemlerinin uyarılmasından sonrasında, bu hastalıkların, fiziksel durumda iyileşme ve kan kimyasındaki olumlu değişimler gibi belirtiler ile gözlenen gerilemesi gerçekleşmektedir.

Her gün binlerce hayat, yerleştirilen yeni kanal tedavileri ile beraber zorluklara sürüklenmektedir. Bu insanların genlerinde zayıf halka koptuğunda; onlar ve aileleri çalışma, oynama, ailelerini yetiştirme ve hayattan zevk alma yeteneklerini yok edecek maddi kayıplara ve sağlıklarının kaybedilmesine mahkum olmaktadırlar. TERF, bu hastalıkların pek çoğunun çözümsüz olmadığına inanmaktadır.

Bunun sebebi çok basittir. Kanal tedavilerinin içinde ve civarında son derece toksik anaerobik bakterilerin var olduğu bulunmuştur.

Bütün, bilgilendirilmiş ABD vatandaşları alkol ve tütünün potansiyel olarak sağlığa tehlikeli olduğunu bilir. Bir seçenekleri vardır. Ancak bu vatandaşlar kendi kanal tedavisi yapılmış dişlerinde yaşayan ve birçok hastalığa sebep olan bakterilerden habersizdir.  Toksik Elementleri Araştırma Vakfı (TERF), insanların, kanal tedavisi uygulanmış dişi çevreleyen periodontal bağda yaşayan bu “anaerobik” bakterilerin neden olduğu tehlikeler hakkında bilgilendirilmiş olsalar; en azından bu potansiyel olarak hayatı değiştirebilecek prosedürü yaptırma riskine girip girmeme hakkında bilinçli bir karar verebileceklerini düşünmektedir.

Bu anaerobik bakteriler, dişlerin, kanal tedavisi yapılmış dişlerin yakınındaki kanın ve kavitasyonların yani diş çekilmesi esnasında kontamine olmuş periodontal bağın yerinde bırakılması sonucu oluşan kemik bozukluklarının DNA analizi yöntemi ile incelenmesi sonucu tanımlanmıştır. Bu hastalar, korkutulmuş olan ancak güvendikleri diş hekimleri tarafından kanal tedavisinin tamamen güvenilir olduğu şeklinde bilgilendirilmiştir. Onlara kanal tedavisi yapılmış dişlerin “steril” olduğu söylenmiştir. Ancak bu doğru değildir.

Pek çok kanal tedavisi yapılmış dişin etrafında, kandaki besinlerin girmesine izin veren ancak antibiyotiklerin ve bu bölgeleri iyileştirmeye çalışan bağışıklık sisteminin akyuvarlarının geçişine izin vermeyen koruyucu bir bariyer oluşur. Kanal tedavisi yapılmış dişin sahibi yemeğini çiğnedikçe toksinler kan dolaşımına sızar ve kan aracılığıyla vücutta zayıf noktaya sahip her bölgeye ulaşabilir. “Dişin sterilize edilmesi” aslında gerçekleşmez. Evet, pulpa odasındaki bir miktar hava temizlenir, fakat esas problem dişi çevreleyen periodontal bağdadır. Milyarlarca bakterinin içinde ürediği kuluçka makinesi odur.

Diş hekimliği birliğinin 1920’ler ve 30’larda araştırma başkanlığını yürüten Dr. Weston Price, diş araştırma laboratuvarında kanal strerilizasyonu yapılmış 1000 adet çekilmiş dişe ait sonuçları yayınlamıştır. Laboratuvardaki araştırmacılar sadece rutin sterilizasyon kimyasallarını kullanmakla kalmamış, son derece kuvvetli sterilizasyon ajanlarını (ağızda kullanıma uygun olabilecekten daha toksik) yüksek kontrollü steril bir ortamda kullanmışlardır. Mikrobiyoloji uzmanları, bu dişlerin 48 saatlik kültürlerinin %97’sinde yeniden kontaminasyon tespit etmişlerdir. Başka bir deyişle, bakteriler hâlâ oradadır.

img_disin-bolumleri2

Bulunan bakterilerin pek çoğu oldukça patolojiktir. Günümüzün DNA araştırmaları, Dr. Price’ın 1920’lerde keşfettikleri ile beraber, hastalığa yol açma yeteneğine sahip daha pek çok bakteri tespit etmiştir.

img_dentin-tubulleri1

Bu patojenler (hastalığa yol açan bakteriler) nereden geldiler? Bunlar, her dişte dişin dentin denen orta kısmını oluşturan ve toplamda 4.8 km’den daha uzun çok küçük tüplerden oluşan dentin tübüllerindeydiler. Bu bölge diş minesinin hemen altında, pulpa odasının yanındadır. Gerçek yaşamda bu bakteriler nereye gider? Tübüller boyunca aşağıya iner ve dişle kemik arasındaki bağlantıyı oluşturan periodontal ligament’e gelirler. Bu bölgeyi sterilize etmek imkânsızdır ve bu korunmuş bölgeye ne antibiyotikler ne de bağışıklık sisteminin akyuvarları erişebilir. Ne zaman kişi bir şey ısırsa ya da çiğnese bu bakterilerin bazıları, daha da kötüsü bunların toksinleri vücudun lenfatik drenaj sistemine fışkırtılır. Oradan kan dolaşımına karışırlar. Oradan da her yere gidebilirler.

Kamuoyu neden bu konuyla ilgilenmelidir?  Milyonlarca kanal tedavili dişin varlığı ve her ay binlerce kişiye kanal tedavisinin tavsiye edilmesiyle birlikte oluşabilecek potansiyel problemler salgın aşamasını geçip yaygın olarak görülür hâle gelmiştir. Şu yine belirtilmelidir ki, bu insanlar, başlarına gelecek bu tehlikeli durum hakkında bilgi sahibi değildir, benzer şekilde çoğu zaman diş hekimleri de.

Kanal tedavisi gören herkesin dentin tubüllerinde kendi genetik zayıf noktalarına göre hastalık oluşturabilecek anaerobik bakteri üreten kuluçka makinesi bulunmaktadır. Artık tek mikrop, tek hastalık, tek ilaç düşüncesi geçerli değildir. Farklı bakteri aileleri, cıva ve nikel gibi toksik metallerle iş birliği yaparak yüzyıl önce bilinmeyen yeni hastalıkları oluşturma çabasındadır.

Diş hekimlerinin ölü dişleri “sterilize” ettiği iddia edilir. Ve bu doğrudur, gerçekten öyle yaparlar. Ancak, pulpa odası ne ile kaplanırsa kaplansın (genellikle gütaperka denilen balmumundan bir koni kullanılır), diş hâlâ ölüdür. Vücut ölü yapıları güvenilir addetmez. Aslında bu ölü dişe karşı otoimmün bir tepki başlatır. Bu durumun, patolojik bakteri ve bunların toksinleri ile beraber birleşmesi pekçok otoimmün hastalığın kök nedenidir.

Peki bu anaerobik bakteriler nedir? Oksijen yokluğunda yaşayabilen bu bakteriler? Bunlar kimdir ve hangi hastalarda bulunur?

Toksik Elementleri Araştıma Vakfı’nın sözcüsü Dr. Huggins şöyle ifade eder: “Geçmiş 40 yıldaki gözlemlerimiz, eski bir teori olan, bir mikrop, mesela Pnömokok, zatüre gibi bir hastalığa sebep olur ve bu bir hastalık da bir ilaçla (penisilin ile) iyileştirilebilir düşüncesinin yerine grup savaşı fikrinin geçtiğini göstermektedir. Diş hekimliğinde kullanılan toksik metallerin hücre zarının bütünlüğünü değiştirdiği bilinmektedir, ki bu duruma hücre zarı geçirgenliği denir. Kalitenin düşmesi daha zayıf bakterilerin hücreleri istila etmesine olanak verir; ancak bir kere zarın içine girdi mi zayıf bir bakteri bile hücre için ölümcül sonuçlara neden olabilir.

Bakteriyel istila tutarlı değildir. Eğer Multipl Skleroz (MS) ya da Lou Gehrig hastalığı (ALS) olan bir kişinin birden fazla kanal tedavili dişindeki bakterileri DNA teknolojisi ile tanımlarsak, her ölü dişte aynı bakterileri bulmayız.

Örneğin MS hastası insanların kanal tedavili dişlerinde veya kavitasyonlarında Enterobakter bakterisi bulunmuştur. Bu bakteri, ALS ve Alzheimer hastalarında da bulunmuştur. Bütün bunlar nöroloijk hastalıklar olduğundan bir benzerlik var mıdır? Endokarditle (kalp çevresinde inflamasyon) ve kemik enfeksiyonlarıyla alakalı olduğu bilinen Enterobakter, vücudun hemen her yerinde hastalığa sebep olabilir ve kayda değer ölüm ve hastalanma oranlarına yol açabilir. Bir çeşit Enterobaktere maruz kalmak nörolojik bozuklukla sonuçlanabilir. Genellikle ani ölüme sebep olmazlar.”

Toksik Elementleri Araştırma Vakfı (TERF) bu tarz bulguların daha detaylı bir araştırma gerektirdiğine inanmaktadır.

Bu haber bültenine konu olan çalışmada, Toksik Elementleri Araştırma Vakfı (TERF), 43 kanal tedavili diş örneğinin DNA raporlarına bakarak, potansiyel olan 85 adet tür arasından toplamda 42 farklı tür anaerobik bakteri bulmuştur. Tek tek yapılan diş testlerinde farklı mikropların sayıları 11 ila 40 arasında değişiklik göstermiştir. Özellikle 20 yaş dişlerinin çekildiği bölgelerde görülen ve iyileşmemiş kemik bozukluğu anlamına gelen kavitasyonlarda, 118 numune içerisinde 67 adet değişik bakteri saptanmıştır. Tek tek yapılan testlerde ise, yine potansiyel olan 85 adet tür arasından, numune başına 19 ila 53 adet arasında bakteri bulunmuştur.

Genellikle hastane salgınlarında adı geçen Staphylococcus aureus türü en sık rastlanan  türlerden olmamakla beraber, çalışılan MS, ALS ve Alzehimer’lı numunelerin %23’ünden daha azında görülmektedir. Ama yine de ekip olarak yapılan bir yıkım çalışmasının parçası olabilir. Aureus’un bağışıklık sisteminin akyuvarlarını öldürdüğü bilinir. Ortak payda? İnsan her yemek ısırdığında dağıtıma hazır olarak bulunan toksinleriyle beraber, bu bakterilerden bir rezerv bulundurmak uygun mudur? Sistemin çalışma şekli şöyledir: kanal tedavisi yapılmış bir dişle ısırıldığında toksinler sisteme fışkırtılır. Fakat antibiyotikler ve akyuvarlar, vücudun çeşitli bakterilere karşı reaksiyon olarak sağladığı kalsiyum ve kan pıhtısı kombinasyonundan oluşan bariyeri geçip içeri giremezler.

Bu hastalarda bulunan bakteriler ve onların neden olduğu toksisiteye dair yayınlara kısaca bakarsak, şu bakteriler şüpheli konumuna düşer:

Amyotrofik Lateral Skleroz (Lou Gehrig hastalığı ya da ALS) hastalarında 29 numune değerlendirilmiştir:

  • Veillonella parvula %58 – patolojisi kalp hastalıkları ve merkezi sinir sistemi harabiyetiyle ilişkilendirilmiştir.
  • Candida albicans %65 – maya hâlinden mantar hâline geçerken istilacı olup bağırsak yolunda küçük delikler açılmasına sebep olarak “aşırı geçirgen bağırsak sendromu”na yol açar. Ayrıca idrarda porfirin atımını arttırarak, ATP miktarının azalmasına ve daha az hem (hemoglobin ile ilgili molekül) oluşumuna ve bunların sonucunda da sinir sistemi hücrelerine daha az enerji ulaşmasına sebep olur.
  • Capnocytophaga ochracea %58 – beynin frontal lobunda apselere yol açabilir. Dişteki enfeksiyonlarla ve merkezi sinir sistemi hastalıklarıyla bağlantılıdır.
  • Porphyromas gingivalis %75 – Kan damarlarının iç zarının (endotelyum) bütünlüğünü değiştirir. Aterosklerozu (damar sertliğini) arttırır.
  • Gemella morbillorum %68 – Damar içi enfeksiyonlar ve menenjit ile alakalıdır.

Multipl Skleroz (MS) hastalarının 40 adet numunesinin değerlendirilmesi sonucunda 81 adet ayrı mikrop tespit edilmiş, bunlardan sadece 7’si aşağıda belirtilmiştir.

Her ne kadar nörolojik bir hastalık olarak tanımlanmasa da, akıntılı sinüsler kanal tedavili MS hastaları arasında yaygındır, dolayısıyla Actinomyces de listededir.

  • Actinomyces naeslundii %35 – Akıntılı sinüslerle ilişkilendirilir (Kanal tedavili dişler ve kavitasyonların tedavi edilmesinden sonra genellikle bir hafta içerisinde temizlenir).
  • Candida albicans %62 – ALS kısmında açıklanmıştır.
  • Capnocytophaga ochracea %42% – Diş orijinli beynin frontal lobu apseleri ile bağlantılı olan bu mikrobun dişteki çürüklerde ortaya çıktığı düşünülmektedir.
  • Gemella morbillorum %57 – menenjitle bağlantılıdır.
  • Neisseria meningitides %7 – nöbetlerle bağlantılıdır.
  • Escherichia coli %12 ve Staph aureus %7 – İkisi de porfirinleri arttırma özelliğine sahiptir, bunun sonucunda sinir dokularına daha az ATP ulaşır.
  • Streptococcus intermedius %27 – Boyun omuriliğinde apseler – yüksek ölüm oranları ve nörolojik hastalıklar ile ilişkilendirilir.

Toksik Elementleri Araştırma Vakfı (TERF) sözcüsü Dr. Hal Huggins diş ile ilgili malzemelerinin toksisitesini 40 yıldır araştırmaktadır. Ocak ayında Toksik Elementi Araştırma Vakfı için yaptığı sunumda 200.000 veri noktasından oluşan temelden, teşhise yönelik en etkili olan kimyasal analizleri anlatmıştır.

Bu TERF sunumunda aktarıldığı gibi, pek çok otoimmün hastalık kurbanının kan kimyalarında gelişmeler olduğunu bulmuştur ve bu durum açık olarak göstermektedir ki, hasta için uygun koruma sağlanarak bu meydan okuyucu bakteriler giderildiğinde hastalığın atlatılması imkân dahilindedir.

Milyonlarca insan hayatlarını geri kazanmak başlayacak ve milyonlarcası da bağışıklık sistemini yok etmek için güçlerini birleştiren, dişlerde kullanılan cıva, nikel, alüminyum, kanal tedavili dişler ve kavitasyonlardaki anaerobik bakterilerin kombinasyonuyla ilişkili olduğu düşünülen hastalıklara hiçbir zaman yakalanmak zorunda olmayacaktır.

Bu çığır açan veriler, bu verileri kullanarak günümüzün sağlık problemlerine çözüm bulmaya niyetli dünyadaki bütün sağlık araştırma profesyonelleri için ulaşılabilir hâle getirilecektir.

Buna ilave olarak, bu bilgi şu soruyu gündeme getirir:

Kamuoyu, Amerikan Dişhekimleri Birliği ve diş hekimlerine karşı oluşabilecek maddi ya da diğer türlü sonuçlara aldırmadan, kanal tedavileri ve kavitasyon kaynaklı toksinlerin potansiyel gerçek tehlikeleri hakkında bilgilendirilmeli midir?

Umuyoruz ki, haber medyası ve diğer ajanslar başı çekecek ve TERF’e, insanların bilinçli seçim yapabilmeleri için farkındalık oluşturmasında yardımcı olacaktır.” (2)

Bu önemli çalışmayı ilk kez türkçe olarak arzettikten sonra şunu özellikle belirtmek istiyorum. Bu çalışma ne kadar MS ve ALS gibi hastalardan alınan örnekler üzerinde yapılmış olsa da, aynı bakterilerin farklı türlerde tüm diğer otoimmün hastalıkları başta olmak üzere, tüm kronik ve kompleks hastalıklarda potansiyel rollerinin olduğu unutulmamalıdır. Ayrıca karşılaştığım ileri derece komplike vakalarda bazen hastalarda hiçbir doğal diş ve hiçbir implant bulunmadığını görmekteyim. Bu durum, bu hastalarda benzer sıkıntı olmadığını göstermez. Bilakis bu tip hastalardaki durum en karmaşık ve en zor türdendir. Çünkü:

1- Bunların tüm dişleri çekilirken geride bırakılan periodontal ligamanet, çene ekleminde yine bakteri kuluçkası görevi yapmaktadır ve potansiyel olarak çene eklemi gangreni olarak bilenen kavitasyonların meydana gelmesine neden olmaktadır. Aslında genelde bu kişilerde anaerobik bakterilere kuluçkalık yapan çekilmiş dişlerin periodontal ligamentlerleri ve kavitasyonlar çokça bulunmaktadır.

2- Bu kişilerde diş tedavi tarihçelerine bakıldığında, uzun yıllar cıvalı amalgam dolguları ve nikel ve farklı toksik metalleri içeren kaplamaları kullandıklarını görmekteyim. Yani bu tür hastalarda aslında uzun yıllar boyunca ağız, çene, boyun ve beyin dokuları başta olmak üzere vücütlarının tüm zayıf dokularında zaten yeteri derecede toksik metaller ve bakteriyel toksinler depolanmış durumdadır.

Dolayısıyla, bu ve benzeri durumlarda, tüm dokulardan tüm toksik maddeler ve bunların kaynakları temizlendikten sonra bu toksik maddelerin vücudun farklı dokularına açmış olduğu zararlar da tedavi edilmelidir ki hasta eski sağlığına ALLAH’IN izni ile kavuşabilsin.

İntegratif ve bütünsel bakışı benimsemiş fonksiyonel bir hekim olarak holistik (bütünsel) diş hekimliği ile ilgili ele aldığım tüm makalelerde şunu önemle tekrar tekrar vurgulamak istiyorum. Özellikle kronik bir hastalığınız var ise, diş ile ilgili toksik maddelerin temizlenmesi ile ilgili tedaviler, multi-disipliner yani çok branşlı bir yaklaşım gerektirir. Yani bu bir ekip işidir. Bu ekipte hem holistik bir diş hekiminin, hem de bütüncül bir hekimin bulunması şarttır. Bazen, postüroloji ve manuel terapi uzmanları gibi farklı ek branşlar da gerekebilir. Her birinin farklı rolleri olduğu gibi, ortak almaları gereken kararlar ve bazen de holistik diş hekiminin ve diğer branşların, bütüncül tıp hekiminin kararına uyması gereken durumlar da vardır. Doğru ve sağlıklı sonuçlara ancak, uyumla, doğru bilgiler ve doğru aşamalar doğrultusunda yapılan bir ekip çalışması ile ulaşabilirsiniz. Aksi takdirde hastalığınız çok daha kötüye gidebilir.

Unutmamak gerekir ki, özellikle diş sağlığı ile ilgili doğru bilgilere ve bu bilgileri kişiye özel en doğru şekilde uygulayan hekimlere ulaşmak ta büyük bir nimettir. Zira, özellikle sanat sahibi ve doğru bilgiler ile donanmış gerçek holistik (bütünsel) diş hekimleri bu devirde elle sayılacak kadar azdır. Aramak önemlidir ama bunları bulmak sadece aramak ile de olmaz. Şifâyı veren ve şifânın nedenlerini kolaylaştıran ALLAH’A yönelip, doğru bilgilere ve sanat sahibi gerçek hekimlere ulaşmak için dua etmemiz ve günahlarımızdan arınınmaya çalışıp, Rabbimizin bize verdiği nimetleri hatırlayıp şükreden bir kul olmaya çalışmamız da çok önemlidir.  Çünkü ALLAH dilemedikçe sürekli eksik ve yanlış bilgilere ve sürekli yanlış uygulayıcılara denk geliriz.

Ancak, böyle bir ekibe muvaffak olmadan önce diş ile ilgili zararlı maddelerin ve yanlış tedavilerin zararlı etkilerini azaltmak için herkesin hayat boyu uygulayabileceği temel 3 şey şudur:

1- Toksinlerden uzak durmak. Zira diş ile ilgili toksik maddelerin saçtığı tehlike vücuda yeter de artar da. Ateşe benzin dökercesine buna ilave yapmamak için toksik gıdalar, çevresel toksinler ve duygusal toksinler başta olmak üzere tüm toksinlerden elden geldiğince uzak durmak gerekir.

2- Ağız ve diş temizliğine aksatmadan özen göstermek.

3- Dozunda alınan zengin montmorillonit mineralli tıbbi bentonit kildir. Bunun 5 şekilde alınması gerekir:

  • Dahili olarak su ile seyreltilmiş şekilde.
  • Harici olarak tüm vücuda uygulama şekli ile.
  • Çekme yöntemi ile. Yani ağızda iyice bir miktar 20-30 dk bekletilip tükürülür.
  • Gargara yöntemi ile. Özellikle boğazdaki bakterileri kendisine çekmesi için.
  • Diş macunu olarak yemeklerden önce ve sonra.

Tıbbi bentonit kil, ağızda kullanılan farklı metallerden salınan toksik ağır metal iyonlarını, anaerobik bakterileri ve bu bakterilerin ürettiği toksik maddeleri sünger gibi içine çekerek (absorbsiyon ederek) ve mucizevi bir şekilde mıknatıs gibi kendi üzerine çekerek (adsorbsiyon ederek) başka hiçbir doğal maddenin yapamadığı çifte bir mekanizma ile yan etkisiz bir şekilde en güvenli detoksu sağlar. O kadar güvenlidir ki, montrmorillonit mineralinden zengin tıbbi bir bentonit kili dozunda alındığı sürece çocuklar ve hamileler bile zerre endişe etmeden hayat boyu tüketebilir.

Elbette tıbbi bentonit kil tek başına tedavide yeterli değildir. Çünkü bataklığı kurutup ağız içindeki bozucu alan oluşumuna neden olan tüm toksik maddelerin kişiye uygun tedaviler ve kişiye uygun aşamalar ile yok edilmesi ve kişiye özel bio-uyumlu alternatifler kullanılmalıdır. Bu da yetmez, bu zararlı maddelerin vücudun diğer doku ve organlarına verdiği zararlar da yine kişiye uygun tedaviler ve kişiye uygun aşamalar ile fonksiyonel ve bütünsel olarak tedavi edilmelidir.

Makalemi, Dr. Robert Kulacz (D.D.S.) ve Dr. Thomas E. Levy’nin (M.D., J.D.) ortak kaleme aldıkları “Hastalığın Kökleri, Diş Hekimliği ve Tıbbın Birleştirilmesi” adlı kitaplarından (sayfa 57-58) şu alıntı ile bitirmek istiyorum:

“Cıvalı amalgam gibi zehirli diş malzemeleri, floridasyon ve kanal tedavileri gibi zehirli diş tedavileri ile ilgili kritik bilgiler, henüz ne halka ne de tedavi yapan diş hekimlerine etkili bir şekilde ulaşmamıştır. Dahası, bu bilgilendirilmeyen diş hekimleri, kendi öğrendiklerine zıt düşen tüm bilimsel araştırmalara karşı ilgisiz kalma eğilimindedirler. Bu aynı Einstein’ın şu sözü gibidir: “Sadece az sayıda kişi, sosyal çevrelerinin önyargılarına zıt düşünceleri sakin bir şekilde ifade edebilir. İnsanların çoğu böyle bir görüşe sahip olmaktan acizdir”. Diş hekimliğinin şu anki konumu aynen böyledir. Görünen odur ki, çok sayıda diş hekimi tek başlarına düşünmek istemezler. Onun yerine sırf Amerikan Dişhekimleri Birliği’nin (ADA) emirlerini takip ederek bunun en güncel bakım standartı olduğunu zannederler. Ne yazık ki, bu bakım standartı, güncel olarak kayda geçmiş bilimsel gerçekler ile kıyaslandığında, bunun çoğu kez, kusurlu, yanıltıcı ve bazen açık bir şekilde yanlış bilgilere dayanan bir bakım standartı olduğu ortaya çıkar. Dünya literatüründeki bilimsel araştırmaları klinik uygulamalara dahil edememekte bir başarısızlık  sözkonusudur ve bu başarısızlık rutin bir şekilde devam etmektedir. Diş hekimliği mesleği, mevcut durumda kullanılan malzemeleri ve işlemleri şiddetle desteklemektedir. Görünen o dur ki, diş hekimliği mesleği, bu mevcut durumdaki malzemelerin kullanımına ve işlemlerin uygulanmasına karar verirken, bu kararların halkın sağlığı ile ilgili ne gibi sonuçlara yol açacağını gözardı etmektedir. Çoğu amerikada bulunan sınırlı sayıdaki dergiler, yeni bir tedavi yöntemini desteklemediği veya eski bir tedavi yöntemini eleştirmediği sürece Amerikan diş hekimliğinde ciddi bir değişiklik olması pek beklenilmez.

İnsanlar, artık diş tedavilerinin muhtemel olumsuz sağlık sorunlarına yol açabileceğini önemle bilmeleri gerekir. Doktorlar, diş hastalıklarına, tıbbi hastalıkları ele aldıkları gibi bakmak konusunda eğitilmedikleri gibi, diş hekimleri de, ilgilerini belirli diş işlemlerine yoğunlaştırır ve bu işlemlerin vücudun kalan kısmını nasıl etkilediği ile ilgili ya hiç ilgilenmezler ya da bu konudaki ilgileri çok azdır. Bunun sonucunda, birçok diş hekimi, bazı sorunları tamir eden “diş marangozu” ya da tekniker durumuna düşerler. Bu diş hekimleri, tüm vücut ile ilişkili ağzı tedavi eden doktor olarak övünmek yerine, en belirgin şey olarak mekanik yetenekleri ile övünen kişiler haline gelirler.

Ancak şurada bir soru kendini sürekli hatırlatmaktadır: Eğer böyle birileri gerçekten var ise, kimler diş sağlığı ve vücudun genel sistemik sağlığı ile ilgili önemli ilişkiyi araştırmaktadır ? Kimler literatürü tarayıp Amerikan Dişhekimleri Birliğinin (ADA) veya herhangi başkasının dediklerinin doğru olup olmadığını araştırıyor ? Nasıl olurda ağzındaki bir diş tedavisinin vücudunun herhangi başka bir yerinde hastalık yapmadığından emin olabilirsiniz ? Tüm bu soruların cevabını vermeden önce bilmeniz gerekir ki, Birleşmiş Amerika Eyaletleri ülkesinde, Amerikan Dişhekimleri Birliği (ADA), hükümeti, insanları ve diş hekimlerini, civalı amalgam ve florit gibi diş hekimliğinde kullanılan maddelerin olumsuz sağlık etkileri hakkında aydınlatmamak ile birlikte onları yanlış yola sevketmektedir. Aynı şekilde ne diş hekimleri, ne de insanların çoğu, kanal tedavisi işleminden meydana gelen muazzam zehirli etkiler hakkında hiç bir bilgiye sahip değildir. Eğer Amerikan Dişhekimleri Birliği (ADA) gerçekten bu diş hekimliğinin sağlık üzerindeki olumsuz etkileri hakkında bilgisi yok ise bu da aynı şekilde kabul edilemez. İşte bu bilgi eksikliği yüzünden ne doktorunuz, ne diş hekiminiz ağız sağlığı ve sistemik hastalıklar arasındaki karmaşık ilişki hakkında belirgin bir anlayışa sahip değildirler.” (3)

Hayırlı şifâlar dileğimle …

Cemil A. Sülemi
Bio-Dostu İntegratif Tıp & USR Metodu & ESR Terapisi Mucidi & Eğitmeni | Fonksiyonel Tıp Hekimi | Danışman | Yazar
e-posta: eniyitedavi@gmail.com

Dipnot:

(1) Dr. Isssels’in bu aceleci tutumuna katılmıyorum. Elbette kanal tedavili dişleri uygun yöntem ile ve bağı olan periodontal ligament ile birlikte temizlenmedilir. Ancak, kronik hastalığı olan kişilerde kanal tedavisi yapılmış dişlerin sökümü öncesi bu işleme mutlaka yeteri sürece hazırlanmaları gerektiğinin çok önemli olduğunu düşünmekteyim. Çünkü kanal tedavili dişlerin sökülmesi bir tür travmadır ve vücuda ek toksik yük yapabilmektedir. Ben hastalarımı, mutlaka kişiye göre ortalama 1-3 ay veya duruma göre daha uzun bir süre boyunca, başta toksik ağır metal olmak üzere tüm toksinlerden arınma (detoks) ve bağışıklığı restore edici tedavilerden geçirdikten sonra diş işlemlerine kontrolüm altında müsade etmekteyim. Bu da yetmez, kanal tedavili dişler doğru yöntemler ile sökülüp periodontal ligamentler düzgün bir şekilde temizlendikten sonra, sinsi bir problem olan kavitasyon oluşumunu engellemek için, çekilen diş bölgesi tamamen iyileşene kadar kişiye özel tıbbi tedavi sürecinin aksatılmaması nı da çok önemli buluyorum.

(2) NEW DNA STUDY CONFIRMS DECADES OLD RESEARCH THAT ROOT CANALS CONTAIN TOXIC BACTERIUM THAT MAY BE THE ‘ROOT’ CAUSE OF MANY DISEASES, Toxic Element Research Foundation (TERF), Root Canal News Release_2 adlı pdf dosyası.

(3) The Roots of Disease, Connecting Dentistry & Medicine, Robert Kulacz, D.D.S., Thomas E. Levy, M.D., J.D., 2002, Xlibris.

HOLİSTİK (BÜTÜNSEL) DİŞ HEKİMLİĞİ İLE İLGİLİ MAKALELER:

h_holistikdishekimligi-nedir2

h_dis-otoimmun-iliskisi5

h_civa-ile-kandida-dansi1

h_implant-tehlikeleri1-2

h_kavitasyonlar1-1

h_yorgunluk-dis-iliskisi2

DİŞ İMPLANTI’NIN GİZLİ TEHLİKELERİ (1) TOKSİK ELEMENTLERİ ARAŞTIRMA VAKFI’NIN ÇALIŞMASI

Kronik bir hastalığınız var ise ve size bu hastalığınızın nedeninin kafanızda olduğu söylenir ise, bu doğru olabilir. Ancak bu neden kafanızın üst değil alt yarısında saklı olabilir !

Kronik ve kompleks hastalıkların çok bilinmeyen kök nedenlerinden biri de şüphesiz diş implantlarıdır. Yani bir deyişle kafatasına yerleştirilen ölü veya yapay kemikler ve farklı malzemelerden yapılan vidalardır.

İntegratif ve fonksiyonel bir hekim olarak, kompleks ve kronik hastalıklarda tüm hastalığın altta yatan nedenlerinin bilinip araştırılması gerektiğine inanıyorum. Zira, tüm altta yatan kök nedenler eksiksiz bir şekilde tespit edilip, doğru tedaviler ve doğru aşamalar ile çözülmedikçe, tedavide gerçek başarıya ulaşmak imkansızdır.

Diş implantlarının bilinmeyen tehliklerini bir seri yazı olarak, bilimsel çalışmalar ile ilk defa türkçe diline kazandırarak ele alacağız inşâALLAH.

Diş implantlarındaki gizli tehlikeler serisine, dünyaca ünlü Dr. Hal Huggins’in kurduğu Toksik Elementleri Araştırma Vakfının yapmış olduğu ilginç bir çalışma ve önemli bir keşfi ile başlıyoruz.  Sözü şimdi Toxic Element Research Foundation (TERF), yani Toksik Elementleri Araştırma Vakfına bırakıyorum:

TOKSİK ELEMENTLERİ ARAŞTIRMA VAKFI DİŞ İMPLANTLARININ BARINDIRDIĞI GİZLİ TEHLİKELERİ KEŞFETTİ

ÖZET

Kimse dişini kaybetmek istemez fakat iş o duruma gelirse, hastanın dişleri hem estetik hem de fonksiyonel olarak kabul edilebilir hâle getirilebilir mi? Evet, ya köprüler aracılığıyla ya da şimdilerde popüler bir uygulama olan diş implantlarıyla. Diş taçlarını yerinde tutmak amacıyla çene kemiğine seramik, cerrahi paslanmaz çelik ve titanyum implantlar yerleştirilmektedir. Fakat bu uygulama hasta için güvenli midir?

Eski bir Kolorado Üniversitesi profesöründen alıntılarsak, “Kemiklerin içine yerleştirilen her şey otoimmün yanıta neden olur. Tek fark bu yanıtın oluşması için gereken vakittir”.

Toksik Element Araştırma Kurumunun sponsor olduğu bir çalışmada, X ışınları ile sağlıklı olduğu görünen implantlar gönüllü olarak sökülmüş ve implant yanındaki kan ve dokudaki bakteriler DNA teknolojisiyle incelenmiştir.

Hem kemik aşılarında hem de metalik implantlarda bir düzineden daha fazla farklı anaerobik bakteri (1) tespit edilmiştir. Bu anaerobik bakteriler tarafından üretilen toksinlere maruziyetin ciddi hastalıklarla potansiyel olarak ilişkilendirildiği bilinmektedir. Kan testlerinde de, implantlar ve diğer bağışıklık zorlayıcılar giderildikten sonra istatistiksel olarak önemli değişiklikler gözlenmiştir.

TERF, araştırma câmiâsında konuya ilgi uyandırmaya ve kamuoyunu diş hekimliğinde kullanılan malzeme ve prosedürlerle ilişkili potansiyel problemlerden haberdar olması için bilgilendirmeye çalışan, kâr amacı gütmeyen bir araştırma kuruluşudur. Özellikle sağlığın riske atıldığı durumlarda, potansiyel problemler hakkında hastayı bilgilendirerek onayını almak, hasta tarafından daha bilinçli kararlar verilmesini sağlayacaktır.

DİŞ İMPLANTLARI – KEMİK AŞISI VE METAL YAPI

Tüm yeni nesil metalik diş implantları diş hekimliğinin yeni kurtarıcısı haline gelmiştir. Uygun bakım ve beslenme alışkanlıkları uygulanmadığında dişler kaybedilir. Problemli dişin çevresindeki enfekte olmuş kemik, hasta, ölü ya da ölmekte olan dişi reddeder. Sonrasında diş ya kendiliğinden düşer, ya da bir diş hekimi kök kanalı tedavisi uygular ya da ağrıyı kesmek için dişi çeker.

Eğer diş çekilirse arkasında bıraktığı boşluğu ne yapmak lazımdır? Sabit ya da çıkarılabilir köprüler geçmişte bu ihtiyacı karşılamıştır. Ancak 1960’lardan itibaren metalik implantların kullanımı bu problemin çözümü için gitgide artan şekilde daha popüler bir seçenek haline gelmiştir. Bu iyi ya da kötü bir şey midir – ya da ikisinin arasında mıdır?

img_implants1-1

img_implants1-2

img_implants1-3

Kolorado Üniversitende Profesör olarak ve ilerleyen zamanda dekan olarak görev yapmış Dr. Douglas Swartzendruber’a “Diş implantları ne kadar güvenilir?” sorusu yöneltilmiştir. Prof. Dr. Douglas Swartzendruber, diş hekimliğinde kullanılan malzemelerin, bağışıklığın kandaki tepkisine göre, güvenli olup olmadığını test eden kan tahlilini geliştiren ekipte denetleyici olarak görev yapmıştır. Ona yöneltilen bu soru, özellikle bağışıklığın tepki göstermediği metaller ile ilgiliydi ve bağışıklığın tepki göstermediği bu metallerin implant olarak kullanımının kabul edilebilir olacağı düşünülerek böyle bir soru yöneltilmişti. Prof. Dr. Douglas Swartzendruber’ın cevabı şaşırtıcı idi:

“Kemiklerin içine yerleştirilen her şey otoimmün yanıta neden olur. Tek fark bu yanıtın oluşması için gereken vakittir”.

Bunun üzerine ona “Otoimmün hastalıkları mı kastediyorsun?” diye sorulduğunda, o da “Otoimmün yanıtın anlamı da budur” diye cevap verdi.

Bunun üzerine ona “Kandaki bağışıklık uyumu testi bunların güvenli olduğunu göstermiyor mu?” diye sorulduğunda ise, o şu şekilde cevap vermiştir:

“Bunları ağız içinde köprü veya diş tacı (kron) olarak kullanmakta bir sorun yoktur. Bu şekilde kullanıldığında bunlar vücudun dışındadır. Ancak, kemiklere, herhangi birşey yerleştirdiğinizde, bağışıklık sisteminin “sen kemik olarak kayıtlı değilsin, yani yabancı bir cisimsin ve bu yüzden kaldırılman gerekir” diyerek, “otoimmün bir tepki” oluşturmasına neden olursunuz.”

Bu durum diş implantlarının da potansiyel olarak sağlığı bozduğu bilinen diş ile ilgili malzemeler ve bakteriyel toksinler grubuna eklenmesi gerekliliğini göstermiştir. Diş implantlarını (diğer bağışıklık zorlayıcıları ile beraber) çıkarttıran insanların kimyalarındaki değişiklikler gözlemlendiğinde, TERF iki yaygın bulguya ulaşmıştır. Alyuvar sayıları düşük tarafta kalmış ya da düşmüştür.

Örnekler:

4-6 ay boyunca – Kararlılık Noktası %46 & Başabaşlılık noktası %42

Hematokrit (HCT)

40.6             39.2             40.4

40.0             39.3             37

45.4             43.6             40.4

41.9             43.2             42.8

44.7             42.5             43.6

İyileşmedeki bu eksiklik implantların civarında anaerobik bakterilerin yaşadığına dair bir şüphe oluşturmuştur. Civa, nikel ve alüminyum gibi diğer suçlular da kimyasal değişikliklere neden olabilir, bu belirli bakteriler de.

DNA numunesi alma tekniği ile, TERF implantlar çevresindeki kemiği ve sıradışı görünen dokuları incelemiştir. Bir çok implantın çıkarılması oldukça zordu. Peki neden? Çünkü vücut kan dolaşımına zorla itilen toksinleri limitlemek için implantlar çevresinde bir kalkan oluşturmuştu. Bu sert kemiğin implantın başarısını gösterdiği düşünülürdü. Doğal kemikle yapay maddenin simbiyotik bir karışımı gibi. Büyük ihtimalle çenedeki kemik kusurlarına kadavra kemiklerinin yerleştirilmesi konseptinin genişletilmiş hâli.

DNA tanımlaması tekniği ile hem implant olarak kullanılan kemikler hem de implant olarak kullanılan metaller anaerobik bakterinin varlığı ya da yokluğu açısından incelenmiştir. TERF’in aradığı bakteriler, örneğin havaya maruz kalmış bir kesikte görülen aerobik bakterilerin tersi olan anaerobik bakteriler idi. Anaerobik bakteriler oksijen yokluğunda yaşarlar ve çok daha berbattırlar. Bazıları pek çok insanın adını duymuş olduğu bakterilerdir. En iyi bilinenlerden ikisi botulizm ve tetanozdur. Ölümcül olabilirler.

Aşağıda, bazı temel anaerobik bakterilerin varlığının tespiti için dama tahtası analitik tekniği kullanılarak yapılan DNA testlerinin sonuçları yer almaktadır. Büyük ihtimalle daha çok bakteri vardır. Çünkü bu testler sadece en yaygın görülen 85 adet anaerobik bakteri ile sınırlıdır. Sadece Streptococcus pneumonia (pnömokok) gibi, Clostridium botulinum (botulizm) gibi ya da Corynebacterium diphtheriae (difteri basili) gibi tek bir mikrobun aktivitesi bile taşıyıcının yaşam kalitesini azaltmaya yeterli olabilir.

Metal implantlarda ve kemik aşılarında bulunan belirli bakterilerin varlığıyla ilişkilendirilmiş hastalıkları aşağıda bilgi olarak sunuyoruz.

  • Cemella morbillorum – menenjit, kan damarlarının iç çeperinde akut yayılıcı enfeksiyonlar.
  • Porphyromonas gingivalis – damarların endotelyal tabakasının bütünlüğünü değiştirir. Aterosklerozu (damar sertleşmesini) arttırır.
  • Prevotella intermedia – kalp hastalıklarına katkıda bulunur, hücrelerin içine girer ve dolayısıyla bağışıklık sistemi ve antikorlardan saklanır.
  • Staphlococcus anginosus – kalp kapakçıklarında pıhtı hücresi kümelenmesine yol açarak enfektif endokardite neden olur.
  • Veillonella parvula – Sinüsler, kalp, kemik ve merkezi sinir sistemi enfeksiyonları ile alakalı bir patojen.
  • Strep constellatus – miyokardiyal apselerle, ventriküler sistemde daralmayla ve ciddi beyin şişmesi ile ilişkilendirilir.
  • Prevotells melaninogenica – apseler, cerrahi işlem sonrası yara yerlerinde bakteremi (kan dolaşımına bakteri karışması), genital sistem hastalıkları ve periodontal (dişlerin çevresini saran dokularda) hastalıklar gibi enfeksiyonlara sebep olabilir.

Bu bakteriler öncelikle implantı çevreleyen en yakındaki kan ve dokuda ya da implante edilmiş “steril” kadavra kemiğinin hemen yanındaki kemiğin içerisinde bulunurlar. İmplante edilen kemiğin, sanıldığı gibi çözünerek normal kemiğe dönüşmediği; fakat bazen bir parça mercanın yoğunluğunda olduğu; ancak genellikle anaerobik bakterilerle dolu peltemsi yapışkan bir madde kıvamında olduğu bulunmuştur. Etrafını çevreleyen kemiğe herhangi bir bağı yoktur.

Bir diğer tutarlı olan bulgu ise porfirinlerle alakalıdır. Porfirinler önemli bir belirteçtir. Normalde dişteki toksinler giderildiğinde, bozucu alan kaldırılmış olur, dolayısıyla hem ve ATP üretimi artarak idrardaki porfirin miktarı birkaç gün içerisinde azalır. İmplantlar söz konusu olduğunda, bunlar çıkarıldığı zaman porfirin atımı artıyordu. Peki neden ? İmplantı çevreleyen kemiğin kuluçkaya yatmış toksik bakteriler için bir hazne olduğu ve implant çıkarıldığında dolaşım sisteminin bu bölgeye ulaşarak akyuvarlarla beraber bu hazne içeriğini boşaltarak yok ettiği varsayımı düşünülmektedir. Bu konsepti destekleyen bir bulgu, porfirinlerin ilk anda hemen artması ve sonra 1 ila 3 aylık bir süreç içerisinde düşmesidir. Bu konsept tartışmaya açıktır. Ancak toksik zehirlerin varlığı tartışmaya açık değildir. Her numunede 20 ya da daha fazla anaerobik bakteri bulunmuştur.

Porfirinlerin 6 günlük bir örneklemesi şöyledir:

83.2 -> 105 mcg

72.5 -> 85.4 mcg

70.7 -> 132.8 mcg

14.2 -> 110.6 mcg

Değişimdeki miktar bir şekilde çıkarılan implant sayısıyla ilişkili görünmektedir. Bu sayılar çıkarılan 6 adet implant’a kadardır.

SONUÇ

Diş implantlarının yerleştirilmesinin direkt sonucu olarak bir hastanın ölümcül anaerobik bakteriye maruz kalıp kalmadığının tespiti için gerçekleştirilen bu çalışma türünün  ilk örneğidir.

DNA testleri kesin olarak göstermiştir ki, bu anaerobik bakteriler implant yerini çevreleyen dokularda mevcuttur. Dahası, bu anaerobik bakteriler sayısız hastalığa atfedilmiştir. Toksik Elementleri Araştırma Vakfı, bu gözlemlerden yola çıkarak, diş implantlarının hastalara tehlikeli olduğu ve bunların güvenli olduğuna dair yeterli sayıda uzun vadeli çalışma yapılana kadar kullanımlarının ivedi olarak durdurulması gerektiği sonucuna varmıştır.

Yine bu gözlemler göstermiştir ki diş hekimliği mesleği metalik implantların ve ölü kemiklerin kullanımını yeniden değerlendirirken, toksikoloji ve biyokimya meslekleriyle birlikte çalışmalıdır. İmplantların kullanımı bırakılmadığı sürece, TERF, yapay ya da ölü kemik ya da metalik implantın yerleştirilmesinden önce ve bir hafta sonra en azından basit kan testlerinin (tam kan sayımı) yapılmasının hastanın vücudunun bu yerleştirilen malzemeyi nasıl karşıladığının göstergesi olacağına inanmaktadır. ” (2)

Bu önemli çalışmayı ilk defa türkçe olarak arzettikten sonra, integratif ve bütünsel bakışı benimsemiş fonksiyonel bir hekim olarak holistik (bütünsel) diş hekimliği ile ilgili ele aldığım tüm makalelerde şunu önemle tekrar tekrar vurgulamak istiyorum. Özellikle kronik bir hastalığınız var ise, diş ile ilgili toksik maddelerin temizlenmesi ile ilgili tedaviler, multi-disipliner yani çok branşlı bir yaklaşım gerektirir. Yani bu bir ekip işidir. Bu ekipte hem holistik bir diş hekiminin, hem de bütüncül bir hekimin bulunması şarttır. Bazen, postüroloji ve manuel terapi uzmanları gibi farklı ek branşlar da gerekebilir. Her birinin farklı rolleri olduğu gibi, ortak almaları gereken kararlar ve bazen de holistik diş hekiminin ve diğer branşların, bütüncül tıp hekiminin kararına uyması gereken durumlar da vardır. Doğru ve sağlıklı sonuçlara ancak, uyumla, doğru bilgiler ve doğru aşamalar doğrultusunda yapılan bir ekip çalışması ile ulaşabilirsiniz. Aksi takdirde hastalığınız çok daha kötüye gidebilir.

Unutmamak gerekir ki, özellikle diş sağlığı ile ilgili doğru bilgilere ve bu bilgileri kişiye özel en doğru şekilde uygulayan hekimlere ulaşmak ta büyük bir nimettir. Zira, özellikle sanat sahibi ve doğru bilgiler ile donanmış gerçek holistik (bütünsel) diş hekimleri bu devirde elle sayılacak kadar azdır. Aramak önemlidir ama bunları bulmak sadece aramak ile de olmaz. Şifâyı veren ve şifânın nedenlerini kolaylaştıran ALLAH’A yönelip, doğru bilgilere ve sanat sahibi gerçek hekimlere ulaşmak için dua etmemiz ve günahlarımızdan arınınmaya çalışıp, Rabbimizin bize verdiği nimetleri hatırlayıp şükreden bir kul olmaya çalışmamız da çok önemlidir.  Çünkü ALLAH dilemedikçe sürekli eksik ve yanlış bilgilere ve sürekli yanlış uygulayıcılara denk geliriz.

Ancak, böyle bir ekibe muvaffak olmadan önce diş ile ilgili zararlı maddelerin ve yanlış tedavilerin zararlı etkilerini azaltmak için herkesin hayat boyu uygulayabileceği temel 3 şey şudur:

1- Toksinlerden uzak durmak. Zira diş ile ilgili toksik maddelerin saçtığı tehlike vücuda yeter de artar da. Ateşe benzin dökercesine buna ilave yapmamak için toksik gıdalar, çevresel toksinler ve duygusal toksinler başta olmak üzere tüm toksinlerden elden geldiğince uzak durmak gerekir.

2- Ağız ve diş temizliğine aksatmadan özen göstermek.

3- Dozunda alınan zengin montmorillonit mineralli tıbbi bentonit kil. Bunun 5 şekilde alınması gerekir:

  • Dahili olarak su ile seyreltilmiş şekilde.
  • Harici olarak tüm vücuda uygulama şekli ile.
  • Çekme yöntemi ile. Yani ağızda iyice bir miktar 20-30 dk bekletilip tükürülür.
  • Gargara yöntemi ile. Özellikle boğazdaki bakterileri kendisine çekmesi için.
  • Diş macunu olarak yemeklerden önce ve sonra.

Tıbbi bentonit kil, ağızda kullanılan farklı metallerden salınan toksik ağır metal iyonlarını,  anaerobik bakterileri ve bu bakterilerin ürettiği toksik maddeleri sünger gibi içine çekerek (absorbsiyon ederek) ve mucizevi bir şekilde mıknatıs gibi kendi üzerine çekerek (adsorbsiyon ederek) başka hiçbir doğal maddenin yapamadığı çifte bir mekanizma ile yan etkisiz bir şekilde en güvenli detoksu sağlar. O kadar güvenlidir ki, montrmorillonit mineralinden zengin tıbbi kalitede bir bentonit kili dozunda alındığı sürece çocuklar ve hamileler bile zerre endişe etmeden hayat boyu tüketebilir.

Elbette tıbbi bentonit kil tek başına tedavide yeterli değildir. Çünkü bataklığı kurutup ağız içindeki bozucu alan oluşumuna neden olan tüm toksik maddelerin kişiye uygun tedaviler ve kişiye uygun aşamalar ile yok edilmesi ve kişiye özel bio-uyumlu alternatifler kullanılmalıdır. Bu da yetmez, bu zararlı maddelerin vücudun diğer doku ve organlarına verdiği zararlar da yine kişiye uygun tedaviler ve kişiye uygun aşamalar ile fonksiyonel ve bütünsel olarak tedavi edilmelidir.

Hayırlı şifâlar dileğimle …

Cemil A. Sülemi
Bio-Dostu İntegratif Tıp & USR Metodu & ESR Terapisi Mucidi & Eğitmeni | Fonksiyonel Tıp Hekimi | Danışman | Yazar
e-posta: eniyitedavi@gmail.com

Dipnot:

(1) Bakterilerin az veya hiç oksijen olmayan yerlerde yetişen bakteri türüdür.

(2) TOXIC ELEMENTS RESEARCH FOUNDATION DISCOVERS HIDDEN DANGERS WITHIN DENTAL IMPLANTS, Toxic Element Research Foundation (TERF), Online yayınlanmış Implants News Release adlı pdf dosyası.

HOLİSTİK (BÜTÜNSEL) DİŞ HEKİMLİĞİ İLE İLGİLİ  DİĞER MAKALELER:

h_holistikdishekimligi-nedir2

h_dis-otoimmun-iliskisi5

h_civa-ile-kandida-dansi1

kanal-tedavisi-kulucka1.1

h_kavitasyonlar1-1

h_yorgunluk-dis-iliskisi2

CIVA VE KANDİDA’NIN VÜCUTTAKİ ROMANTİK DANSI

Uzmanlar Ne Der?

“Kandida tedavisi üzerine uzmanlaşmış kimi hekimlerin klinik gözlemi, kronik Kandida problemi olan hastalarının %98’inde cıva zehirlenmesi olduğu şeklinde.”
Dr. John P. Trowbridge

“Diş dolgularındaki cıvadan çıkan buharın vücuttaki tahribatı pekçok koldan gerçekleşiyor ki bunlardan en hafifi, cıvaya doyamayan bakteri, maya ve mantarları beslenmesi. Cıva, Kandida mantarlarının çoğalıp büyümesini sağlarken, bir yandan da cıvayı sarıp absorbe eden bu mantarlar vücudu bir yere kadar cıva zehirlenmesinden korumuş da oluyor. Ta ki doyup, tuttukları cıvayı yeniden, bu defa organik haliyle vücuda salana kadar. Cıvayla beslenen Kandida gitgide daha virülan hale geliyor ve sonunda bağırsak duvarını penetrasyonla geçerek hücreleri işgal etmeye başlıyor. Yerleştikleri hücrelerde kendilerini evlerindeymişçesine rahat hisseden bu fungal mikroorganizmalar kanser oluşumunun da temel karakteristiği olarak kabul ediliyor bugün.”
Dr. Mark Sircus

“Tuhaf ama Kandida orada hayatınızı kurtarıyor aslında. Metilcıvayı alıp daha az toksik (fakat hala toksik olan) formuna çeviriyor. Bakteriler ise bunu alıp yeniden metilcıva haline döndürüyor, sistem bu şekilde ileri-geri gidiyor sürekli. Ağızda amalgam dolgu varken Kandida vücuttan elimine edildiği takdirde cıvanın olumsuz etkisine karşı bu mantarların koruyucu etkisini kaybetmiş oluyorsunuz ve aslında eskiye göre sağlığınız da daha iyi hale gelmemiş oluyor. Karışık bir konu, fakat evet, cıva ve kandida arasında kesinlikle ilişki var.”
Diş hekimi Hal Huggins

CIVA GERÇEKLERİ

Son 500 yılda vücutlarımızda biriken toksik metal yükü 1000 kat arttı. Bunların başında da kurşun, kadmiyum, alüminyum ve cıva geliyor.

İnsan dokusunda depolanan cıvanın %90’dan fazlası amalgam diş dolgularından geliyor.

Sistemde cıvanın olması; bilinen diğer tüm ağır metallerin, zenobiyotiklerin (çevre kaynaklı toksinlerin) ve biyotoksinlerin (fungal toksinler ve virüslerin ürettiği toksinler gibi mikroorganizmalar), gıdalarda kullanılan koruyucuların, aspartam, gıda boyaları, flor vs gibi eksitotoksinlerin toksisitesini ve yaratacağı tahribatı arttırıyor.

Nörotoksinler herhangi bir hastalığın ortaya çıkmasını da ağırlaşmasını da sağlayabilir. Hissizleşme/uyuşma ve yanma hissi, bitkinlik, depresyon, insomnia ve hafıza kaybı kronik cıva zehirlenmesinin semptomları arasındadır.

Ağır metalin vücutta yoğunlaştığı yerde immün hücreleri kandan, oksijenden ve besleyicilerden mahrum kalarak görev yapamaz hale gelir. Bu alanlar ise havasız ortamda yaşayan (anaerobik) mikroplar, mantar ve virüsler için vahadır.

Kemikteki kalsiyum çekilip kemik erimesine doğru giderken, toksik metaller bu eksilen doğal minerallerin yerini alarak kemik dokusuna yerleşir.

Sistemdeki oksidatif stres miktarını belirleyen cıva iyonlarıdır. Cıva ortamdan çıkarıldığında oksidatif stres de normal seviyeye döner.

Yağ asidi kompleksi EPA’nın vücutta dönüşümünü sağlayacak enzim, cıva toksisitesinin yok ettiği ilk enzimdir. Kırmızı ve beyaz kan hücrelerimizin detoksifikasyon sürecinin vazgeçilmesi olan oksijen iletimi ve kan akımını düzgün yapabilmesi için gerekli hücre esnekliğini kendilerine sağlayan EPA ve DHA’dır oysa. Kandida oksijenli hücrede yaşayamaz.

Kaynak: Vitamingiller

HOLİSTİK DİŞ HEKİMLİĞİ İLE İLGİLİ MAKALELER:

h_holistikdishekimligi-nedir2

h_dis-otoimmun-iliskisi5

h_implant-tehlikeleri1-2

kanal-tedavisi-kulucka1.1

h_kavitasyonlar1-1

h_yorgunluk-dis-iliskisi2

OTOİMMÜN HASTALIKLAR İLE DİŞLERİN İLİŞKİSİ

Otoimmün hastalıkların bir çok bulmaca parçası vardır. Öyle ki, bu bulmaca parçalarının bir tanesini bile çözümsüz bırakmak, otoimmün hastalığınızın kısmen veya bazen hiç iyileşmemesine neden olabilir.

Ne yazık ki, konvansiyonel diş hekimlerinin ve konvansiyonel tıp hekimlerinin çoğu tarafından göz ardı edilen ve aslında pek bilinmeyen, ancak, bazen otoimmün hastalığı olan kişilerde,  en temel kök nedenlerden biri olabilen neden de diş ile ilgili toksik maddelerdir.

Toksik diş tedavileri sadece otoimmün hastalıkların değil, birçok sistemik ve tedavisi imkansız sanılan kronik, komplike ve sistemik hastalıkların da en temel altta yatan nedenlerinden biridir.

Bu makalede diş ile ilgili toksik (zehirli) maddelerin otoimmün hastalıklar ile ilişkisini ele almak isteriz. Bu makale konu ile ilgili türkçe ele alınmış yeni bilgileri içeren bir makale olması açısından her satırını dikkatlice okumanız rica olunur.

Kendisi toksik (zehirli) olan veya toksisisteye neden olan diş ile ilgili en temel maddeler, cıvalı amalgam dolgular, nikel kaplamalar, bio-uyumu olmayan kompozit dolgular, kanal tedavili ölü dişler, bu dişlerin etrafını saran ölü bağ olan periodontal ligamentler, kavitasyonlar ve diş implantlarıdır.

Diş ile ilgili toksik maddelerin nasıl otoimmün hastalıklara yol açtığı ile ilgili makalemizi, dünyaca ünlü Dr. Hal Huggins’in kurduğu Toksik Elementleri Araştırma Vakfı’nın yapmış olduğu çok önemli bir çalışma ile başlıyoruz.  Sözü şimdi Toxic Element Research Foundation (TERF), yani Toksik Elementleri Araştırma Vakfına bırakıyorum:

“KAN VE DNA BİLGİLERİ, DİŞ İLE İLGİLİ MADDELERİN OTOİMMÜN HASTALIKLARA YOL AÇABİLDİĞİNİ GÖSTERİYOR

Tedavi edilemeyen otoimmün hastalıkların, diş müdahaleleri ile iyileşme kaydetmesi ile ilgili gözlemler, diş hekimliğinde kullanılan toksik (zehirli) maddeler ile otoimmün hastalıkların oluşumu  arasındaki ilişki hakkında bilimsel çalışma yapmaya teşvik etmiştir. Öyleki bazı otoimmün hastalıklar, gerçekten “diş ile ilgili”dir ve “tıbbi” değildir. Ama hastanın tedaviye yanıtını en iyi şekilde düzenlemek ve hastalığı ortadan kaldırmak için her iki mesleğin en yüksek çabalarına ihtiyaç vardır. Bu, özerklik üzerine düşmanlık oluşturdu. Bunun anlamı şudur: Profesyönel Rekabet. Peki, sonuçta kim kazanır ? Hiç kimse. Kim kaybeder ? Herkes. (1)

Toksik Element Araştırma Vakfının hedefi, gözlemlerini kan kimyasındaki değişiklikler üzerinden bilimsel bir şekilde açıklamaktır. Bu vakıf, adı bilinmeyen bir filozofun şu düşünme tarzı ile düşünmeyi teşvik eder: “Eğer yaptıysan, eski haline döndür”. (2)

DİŞ HEKİMLİĞİNDE KULLANILAN MADDELER NASIL OTOİMMÜN HASTALIKLARA YOL AÇAR ?

Otoimmün hastalıkar veya kişinin kendi bağışıklık sisteminin kendisini yok ettiği durumlar her geçen yıl daha da yaygınlaşıyor. Bazı çeşitleri yıllık %10 gibi artış göstermektedir. ALS (amyotrofik lateral skleroz) ya da diğer ismiyle Lou  Gehrig’in hastalığı (20 yıl önce nispeten bilinmiyordu) bunlardan biridir. ALS insanın maruz kalabileceği en kısır hastalıklardan birisidir. ALS hastalığı, yıllık başlangıç sayılarına baktığımızda, Multiple Skleroz (MS) hastalığından daha da yaygınlaşma başlamıştır. Peki bunun nedeni nedir ? Bunun nedenleri her yıl daha da netleşmeye başlamıştır ve sonuç o dur ki bu hastalık çözümsüz bir hastalık değildir.

Otoimmün hastalıklardaki “oto” kelimesi size işaret ederken “immün” ise immün (bağışıklık) sistemine veya kan dolaşımınızda dolaşan beyaz kan hücrelerine işaret eder. Otoimmün hastalıklarda olan odur ki; sizin beyaz kan hücreleriniz kendi hücrelerinize saldırır ve onları yok eder. Sizin kendi sinir sisteminiz, hormonal sisteminiz kısaca herhangi bir hücreniz immün (bağışıklık) sisteminiz tarafından düzenlenen saldırının hedefi haline gelebilir. Şuanda yapılan tedavi nedir ? Kendi iyi dokularınızı öldüren immün (bağışıklık) sisteminizin hücrelerini öldürmek.

Toksik Element Araştırma Vakfı (TERF), toksik bir metalin veya toksik bir kimyasalın normal bir hücreye bağlanması halinde bu hücrenin “öz hücre” konumundan “öz olmayan hücre” konumuna dönüştüğünü keşfetmiştir. Diş hekimliğinde kullanılan birçok maddenin bu dönüşümü sağladığı ve böylece otoimmün hastalıkların oluşumuna neden olduğu kanıtlanmıştır. Otoimmün hastalıkları bilinen bir tetikleyicisi olan cıva, gümüş cıva diş dolgularından 7 gün 24 saat boyunca salınmaktadır ve öyle yüksek dozda salınmaktadır ki, bu doz bu reaksiyona neden olacak kadar yeterli büyüklüktedir. İlave olarak, kanal tedavisi yapılmış tüm dişlerin ve bu dişlere bağlı olan periodontal bağların birden fazla anaerobik bakteri içerdiği de keşfedilmiştir. Bu, nedensel çalışmalar için başka bir kapıyı açmıştır. Zamanımızın diş hekimliği, üyelerine, her yıl 60 milyon kanal tedavisi yapmalarını “önermektedir”. Bu toksisitenin (zehirlenmelerin) bu şekilde çığ gibi yayılması daha çok tedavi edilemeyen otoimmün hastalıklara neden olmaktadır. Toksik Element Araştırma Vakfı (TERF) konuşmacısı Hal Huggins, DDS, MS, bunu şöyle açıklıyor:

Otoimmün hastalıklar ile 40 yıldır uğraşmam sonucu farklı düşünmeme başladım. İmmün (bağışıklık) sistemi herkesin dostudur. 80’lerin sonlarına doğru üniversiteye tekrar dönüp immünoloji ve toksikolojiyinin önemi üzerinde duran ek bir derece almak benim birkaç yılımı aldı. Peki bunu neden yaptım ? Çünkü diş dolgularının birçok otoimmün hastalıklar ile ilişkisi benim için daha belirgin hale gelmişti. Bu mümkün müdür ? Hem diş hekimliği hem de immünoloji üzerine aldığım eğitim ve binlerce hasta üzerindeki gözlemlemelerim bu ikisi arasında ilişki olduğu kanaatine varmamı sağladı. Otoimmün hastalıkların bu potansiyel nedenlerini ortadan kaldırıp, immün (bağışıklık) sistemini öldürmek yerine onun iyileşmesini desteklediğinizde, otoimmün hastalığı olan kişilerin belirtilerinde gerileme ve kan tetkiklerindeki düzelmelerin meydana gelmesi, bu kanaatimi daha çok pekişti. İmmünoloji üzerine aldığım eğitim, diş hekimliği ve tıp arasında köprü oluşturdu. Bu köprü, bana otoimmün hastalığı olan insanların durumlarının düzelmesinin münkün olduğunu ve birçok otoimmün hastalıktan korunabilmenin mümkün olduğunu da güçlü bir şekilde gösterdi. Bu köprü, iki meslek arasında düşmanlık oluşturdu, çünkü her biri kendi özerkliğini sürdürmek istedi. Gerçek o dur ki bu “tıbbi” hastalıklar gerçekte “diş ile ilgili” olabilir ve tedavi her iki mesleğin takdim edebileceği en iyi seçenekleri kapsamalıdır. Hasta ilk önce “ilk önce zarar verme” ilkesini düşünmelidir. İkinci şey ise “Eğer yaptıysan, tekrar geri döndür” kuralı olmalıdır.

Neden birçok otoimmün hastalığı diş menşelidir diyorum ?

Gelin otoimmün hastalıkların nasıl oluştuğuna bakalım. Hücrelerimizin çoğu kişisel lisans plakasına sahiptir. Buna temel doku-uygunluğu bileşeni, yani Majör Histokompatibilite Kompleksi (MHC) denir. Bu 5 haneli kod bizim genetik kimlik numaramızdır. Bizim immün (bağışıklık) sistemimiz, vücudumuzda herhangi bir işgalci olup olmadığından emin olmak için, 30 trilyon hücremizi günde 3 kez kontrol eder. İşgalci olarak kıymığı örnek verebiliriz. Size batan bir kıymığın, MHC kimlik kodu yoktur ve bu yüzden beyaz kan hücreleri size batan kıymığa hücum eder, onu eritir ve ortadan temizler. İşte bu şekilde iyileşirsiniz.

Diş hekimliğinde kullanılan maddeler ile ilgili problem en yaygın olarak cıva dolguları ile ilgilidir. Ancak, diş hekimliğinde kullanılan birçok başka madde de (özellikle anaerobik bakteri içeren kanal tedavisi yapılmış dişler) aynı olayın meydana gelmesine neden olmaktadır. Yaygın olan “gümüş renk” diş dolguları gerçekte %50 cıva içermektedir. Cıva, bu dolgulardan, yemek yerken basınç ile, sıcak bir içecek içerken veya sıcak bir gıda yerken ısı ile ve her dolgu, 5 farklı metalin “elekrolit” içinde veya elektrik akımını ileten (tükürük gibi) bir solüsyon içinde olduğundan elektriksel olarak açığa çıkar. Bu dolgular aslında cıvayı 7 gün 24 saat sızdıran ufak pil gibidir. Ne kadar mı ? Singapurda Dr. Chew’in (diş hekimi değil) yaptığı bir çalışmaya göre her bir dolgu her gün 34 mikrogram cıva sızdırır. Peki, sinir hücrelerinde otoimmün bir yanıtın oluşabilmesi için ne kadar cıva alımı gerekir ? Arkansas üniversitesinden Dr. Louis Chang’a göre 1 mikrogram bunun için yeterlidir. Ortalama bir amerikalıda ortalama 8 dolgu olduğunu düşünürsek, 8 kere 34 mikrogram immün (bağışıklık) sistemi için oldukça ciddi bir meydan okumadır.

Otoimmün bir hastalık şu senorya ile gelişir. Bir atom cıva (C) dolgudan sızar. Buhar formunda olduğu için akciğerlere gider. Akciğerlerden kan dolaşımına gider ve böylece tüm vücuda giriş sağlar. Cıva, özellikle sinir sistemini çekici bulur. Yüzeyinde sülfür molekülü olan güzel bir sinir hücresi bulduktan sonra bu sülfür moleküllerine bağlanır. Bu olay o sinir hücresinin MHC olarak bilinen Majör Histokompatibilite Kompleksini (Temel Doku-Uygunluğu Bileşenini) değiştirir. Bu sinir hücresi bu etaptan sonra sizin öz hücreniz değildir. Artık yabancı kodlu yabancı bir hücre’ye dönüşmüştür ve böylece yok edilmelidir.

Lenfositler, beyaz kan hücrelerinin bir çeşididir. Bunların görevi yabancı hücreleri aramaktır. Dün 5 kodlu olan sizin sinir hücreniz “L-e-y-l-a”, şimdi “LeylaK” olmuştur yani artık bir işgalci haline dönüşmüştür. Vücutta birçok tescilli marka listesi vardır. Bu lenfositler bu markalardan birinin kesesinden bir “bayrak” alır ve yabancı hücre olan Leylak hücresine bunu asar. Bir müddet sonra bir nötrofil (adı uzun olduğu için kısaca buna PMN denir) yüzer ve sinyalleri ile bu üzerinde bayrak olan işgalciyi yok etmeye odaklanır ve bu işgalciyi yutar. İşgalciyi yutmak için etrafını tamamı ile sarması ve onu iç hücresine çekmesi gerekir. İmmünoloji dilinde buna “PMN, şu an işgalci olarak tanımlanan hücreyi fagozite etti” denir. PMN’nin içinde artık işgalci vardır. Bizim durumumuzda bu “Leyla” kodundaki sinir hücresi ve ona bağlanmış olan 1 atom cıvadır. Enzim denilen kimyasallar “LeylaK” kodlu hücreye onu eritmek üzere saldırır. Bu işgalci “sindirilip” minik kimyasal parçacıklar haline dönüştürüldükten sonra, beyaz kan hücresi olan PMN tarafından, karaciğer ve böbrekler ile atılmak üzere kan dolaşımına salınır. “LeylaK” kodlu ve eskiden “Leyla” kodundaki sinir hücresi artık yoktur. Leyla’nın şimdi otoimmün hastalığı vardır. PMN’ler cıvanın istila ettiği sinir hücrelerini yok etmektedir. Şimdi bu yüzden ölüme mi mahkum edilmedilir ? Günümüzün ilkelerine göre evet. Diğer seçeneklere göre hayır. O restore edilebilir.

Peki, tek kötü kişi cıva mıdır? Elbette hayır. Diş hekimliğinde kullanılan birçok metaller (bakır, nikel, berilyum, alüminyum) potansiyel olarak aynı sahnenin oynanmasına neden olabilir. Bir asır önce periodontal ligamentte yaşayan bakteriler de aynı şeyleri yapabilmek ile suçlanmıştı. Bugünün DNA ile etiketleme çalışmaları anaerobik bakterilerin periodontal ligamentte varlığını ve kendilerince iyi bir hayat sürdüklerini ama bizim de kötü yaşamamıza neden olduklarını teyit etmiştir.

img_disin-bolumleri1

Dişler kemiklere direkt olarak bağlı değildir. Dişlerden de kemiklerden de bazı lifler çıkar ve içiçe geçerek periodontal ligament denilen hamağı oluşturur. Ölen, ölmüş veya kanal tedavisi yapılmış dişler dünyanın en kötü anaerobik (oksijensiz ortamlarda daha iyi yaşayabilen) bakterileri üretir. Bu bakteriler besinlerinin hazır olduğu periodontal ligamentlere taşınır ve ne antibiyotikler ne de beyaz kan hücreleri artık onları orada rahatsız edemez.

Bazen bir bakteriyel ürün bile bir hastalığa yol açabilir. Buna örnek kızamık virüsleri, polio virüsleri ve strep pnömonidir. Tıp bazı yıllar önce böyleydi. Bir mikrop, bir hastalık ve tedavi için bir ilaç. Bugün ise, görünen o ki, bakteri grupları ele ele verip, diş ile ilgili toksik (zehirli) maddelerin yardımı ile sağlığa saldırmaktadırlar. Belirli bir protokol çerçevesinde, diş ile ilgili toksinler (zehirler) ortadan kaldırıldığında, kan tetkiklerindeki – özellikle bağışıklık sistemi ile ilgili – değişiklikler gözlemlendiğinde bu belirgin bir hale gelmiştir. Ancak bu protokolü biraz doğru uygulamazsan bakteriler her zaman kazanır. (3)

Artık bu teke tek bir savaş değildir. Bugün otoimmün hastalıklarından artış gösteren en kötü hastalığa bakmak istersek – ki benim fikrimce bu Lou Gehrig’in hastalığıdır – bu hastalığın oluşumunda bir ekip işbirliğinin olduğunu görürüz. Kanal tedavisi yapılmış dişler, DNA testinden geçirildi ve 1 diş yerinde 50 değişik anaerobik bakteri bulundu. Bu bakteriler temel olarak ligamentlerde bulundu.

Kavitasyonlar kemik bölgesinde bulunan çukurumsu bir bozukluktur. Genelde 20 yaş dişleri çekilmesinden sonra oluşur ve genelde sık sık anaerobik bakteriler ile kaplıdır. Sizce ne kadar ? On tane bile bazı vakalarda çoktur. Ama ALS gibi vakalarda, güncel DNA araştırmamız sonucu 50’den fazla ve bazen 75 farklı bakterinin bu kemiksel bozukluk bölgesinde bulunduğu tespit edildi. Vücut bu kadar çok meydan okumaya karşı kendisini nasıl koruyabilir ? Cevap: Koruyamaz.

SONUÇ: Neden cıvayı kullanmayı bırakmıyoruz? Neden 20 yaş dişleri, ölü dişleri veya kanal tedavisi yapılmış dişleri  çekerken periodontal ligamentleri de çıkartmıyoruz? Cerrahi işlem bittikten sonra ligamentleri çıkartmak sadece 3 veya 4 dakika alır ama otoimmün hastalıkların yol açtığı yavaş ölümün acısını ve ızdırabını teskin edebilir. Kanal tedavilerin maddi getirimleri mi sizin için daha ödüllendirici yoksa size güvenen bir hastayı hayatı boyunca otoimmün hastalıklar ile boğuşmaktan kurtarmak mı ? Otoimmün hastalıkları sadece cıvadan veya kanal tedavilerinden dolayı oluşmuyor ama hangi oran kabul edilebilir ki ? Otoimmün tepkiler kişinin ağzındaki cıva veya kanal tedavisi yapılmış dişler ile tespit edilebilir. Yaşınıza göre direnciniz nasıl ? Gelecek yıl daha çok mu yaşlanmak istersiniz yoksa sağlıklı mı kalmak istersiniz ? Seçim sizin.” (4)

Bu açıklamalardan anlaşıldığı üzere, otoimmün hastalıklarda, bağışıklık sistemimiz kafayı yeyip şaşırmıyor. O, sadece üzerine düşen vazifeyi yapıyor. Üzerine düşen vazifeyi yapan bağışıklık sistemimize “kapa çeneni” deyip kortizon vb. “ilaç” zannedilen toksik kimyasallar ile susturmaya çalışmak sizce ne kadar mantıklıdır ? Ama kendini modern lanse eden ve bilimsel olduğunu yutturmaya çalışan konvansiyonel batı tıbbının yaptığı aynen budur. İmmün sistemi yani bağışıklık sistemi onlara göre çığırından çıkmıştır ve bunun nedeni araştırılmaz. Onlara göre tek çare bu çığırından çıkan immün sistemini yani bağışıklık sisteminizi susturmaktır. Ancak, asıl ve doğru çözüm hücrelerinizi bu farklı toksinlerin istilasından kurtarıp, detoksifikasyon sisteminizi onarmak ve bu şekilde immün sisteminize yani bağışıklık sisteminize ve sonunda kendinize rahat uyku sağlamaktır.

Otoimmün hastalıklara neden olabilen bir başka diş ile ilgili madde ise diş implantlarıdır. Holistik (bütünsel) diş hekimlerinin, titanyum gibi metal diş implantları başta olmak üzere, tüm diş implantlarının da otoimmün hastalıklara neden olabileceği yönünde görüşleri ve bilimsel çalışmaları vardır. (5)

Dr. Robert Kulacz (D.D.S.) ve Dr. Thomas E. Levy’nin (M.D., J.D.) ortak kaleme aldıkları “Hastalığın Kökleri, Diş Hekimliği ve Tıbbın Birleştirilmesi” adlı kitaplarından (sayfa 120) bunu şu şekilde izah ederler:

“Diş implantları ile ilgili diğer bir sorununda bu işlemin kendisi ile ilgili olduğu gözükmektedir. Kemiklerin ürediği bir bölgeye yabancı bir maddeyi bilerek sokmanın sonucunda, vücudun verdiği bazı tepkiler, tahmin edilen ve beklenen bir sonuçtur. Diş implantı uygulanan her hastanın bağışıklık sistemi, bu çene kemiğine sokulan yabancı maddeye karşı her zaman farklı derecede tepki gösterecektir. Bağışıklık sistemi de zaten bu işlem için dizayn edilmiştir. İmplantlardan metalik iyonlar salınıp, vücuttaki normal dokulara bağlandığında, bu tepki, otoimmün bir hal alacaktır. Tüm hastalar, çene kemiklerine sokulan malzemelere karşı aynı tepkiyi göstermese belirli derecelerde etkileşim her zaman beklenmektedir. Dahası, başka hastalıklardan dolayı bağışıklık sistemleri ciddi derece zayıflamış kişilere, bir veya birden fazla diş implantı sokularak, bağışıklık sistemlerine açılan ek meydan okumalar çok ciddi klinik sonuçlara yol açabilir. İmplantların çoğunun zehirli etkilerinin otoimmün tepkinin ötesinde olduğu da iyice bilinmelidir.” (6)

Öte yandan, Toksik Elemetleri Araştırma Vakfının, diş implantlarının zararları ile ilgili hazırlardıkları bir yayından çok çarpıcı bir bölümü aktarmak isterim.

“Kolorado Üniversitende Profesör olarak ve ilerleyen zamanda dekan olarak görev yapmış Dr. Douglas Swartzendruber’a “Diş implantları ne kadar güvenilir?” sorusu yöneltilmiştir. Prof. Dr. Douglas Swartzendruber, diş hekimliğinde kullanılan malzemelerin, bağışıklığın kandaki tepkisine göre, güvenli olup olmadığını test eden kan tahlilini geliştiren ekipte denetleyici olarak görev yapmıştır. Ona yöneltilen bu soru, özellikle bağışıklığın tepki göstermediği metaller ile ilgiliydi ve bağışıklığın tepki göstermediği bu metallerin implant olarak kullanımının kabul edilebilir olacağı düşünülerek böyle bir soru yöneltilmişti. Prof. Dr. Douglas Swartzendruber’ın cevabı şaşırtıcı idi:

“Kemiklerin içine yerleştirilen her şey otoimmün yanıta neden olur. Tek fark bu yanıtın oluşması için gereken vakittir”.

Bunun üzerine ona “Otoimmün hastalıkları mı kastediyorsun?” diye sorulduğunda, o da “Otoimmün yanıtın anlamı da budur” diye cevap verdi.

Bunun üzerine ona “Kandaki bağışıklık uyumu testi bunların güvenli olduğunu göstermiyor mu?” diye sorulduğunda ise, o şu şekilde cevap vermiştir:

“Bunları ağız içinde köprü veya diş tacı (kron) olarak kullanmakta bir sorun yoktur. Bu şekilde kullanıldığında bunlar vücudun dışındadır. Ancak, kemiklere, herhangi birşey yerleştirdiğinizde, bağışıklık sisteminin “sen kemik olarak kayıtlı değilsin, yani yabancı bir cisimsin ve bu yüzden kaldırılman gerekir” diyerek, “otoimmün bir tepki” oluşturmasına neden olursunuz.” (5)

Diş implantlarının, otoimmün hastalıkların ötesinde sağlığa verdiği ciddi zararları da farklı bir makalede daha detaylı ele almak isteriz.

Sonuç olarak, diş tedavisinde, genel olarak, mutlaka bio-uyumlu yani vücuda maddesel olarak zarar vermeyen malzemeler kullanmak gerekir. Bu da yetmeyebilir, çünkü farklı maddeler genel anlamda bio-uyumlu olsa da, bazı kişilerin bağışıklık sistemlerine uyumlu olmayabilir. Holistik (bütünsel) diş hekimliği kişiye özel bir yaklaşım olduğu için kişiye özel ayrıntılar da mutlaka her zaman bulunmaktadır.

Şunu da bilmelisiniz ki, cıvalı amalgam dolgular gibi, ağzınızda önceden bilmeyerek bulundurduğunuz toksik maddeleri, standart yöntemler ile ağzınızdan çıkartmak, hastalığınızın daha da kötüye gitmesine neden olabilir. Özellikle cıvalı gümüş dolgular, ağızdan, doğru ve özel yöntemler ile çıkartılmaz ise, bu hem diş hekimine hem de hastaya ciddi zararlara yol açabilir. Çünkü uygulanan standart işlem sırasında, havaya ve hastanın ağzının içine parçacık ve buhar olarak ciddi anlamda cıva salınımı meydana gelmektedir. Dolayısıyla hem tedavi ortamı için, hem hasta için, hem de holistik diş hekimi için özel güvenlik önlemleri alınmalıdır.

Bu güvenlik önlemlerinin en meşhuru, Dr. Huggins’in geliştirdiği özel güvenlik önlemleridir (Dr. Huggins’in, cıvalı amalgamı sökme öncesi uyguladığı intravenöz sentetik c vitamini tedavisini önermediğimi de burada belirtmek isterim. Bunun daha doğal alternatifleri vardır. Burada işlem esnası uygulanan önlemlerden bahsetmekteyim, tedavilerden değil. Yoksa bağışıklık sistemini destekleyici tedaviler kişiye özel olarak ve bu bireyi bütüncül olarak teşhis eden hekimin işidir).

International Academy of Oral Medicine and Toxicology (IAOMT) yani Uluslararası Oral Tıp ve Toksikoloji Akademisi de, Safe Mercury Amalgam Removal Technique (SMART) yani Güvenli Amalgam Sökme Tekniği kısaltması olan SMART tekniğini geliştirmiştir. SMART tekniği yıllar boyunca geliştirilerek, son olarak 6 aralık 2016’da 172 adet bilimsel çalışmaya dayanarak güncellenmiştir.

Çok araştırmama rağmen ülkemizde ne yazık ki ne Dr. Hal Huggins’in tavsiye ettiği önlemlerin tamamını ne de Uluslararası Oral Tıp ve Toksikoloji Akademisi’nin 172 bilimsel kaynağa dayanarak geliştirmiş olduğu SMART tekniğini uygulayan hiç bir diş hekimi bulamadım. Umarız çok yakında ülkemizde hem SMART tekniğini hem de Dr. Hal Huggins’in tavsiye ettiği önlemleri uygulayan diş hekimlerini bulma fırsatımız olur. Zira sadece rubber dam takıp soğuk işlem uygulamak ile holistik (bütünsel) diş hekimi olunmaz.

Aşşağıdaki şu resimler, size, cıvalı amalgamı sökme işlemi esnasında uygulanan güvenlik önlemlerinin ciddiyetini bir nebze olsun hissettirebilir.

RESİMLERİ BÜYÜLTMEK İÇİN ÜZERLERİNE TIKLAYINIZ

img_amalgam-sokumu1

img_amalgam-sokumu2

img_amalgam-sokumu3

img_amalgam-sokumu4

img_amalgam-sokumu5

img_amalgam-sokumu6

img_amalgam-sokumu7
Ayrıca, işlem sırasında alınacak önlemler de yetmeyebilir. Zira, bu gibi toksik maddeleri, ağızdan çıkartmadan önce, mutlaka vücudun farklı dokularında birikmiş olan, toksik ağır metalleri vücuttan güvenli yöntemler ile arındırmaktan ve bağışıklık sistemini doğru ve etkin bir şekilde dengeleyip güçlendirilmekten anlayan bütüncül bir tıp hekiminin tedavisi de gerekebilir.

İntegratif ve bütünsel bakışı benimsemiş fonksiyonel bir hekim olarak holistik (bütünsel) diş hekimliği ile ilgili ele aldığım tüm makalelerde şunu önemle tekrar tekrar vurgulamak istiyorum. Özellikle kronik bir hastalığınız var ise, diş ile ilgili toksik maddelerin temizlenmesi ile ilgili tedaviler, multi-disipliner yani çok branşlı bir yaklaşım gerektirir. Yani bu bir ekip işidir. Bu ekipte hem holistik bir diş hekiminin, hem de bütüncül bir hekimin bulunması şarttır. Bazen, postüroloji ve manuel terapi uzmanları gibi farklı ek branşlar da gerekebilir. Her birinin farklı rolleri olduğu gibi, ortak almaları gereken kararlar ve bazen de holistik diş hekiminin ve diğer branşların, bütüncül tıp hekiminin kararına uyması gereken durumlar da vardır. Doğru ve sağlıklı sonuçlara ancak, uyumla, doğru bilgiler ve doğru aşamalar doğrultusunda yapılan bir ekip çalışması ile ulaşabilirsiniz. Aksi takdirde hastalığınız çok daha kötüye gidebilir.

Unutmamak gerekir ki, özellikle diş sağlığı ile ilgili doğru bilgilere ve bu bilgileri kişiye özel en doğru şekilde uygulayan hekimlere ulaşmak ta büyük bir nimettir. Zira, özellikle sanat sahibi ve doğru bilgiler ile donanmış gerçek holistik (bütünsel) diş hekimleri bu devirde elle sayılacak kadar azdır. Aramak önemlidir ama bunları bulmak sadece aramak ile de olmaz. Şifâyı veren ve şifânın nedenlerini kolaylaştıran ALLAH’A yönelip, doğru bilgilere ve sanat sahibi gerçek hekimlere ulaşmak için dua etmemiz ve günahlarımızdan arınınmaya çalışıp, Rabbimizin bize verdiği nimetleri hatırlayıp şükreden bir kul olmaya çalışmamız da çok önemlidir.  Çünkü ALLAH dilemedikçe sürekli eksik ve yanlış bilgilere ve sürekli yanlış uygulayıcılara denk geliriz.

Ancak, böyle bir ekibe muvaffak olmadan önce diş ile ilgili zararlı maddelerin ve yanlış tedavilerin zararlı etkilerini azaltmak için herkesin hayat boyu uygulayabileceği temel 3 şey şudur:

1- Toksinlerden uzak durmak. Zira diş ile ilgili toksik maddelerin saçtığı tehlike vücuda yeter de artar da. Ateşe benzin dökercesine buna ilave yapmamak için toksik gıdalar, çevresel toksinler ve duygusal toksinler başta olmak üzere tüm toksinlerden elden geldiğince uzak durmak gerekir.

2- Ağız ve diş temizliğine aksatmadan özen göstermek.

3- Dozunda alınan zengin montmorillonit mineralli tıbbi bentonit kildir. Bunun 5 şekilde alınması gerekir:

  • Dahili olarak su ile seyreltilmiş şekilde.
  • Harici olarak tüm vücuda uygulama şekli ile.
  • Çekme yöntemi ile. Yani ağızda iyice bir miktar 20-30 dk bekletilip tükürülür.
  • Gargara yöntemi ile. Özellikle boğazdaki bakterileri kendisine çekmesi için.
  • Diş macunu olarak yemeklerden önce ve sonra.

Tıbbi bentonit kil, ağızda kullanılan farklı metallerden salınan toksik ağır metal iyonlarını, anaerobik bakterileri ve bu bakterilerin ürettiği toksik maddeleri sünger gibi içine çekerek (absorbsiyon ederek) ve mucizevi bir şekilde mıknatıs gibi kendi üzerine çekerek (adsorbsiyon ederek) başka hiçbir doğal maddenin yapamadığı çifte bir mekanizma ile yan etkisiz bir şekilde en güvenli detoksu sağlar. O kadar güvenlidir ki, montrmorillonit mineralinden zengin tıbbi bir bentonit kili dozunda alındığı sürece çocuklar ve hamileler bile zerre endişe etmeden hayat boyu tüketebilir.

Elbette tıbbi bentonit kil tek başına tedavide yeterli değildir. Çünkü bataklığı kurutup ağız içindeki bozucu alan oluşumuna neden olan tüm toksik maddelerin kişiye uygun tedaviler ve kişiye uygun aşamalar ile yok edilmesi ve kişiye özel bio-uyumlu alternatifler kullanılmalıdır. Bu da yetmez, bu zararlı maddelerin vücudun diğer doku ve organlarına verdiği zararlar da yine kişiye uygun tedaviler ve kişiye uygun aşamalar ile fonksiyonel ve bütünsel olarak tedavi edilmelidir.

Makalemi, Dr. Robert Kulacz (D.D.S.) ve Dr. Thomas E. Levy’nin (M.D., J.D.) ortak kaleme aldıkları “Hastalığın Kökleri, Diş Hekimliği ve Tıbbın Birleştirilmesi” adlı kitaplarından (sayfa 57-58) şu alıntı ile bitirmek istiyorum:

“Cıvalı amalgam gibi zehirli diş malzemeleri, floridasyon ve kanal tedavileri gibi zehirli diş tedavileri ile ilgili kritik bilgiler, henüz ne halka ne de tedavi yapan diş hekimlerine etkili bir şekilde ulaşmamıştır. Dahası, bu bilgilendirilmeyen diş hekimleri, kendi öğrendiklerine zıt düşen tüm bilimsel araştırmalara karşı ilgisiz kalma eğilimindedirler. Bu aynı Einstein’ın şu sözü gibidir: “Sadece az sayıda kişi, sosyal çevrelerinin önyargılarına zıt düşünceleri sakin bir şekilde ifade edebilir. İnsanların çoğu böyle bir görüşe sahip olmaktan acizdir”. Diş hekimliğinin şu anki konumu aynen böyledir. Görünen odur ki, çok sayıda diş hekimi tek başlarına düşünmek istemezler. Onun yerine sırf Amerikan Dişhekimleri Birliği’nin (ADA) emirlerini takip ederek bunun en güncel bakım standartı olduğunu zannederler. Ne yazık ki, bu bakım standartı, güncel olarak kayda geçmiş bilimsel gerçekler ile kıyaslandığında, bunun çoğu kez, kusurlu, yanıltıcı ve bazen açık bir şekilde yanlış bilgilere dayanan bir bakım standartı olduğu ortaya çıkar. Dünya literatüründeki bilimsel araştırmaları klinik uygulamalara dahil edememekte bir başarısızlık  sözkonusudur ve bu başarısızlık rutin bir şekilde devam etmektedir. Diş hekimliği mesleği, mevcut durumda kullanılan malzemeleri ve işlemleri şiddetle desteklemektedir. Görünen o dur ki, diş hekimliği mesleği, bu mevcut durumdaki malzemelerin kullanımına ve işlemlerin uygulanmasına karar verirken, bu kararların halkın sağlığı ile ilgili ne gibi sonuçlara yol açacağını gözardı etmektedir. Çoğu amerikada bulunan sınırlı sayıdaki dergiler, yeni bir tedavi yöntemini desteklemediği veya eski bir tedavi yöntemini eleştirmediği sürece Amerikan diş hekimliğinde ciddi bir değişiklik olması pek beklenilmez.

İnsanlar, artık diş tedavilerinin muhtemel olumsuz sağlık sorunlarına yol açabileceğini önemle bilmeleri gerekir. Doktorlar, diş hastalıklarına, tıbbi hastalıkları ele aldıkları gibi bakmak konusunda eğitilmedikleri gibi, diş hekimleri de, ilgilerini belirli diş işlemlerine yoğunlaştırır ve bu işlemlerin vücudun kalan kısmını nasıl etkilediği ile ilgili ya hiç ilgilenmezler ya da bu konudaki ilgileri çok azdır. Bunun sonucunda, birçok diş hekimi, bazı sorunları tamir eden “diş marangozu” ya da tekniker durumuna düşerler. Bu diş hekimleri, tüm vücut ile ilişkili ağzı tedavi eden doktor olarak övünmek yerine, en belirgin şey olarak mekanik yetenekleri ile övünen kişiler haline gelirler.

Ancak şurada bir soru kendini sürekli hatırlatmaktadır: Eğer böyle birileri gerçekten var ise, kimler diş sağlığı ve vücudun genel sistemik sağlığı ile ilgili önemli ilişkiyi araştırmaktadır ? Kimler literatürü tarayıp Amerikan Dişhekimleri Birliğinin (ADA) veya herhangi başkasının dediklerinin doğru olup olmadığını araştırıyor ? Nasıl olurda ağzındaki bir diş tedavisinin vücudunun herhangi başka bir yerinde hastalık yapmadığından emin olabilirsiniz ? Tüm bu soruların cevabını vermeden önce bilmeniz gerekir ki, Birleşmiş Amerika Eyaletleri ülkesinde, Amerikan Dişhekimleri Birliği (ADA), hükümeti, insanları ve diş hekimlerini, civalı amalgam ve florit gibi diş hekimliğinde kullanılan maddelerin olumsuz sağlık etkileri hakkında aydınlatmamak ile birlikte onları yanlış yola sevketmektedir. Aynı şekilde ne diş hekimleri, ne de insanların çoğu, kanal tedavisi işleminden meydana gelen muazzam zehirli etkiler hakkında hiç bir bilgiye sahip değildir. Eğer Amerikan Dişhekimleri Birliği (ADA) gerçekten bu diş hekimliğinin sağlık üzerindeki olumsuz etkileri hakkında bilgisi yok ise bu da aynı şekilde kabul edilemez. İşte bu bilgi eksikliği yüzünden ne doktorunuz, ne diş hekiminiz ağız sağlığı ve sistemik hastalıklar arasındaki karmaşık ilişki hakkında belirgin bir anlayışa sahip değildirler.” (6)

Hayırlı şifâlar dileğimle …

Cemil A. Sülemi
Bio-Dostu İntegratif Tıp & USR Metodu & ESR Terapisi Mucidi & Eğitmeni | Fonksiyonel Tıp Hekimi | Danışman | Yazar
e-posta: eniyitedavi@gmail.com

Dipnot:

(1) “Diş ile ilgili” ve “tıbbi” ayırımına katılmıyorum. Bütüncül bir hekim, diş hekimleri gibi uygulamalı diş işlemleri konusunda eğitimi olmasa da, diş muayenesi konusunda genel anlamda eğitimi olmalıdır. Vücut bir bütündür. Diş ile ilgili ve tıp ile ilgili diye ayırım yapmak hatalıdır. Hepsi tıbbidir. Elbette, rekabet oluşmaması için, bütüncül tıp hekimleri ve bütüncül diş hekimleri çabalarını en iyi şekilde ve uyum içinde birleştirmelidir. Tıbbi diş müdahalelerin vakti, bu işlemlerin öncesinde, sonrasında ve esnasında kullanılan ilaçlar vb. birçok detay iki meslek arasında uyum içinde ve mutlaka bütüncül tıp hekimlerinin kontrolü ve takibi dahilinde yapılmalıdır. O yüzden sistemik hastalıklarda bütüncül tıp hekimleri onların uyarılarını dikkate alabilecek ve onların bütüncül tedavilerine uyum sağlayabilecek biyolojik diş hekimleri ile çalışmalıdırlar.

(2) “Eğer yaptıysan tekrar geri döndür” ilkesinden muhtemel kastı şudur. Hasta ilk önce zararsız tedavileri seçmeli ve ikinci ilke olarak tekrarlanabilirliğe sahip tedavileri seçmelidir. Bir kişide işe yaramış tedavileri değilde gerçekten tekrarlandığında aynı sonucu veren tedavilerin seçilmesini öneriyor. Bu doğrudur. Ancak, özellikle tedavi mekanizmalarını bilip kişiye özel tedavilerin yapılması daha doğrudur.

(3) Dr. Hal Huggins son cümlesinde tamamen haklıdır. Diş ile ilgili toksik maddeler, çok titiz bir tedavi protokolü ile temizlenmez ise hastalığı defetmek mümkün olmayabilir ve hatta hastalık daha  da kötüye gidebilir. O yüzden bu tür tedaviler çok hassastır ve hasta mutlaka toksik diş maddeleri ağzından uygun bir şekilde temizlenmeden önce buna hazırlanmalıdır. Bu hazırlık süreci benim tecrübeme göre kompleks vakalarda 3-6 ay gibi ciddi bir süre gerektirebilir. Ayrıca bu diş ile ilgili toksik maddeler ağızdan temizlendikten sonra da mutlaka kişinin immün sisteminin yani bağışıklık sisteminin restore edilmesine ve güçlendirilmesine, kişiye uygun bir şekilde aksatılmadan devam edilmedilir. Dr. Hal Huggins, Dr. Weston A. Price’tan sonra holistik (bütünsel) diş hekimliği konusunda en yaygın çalışma yapmış diş hekimidir. Kendi eğitimi ve tecrübesi ışığında bazı diş işlemleri öncesinde, esnasında ve sonrasında uyguladığı özel tedavi protokolü vardır. Diş işlemleri esnasındaki bazı uygulamalarına zararlı olduğundan dolayı karşı çıksak bile birçok özel uygulamaları takdire şayandır ve mutlaka önermekteyim. Genel anlamda diş işlemleri öncesi ve sonrası bağışıklık sistemini regüle etmenin ve toksik ağır metalleri vücuttan temizlenmesinin gerektiğine ben de önemle katılıyorum. Ancak, detaylara gelince Dr. Hal Huggins ile ayrıştığımız ciddi konular vardır. Zira Dr. Hal Huggins’in protokolündeki, immün sistemini regüle etmede ve güçlendirmede ve toksik ağır metalleri temizlemede kullandığı tedavi seçeneklerini bazen zayıf ve bazen zararlı ve yan etkili olarak gördüğümü de belirtmek isterim. Bu, bir makaleye sığamayacak kadar çok detay içerir.

(4) BLOOD AND DNA DATA SHOW DENTAL MATERIALS CAN CREATE AUTOIMMUNE DISEASES, Toxic Element Research Foundation (TERF).

(5) TOXIC ELEMENTS RESEARCH FOUNDATION DISCOVERS HIDDEN DANGERS WITHIN DENTAL IMPLANTS, Toxic Element Research Foundation (TERF).

(6) The Roots of Disease, Connecting Dentistry & Medicine, Robert Kulacz, D.D.S., Thomas E. Levy, M.D., J.D., 2002, Xlibris.

OTOİMMÜN HASTALIKLAR İLE İLGİLİ MAKALELER:

OTOİMMÜN HASTALIKLARDAN KURTULUŞ YOLUNDAKİ İLK TEMEL ADIM .. ALS tedavisi, ASTIM tedavisi, BEHÇET tedavisi, ALZHEIMER tedavisi, ÜRTİKER tedavisi, CROHN tedavisi, ÜLSERATİF KOLİT tedavisi, AKNE ROZASEA tedavisi, GULLIAN-BARRE tedavisi, SİSTEMİK LUPUS tedavisi, MULTİPL SKLEROZ tedavisi, MS tedavisi, HASHİMOTO TROİDİTİ tedavisi, ADDİSON tedavisi, FİBROMİYALJİ tedavisi, IGA NEFROPATİ tedavisi, VİTİLİGO tedavisi, OTİZM tedavisi, DERMATOMİYOZİT tedavisi, ANKİLOZAN SPONDİLİT tedavisi, HEMOLİTİK ANEMİ tedavisi, ÇÖLYAK tedavisi, REAKTİF ARTİRİT tedavisi, ALOPESİ AREATA tedavisi, TİP1 DİYABET tedavisi, EGZAMA tedavisi, SEDEF tedavisi, MYASTHENİA GRAVİS tedavisi, KAS ERİMESİ tedavisi, GRAVES tedavisi, ROMATOİD ARTRİT tedavisi, FONKSİYONEL TIP, CEMİL SÜLEMİ, ULTRA TEDAVİLER, HACAMAT, TIBBİ HACAMAT, TIBBİ HİCAMET, SÜLÜK, HİCAMET, APİTERAPİ, FİTOTERAPİ, SÜLÜK, TIBBİ SÜLÜK, HİRUDOTERAPİ, AROMATERAPİ, TIBBİ BESLENME, TIBBİ PERHİZ, RUKYE, YAĞLI KUPA, RENK TERAPİSİ, PSİKOTERAPİ, ŞİFA, DUA, NEBEVİ TIP, TIBBI NEBEVİ, AMALGAM, CİVA ZEHİRLENMESİ, KADMİYUM ZEHİRLENMESİ, AĞIR METAL, DOĞAL ŞELASYON, ALTERNATİF TIP, TAMAMLAYAICI TIP, DOĞAL TEDAVİLER, GDO, ŞEKER, ORGANİK, EKOLOJİK, SAFRA, YUNAN TIBBI, MİZAC, MİZAÇ, İSLAM TIBBI, ALGOLOJİ, FONKSİYONEL ALGOLOJİ, KRONİK AĞRILAR, KRONİK HASTALIKLAR, BUZDAĞININ ALTI, HASTALIK NEDENLERİ, MİKROBİYATA, FAYDALI BAKTERİLER, MİGREN, ROMATİZMA TEDAVİSİ, BAŞ AĞRILARI, KRONİK BAŞ AĞRISI TEDAVİSİ

OTOİMMÜN HASTALIKLARDAN KURTULUŞ YOLUNDAKİ İLK TEMEL ADIM .. ALS tedavisi, ASTIM tedavisi, BEHÇET tedavisi, ALZHEIMER tedavisi, ÜRTİKER tedavisi, CROHN tedavisi, ÜLSERATİF KOLİT tedavisi, AKNE ROZASEA tedavisi, GULLIAN-BARRE tedavisi, SİSTEMİK LUPUS tedavisi, MULTİPL SKLEROZ tedavisi, MS tedavisi, HASHİMOTO TROİDİTİ tedavisi, ADDİSON tedavisi, FİBROMİYALJİ tedavisi, IGA NEFROPATİ tedavisi, VİTİLİGO tedavisi, OTİZM tedavisi, DERMATOMİYOZİT tedavisi, ANKİLOZAN SPONDİLİT tedavisi, HEMOLİTİK ANEMİ tedavisi, ÇÖLYAK tedavisi, REAKTİF ARTİRİT tedavisi, ALOPESİ AREATA tedavisi, TİP1 DİYABET tedavisi, EGZAMA tedavisi, SEDEF tedavisi, MYASTHENİA GRAVİS tedavisi, KAS ERİMESİ tedavisi, GRAVES tedavisi, ROMATOİD ARTRİT tedavisi, FONKSİYONEL TIP, CEMİL SÜLEMİ, ULTRA TEDAVİLER, HACAMAT, TIBBİ HACAMAT, TIBBİ HİCAMET, SÜLÜK, HİCAMET, APİTERAPİ, FİTOTERAPİ, SÜLÜK, TIBBİ SÜLÜK, HİRUDOTERAPİ, AROMATERAPİ, TIBBİ BESLENME, TIBBİ PERHİZ, RUKYE, YAĞLI KUPA, RENK TERAPİSİ, PSİKOTERAPİ, ŞİFA, DUA, NEBEVİ TIP, TIBBI NEBEVİ, AMALGAM, CİVA ZEHİRLENMESİ, KADMİYUM ZEHİRLENMESİ, AĞIR METAL, DOĞAL ŞELASYON, ALTERNATİF TIP, TAMAMLAYAICI TIP, DOĞAL TEDAVİLER, GDO, ŞEKER, ORGANİK, EKOLOJİK, SAFRA, YUNAN TIBBI, MİZAC, MİZAÇ, İSLAM TIBBI, ALGOLOJİ, FONKSİYONEL ALGOLOJİ, KRONİK AĞRILAR, KRONİK HASTALIKLAR, BUZDAĞININ ALTI, HASTALIK NEDENLERİ, MİKROBİYATA, FAYDALI BAKTERİLER, MİGREN, ROMATİZMA TEDAVİSİ, BAŞ AĞRILARI, KRONİK BAŞ AĞRISI TEDAVİSİ

h_big_otoimmun_hastalar_organik_3_neden

h_vucudunuza-kapa-ceneni-demeyi-birakin1

h_big_hastaliklara_isim_4

h_magnezyum_yetmezligine-fonksiyonel-bakis1

HOLİSTİK (BÜTÜNSEL) DİŞ HEKİMLİĞİ İLE İLGİLİ MAKALELER:

h_holistikdishekimligi-nedir2

h_civa-ile-kandida-dansi1

h_implant-tehlikeleri1-2

kanal-tedavisi-kulucka1.1

h_kavitasyonlar1-1

h_yorgunluk-dis-iliskisi2

HOLİSTİK (BÜTÜNSEL) DİŞ HEKİMLİĞİ NEDİR ?

Biyolojik diş hekimliği olarak da anılan holistik yani bütünsel diş hekimliği, diş hekimliği çalışmalarında dişlerin vücut ile farklı bağlantılarını inceleyen ve toksin (zehir) içermeyen malzemelerin kullanılmasına odaklanan bütüncül bir yaklaşımdır.

Konvansiyonel diş hekimliği sadece boynun üzerindeki alanlar ile vücuttan bağımsız bir şekilde ilgilenirken, holistik diş hekimliği hastayı bütün bir sistem olarak görür ve ağzın vücudun geri kalanı ile çok sıkı bir şekilde farklı ve içiçe girmiş bağlantıları olduğuna inanır.

Konvansiyonel diş hekimliği kullandığı materyallerin ve tedavilerin bağışıklık sistemi ve özellikle bağırsak florası üzerindeki etkileri ile ilgilenmezken, holistik diş hekimliği civalı amalgam dolgular gibi toksik materyallerden uzak durur ve diş tedavisi sürecinde farmakolojik antibiyotikler gibi bağırsak florası üzerinde ciddi hasara yol açan toksik ilaçlar yerine elden geldiğince biyolojiye zarar vermeyen çözümler sunmaya çalışır.

Holistik diş hekimliği ile ilgili standart yoktur. Bu dal, sürekli gelişen yeni ve integratif bir yaklaşım uyarınca uygulanan bir sanat olduğu için her hekimin yöntemleri birbirinden farklıdır. Bloğumuzda, konunun en önemli temelleri ile ilgili bazı ana meseleleri, Allah’ın izniyle, elden geldiğince işlemeye çalışacağız.

Hayırlı şifâlar dileğimle …

Cemil A. Sülemi
Bio-Dostu İntegratif Tıp & USR Metodu & ESR Terapisi Mucidi & Eğitmeni | Fonksiyonel Tıp Hekimi | Danışman | Yazar
e-posta: eniyitedavi@gmail.com

HOLİSTİK (BÜTÜSEL) DİŞ HEKİMLİĞİ İLE İLGİLİ MAKALELER:

h_dis-otoimmun-iliskisi5

h_civa-ile-kandida-dansi1

h_implant-tehlikeleri1-2

kanal-tedavisi-kulucka1.1

h_kavitasyonlar1-1

h_yorgunluk-dis-iliskisi2