Kategori arşivi: Fonksiyonel Tıp

METABOLİK ENERJİYİ ISI GRAFİĞİ ÇİZEREK DEĞERLENDİRME YÖNTEMİ

Fonksiyonel tiroid aktivitesi bazal vücut ısısını ölçerek belirlenebilir. Bazal vücut ısısı, bazal metabolik değerin de göstergesidir. Tiroid bezinin ve böbreküstü bezlerinin düşük fonksiyonu düşük metabolik enerjinin yaygın sebebidir. Her ikisinin belirtileri bazen aynı olsa da farklı belirtileriı aynı değildir. Ancak düşük vücut ısısı her ikisinin de ortak belirtisidir. Düşük bazal metabolik değer, ayrıca besin yetmezliğine ve yetersiz fiziksel aktivitelere işaret eder. Enfeksiyonlar, hormonal dengesizlikler, ilaçların yan etkileri ve bazı otoimmün/otoinflamatuar hastalıklar (örneğin: romatoid artirit, lupus,  crohn hastalığı) ve kanser vücüt ısısını artırabilir. Şu konuyu da her zaman aklında bulundur; haşimato tiroiditi, hipotiroide ve böylece bazal vücut ısısının düşmesine neden olabilirken, haşimato tiroiditine yakalanmış kişilerde yüksek oranla vücut ısısında artışa neden olan başka otoimmün hastalıklar eşlik edebilir.

(Lütfen şunu unutma ki; bazal vücut ısısı grafiği çizerek değerlendirme keskin bir bilim değildir. Hipotroidizme sahip bazı hastalar, bunu böbreküstü bezlerinin kompanse etmesi sonucu normal vücut ısısı gösterebilirler. Isı grafiği çizerek değerlendirme yöntemi, detaylı hastalık öyküsü, fiziksel teşhis ve laboratuvar teşhislere alternatif bir yöntem değildir).

RESMİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYINIZ

img_metabolik_isi_grafigi1

Bazal vücut ısısını değerlendirmenin 2 yolu vardır:

1- Aksiller (Koltuk Altı) Isı (pozitif test sonucu 97.4 derecenin altıdır) – Bu test sabah ilk uyanınca yapılır. Termometre bir önceki gece sallanmalı ve komidin üzerine konmalı. Kişi uyanır uyanmaz termometre koltuk altına 10 dakikalığına konduktan sonra ölçüm değeri kaydedilir. Bu 5 gün üst üste yapılır. Erkekler ve menopoz sonrası kadınlar bu testi günün herhangi bir vaktinde yapabilirler. Adet geçiren kadınların bu teste menstürasyonun ikinci gününde başlamaları önerilir. (Zira bu vakit diliminde ısı en düşük derecededir).

2- Metabolik Isı Grafiği Çizme Yöntemi ile Fonksiyonel Isı Değerlendirmesi:

– Hastanızdan ısılarını günde iki veya üç kez ve her seferinde aynı vakitlerde (ağızdan) ölçmelerini talep ediniz.

– Hastanızdan ısı grafiğini çizerken günlük tutmalarını talep ediniz. Onlardan nasıl hissettiklerini ve diğer eş belirtileri de yazmalarını talep ediniz. (Örneğin: bugün kendimi çok yorgun hissediyorum – Viral enfeksiyonum var – Adetim başladı) (Isı yumurtalama sonrası artacaktır).

(Oral ısı sinüs enfeksiyonlarında ve ağızdan solunum yapan kişilerde değişiklik gösterebilir)

Isı Grafiğini Değerlendirme Klavuzu

  • Düzenli ancak düşük ısı

– Düşük fonksiyonlu tiroid bezine veya hipotiroidizme sahip hastalarda tipik olarak düzenli ama düşük ısıya sahiptirler.

  • Belirgin değişkenliğe sahip ve düzensiz (keskin ve yükselen)

Böbreküstü bezleri tiplerinde, örneğin, düşük böbreküstü bezleri fonksiyonuna sahip veya böbreküstü bezleri yorgunluğuna sahip kişiler belirgin bir şekilde değişkenliğe sahip ve düzensiz ısıya sahiptirler. Böbreküstü bezleri tipleri sıcaklıkta sıcak, soğuklukta soğukturlar. Böbreküstü bezleri hastaları iyileşmeye başladıklarında en yüksek ve en düşük ısı aralıklarında daralma başlar ve bu fark eskisi gibi çok şiddetli olmamaya başlar. Bu iyileşmenin başladığının göstergesidir ve tabloda değerlerin daha düzenli olma yönünde değiştiği gözlemlenir.

  • Ortalama ısının artışı (düzenli veya düzensiz)

Metabolik enerji arttıkça ortalama ısının arttığını gözlemlemek mümkündür.

  • Değişkenlikte artış – Genişleme Tablosu

Böbreküstü bezlerinde oluşan stresin yükselmesi veya tiroid stimülasyonunun artması ısının daha az düzenli hâl almasına neden olur. Bu tablo, hastanın, vücudu üzerinde artan stresi kaldıramadığını gösterir.

  • Kısalma ve Yükselme Tablosu – İyileşmenin Göstergesi

Bu iyileşmenin belirtisidir. Yüksek ve düşük değerler birbirine yaklaşır ve vücudun genel ısısında artış vardır.

Metabolik ısı grafiğini kullanmak hastanızın tedaviye yanıtını takip etmede ve günlük belirti ve semptomları kaydetmede çok iyi bir araçtır. Benim önerim hastanıza bu grafiği tedavinin ilk üç ayı kullandırmanızdır. Hastalarınıza, bu grafiği, değerlendirmeniz için, size yapacakları tüm kontrol ziyaretlerinde ofisinize getirmelerini tenbih ediniz.

RESMİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYINIZ

img_metabolik_isi_grafigi2

Diyagram Göstergesi:

  1. Düzensiz ısılar: Böbreküstü bezleri yorgunluğu. Çekirdek ısılar geniş değişkenliktedir.
  2. Böbreküstü bezlerine destek olduktan sonra değişkenliğin azalması. Böbreküstü bezleri düzelmektedir. Isı değikenliği azalmıştır.
  3. Düşük ama düzenli ısılar.
  4. Düzenli ve yükselen ısılar. Bir müddet düzenli gittikten sonra, bir sonraki düzelme aşamasında ortalama ısının kademe kademe artması.
  5. Düzenli normal ısı.

RESMİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYINIZ

img_metabolik_isi_grafigi3

(Bil ki; ısı düzelmesi tiroid hormonunu değiştme terapisi olmadan da oluşabilir. Uygun bir detoksifikasyon programı ve/veya böbreküstü bezlerini optimize etmek (durumunu iyileştirmek) ile de ısı normalleşebilir).

Diyagram Göstergesi:

  1. Düzenli ancak düşük
  2. Düzenli ve yükseliyor
  3. Düzenli ama sabit
  4. Düzenli ve normal ısı

Kaynak: Functional Medicine University’s Functional Diagnostic Medicine Training Program – Module 7 FDMT 563D – Functional Medicine Approach to Diagnosis and Treatment of Thyroid Dysfunction By Wayne L. Sodano, D.C., D.A.B.C.I. & Ron Grisanti, D.C., D.A.B.C.O., M.S. Sayfa 51-55, 2011.

Tercüme Eden: Cemil A. Sülemi
Bio-Dostu İntegratif Tıp & USR Metodu & ESR Terapisi Mucidi & Eğitmeni | Fonksiyonel Tıp Hekimi | Danışman | Yazar
e-posta: eniyitedavi@gmail.com

FONKSİYONEL TIP İLE İLGİLİ DİĞER MAKALELER:

OTOİMMÜN HASTALIKLARDAN KURTULUŞ YOLUNDAKİ İLK TEMEL ADIM .. ALS, ASTIM, BEHÇET, ALZHEIMER, ÜRTİKER, CROHN, ÜLSERATİF KOLİT, AKNE ROZASEA, GULLIAN-BARRE, SİSTEMİK LUPUS, MULTİPL SKLEROZ, MS, HASHİMOTO TROİDİTİ, ADDİSON, FİBROMİYALJİ, IGA NEFROPATİ, VİTİLİGO, OTİZM, DERMATOMİYOZİT, ANKİLOZAN SPONDİLİT, HEMOLİTİK ANEMİ, ÇÖLYAK, REAKTİF ARTİRİT, ALOPESİ AREATA, TİP1 DİYABET, EGZAMA, SEDEF MYASTHENİA GRAVİS, GRAVES, ROMATOİD ARTİRİT, FONKSİYONEL TIP, CEMİL SÜLEMİ, ULTRA TEDAVİLER, HACAMAT, TIBBİ HACAMAT, TIBBİ HİCAMET, SÜLÜK, HİCAMET, APİTERAPİ, FİTOTERAPİ, SÜLÜK, HİRUDOTERAPİ, AROMATERAPİ, TIBBİ BESLENME, TIBBİ PERHİZ, RUKYE, YAĞLI KUPA, RENK TERAPİSİ, PSİKOTERAPİ, ŞİFA, DUA, NEBEVİ TIP, AĞIR METAL, DOĞAL ŞELASYON, ALTERNATİF TIP, DOĞAL TEDAVİLER, GDO, ŞEKER, ORGANİK, EKOLOJİK, SAFRA, YUNAN TIBBI, İSLAM TIBBI, ALGOLOJİ, FONKSİYONEL ALGOLOJİ, KRONİK AĞRILAR, KRONİK HASTALIKLAR, BUZDAĞININ ALTI, HASTALIK NEDENLERİ, MİKROBİYATA, FAYDALI BAKTERİLER, MİGREN, ROMATİZMA, BAŞ AĞRILARI

OTOİMMÜN HASTALIKLARDAN KURTULUŞ YOLUNDAKİ İLK TEMEL ADIM .. ALS, ASTIM, BEHÇET, ALZHEIMER, ÜRTİKER, CROHN, ÜLSERATİF KOLİT, AKNE ROZASEA, GULLIAN-BARRE, SİSTEMİK LUPUS, MULTİPL SKLEROZ, MS, HASHİMOTO TROİDİTİ, ADDİSON, FİBROMİYALJİ, IGA NEFROPATİ, VİTİLİGO, OTİZM, DERMATOMİYOZİT, ANKİLOZAN SPONDİLİT, HEMOLİTİK ANEMİ, ÇÖLYAK, REAKTİF ARTİRİT, ALOPESİ AREATA, TİP1 DİYABET, EGZAMA, SEDEF MYASTHENİA GRAVİS, GRAVES, ROMATOİD ARTİRİT, FONKSİYONEL TIP, CEMİL SÜLEMİ, ULTRA TEDAVİLER, HACAMAT, TIBBİ HACAMAT, TIBBİ HİCAMET, SÜLÜK, HİCAMET, APİTERAPİ, FİTOTERAPİ, SÜLÜK, HİRUDOTERAPİ, AROMATERAPİ, TIBBİ BESLENME, TIBBİ PERHİZ, RUKYE, YAĞLI KUPA, RENK TERAPİSİ, PSİKOTERAPİ, ŞİFA, DUA, NEBEVİ TIP, AĞIR METAL, DOĞAL ŞELASYON, ALTERNATİF TIP, DOĞAL TEDAVİLER, GDO, ŞEKER, ORGANİK, EKOLOJİK, SAFRA, YUNAN TIBBI, İSLAM TIBBI, ALGOLOJİ, FONKSİYONEL ALGOLOJİ, KRONİK AĞRILAR, KRONİK HASTALIKLAR, BUZDAĞININ ALTI, HASTALIK NEDENLERİ, MİKROBİYATA, FAYDALI BAKTERİLER, MİGREN, ROMATİZMA, BAŞ AĞRILARI

h_big_hbuzdagi

h_big_hastaliklara_isim_4

h_magnezyum_yetmezligine-fonksiyonel-bakis1

h_big_hipertansiyon2

h_big_gercek_butik_tip

Reklamlar

HİPERTANSİYON TEDAVİSİNE FONKSİYONEL BAKIŞ

Etrafa baktığınızda birileri sürekli A veya B veya C adındaki bir ilacın belirli bir hastalığa belirtisel tedavi sağladığını söyler. Bu ilaçlar ister kimyasal olsun ister bitkisel olsun, çoğu kez hipertansiyon gibi klinik tabloları sadece belirtisel olarak ve geçici bir süreliğine kontrol almaya yöneliktir.  İlk önce alopatik tıp (modern! tıp) ve (yaygın olan) alternatif tıbbın hipertansiyonun tedavisine hastalık bazlı yaklaşımlarını şu tabloda özetliyelim.

Hastalık Bazlı Yaklaşım
Alopatik Tıp (Modern! Tıp) (Yaygın Olan) Alternatif Tıp
Hipertansiyon belirtisel olarak şu farmakolojik ilaçların biri ile kontrol altına alınmaya çalışılır. Yaygın olan ilaç modelleri şöyledir:
-Diüretikler
-ACE inhibitörleri
-Kalsiyum kanal kırıcıları
-Beta kırıcılar
-Alfa-adrenerjik agonistler
-Angiotensin II reseptör kırıcıları
Hipertansiyon belirtisel olarak şu bitkisel ilaçların biri ile kontrol altınmaya çalışılır. Yaygın olan tedavi protokolü şöyledir:
-Esansiyel yağ asitleri: linoleik asit, balık yağları, keten tohumu yağı
-CoQ10 – Günde 2 veya 3 kez 50mg
-C Vitamini – Günlük en az 2gr
-Magnezyum –Günlük 400mg
-Potasyum (diüretik olarak) – Günlük 400-3000mg
-Karnitin – Günde 3 kez 500mg
-Pantetin – Günde 2 kez 900mg
-Taurin – Günde 3 kez 500mg

İşte bu tür belirtisel yaklaşımların gerçek testi, ilaçlar bırakıldıktan sonra tansiyonun fırlayıp fırlamayacağıdır. Tabi ki bu yaklaşımların, hipertansiyonu belirtisel olarak kontrol altına almakta başarılı olmadığı vakaların da bulunduğunu unutmamak gerekir. Ayrıca, bazen yüksek tansiyona belirtisel olarak müdahale etmek hastaya zarar da verebilir. Çünkü hipertansiyon bir hastalık değil, başka sıkıntıların sonucunda oluşan klinik bir tablodur.

Prof. Dr. Ahmet Aydın şöyle der: “Esas sorun tansiyonu, kan şekerini, kolesterolü düşürmek değil, bunların nedenlerini ortadan kaldırmak. Hipertansiyon bir hastalık değil, HHA sisteminin uyum sağlamak üzere geliştirdiği, vücudun kendini korurken bir takım zararlara da maruz kaldığı klinik bir tablo. Yani sebep değil bir sonuç. Asıl neden, kasılarak içinde bulunan kanı vücudun organ ve dokularına gönderen atar damarların bir şekilde esnekliğini kaybederek sertleşmesi.
… Çok yüksek, 180/110mmHg’nin üzerinde olan, kalıcı, inatçı tansiyonları makul bir seviyeye (180/110mmHg’nin altına) indirmek şartı ile (*)  tabii ki ilaç kullanılabilir. Ama kronik hafif orta derece olan tansiyonlarda, tansiyon ilaçları pisliği halının altına süpürmekten başka işe yaramıyor. Çünkü bu ilaçlar altta yatan hastalığı tedavi etmiyor. Üstelik güvenli de değiller. Hipertansiyon ilaçları alan kişilerin %95’inden fazlası genellikle kendilerini kötü hissediyorlar. En hafif ilaçların bile çok sayıda yan etkisi var.
Hipertansiyon damarı sertleşmiş bir hastada kanı hayati merkezlere (beyin, böbrek vb.) gönderen bir aracı. Sebebi ortadan kaldırmadan sonucu ortadan kaldırmaya çalışan tedaviler, faydasız olduğu gibi zararlı da olabilirler. Üstelik hiçbir çift kör-plasebo kontrollü çalışmada tansiyonun düşürülmesinin koroner kalp hastalığını önlediği gösterilmemiş.
Ama şunu da belirteyim, son yıllarda görsel ve yazılı medyada karşımıza çıkan uzman ve uzman olmayan uzman beslenmecilerin dediği gibi ‘her gün iki diş sarımsak yada iki kaşık zerdeçal yiyin tansiyonunuz normale iner’ gibi söylemler çok doğru değil. Bunlar tedavinin sadece küçücük bir parçası. Tedavi bir bütün olarak görülmezse bu takviyelerin fazla bir yararı olmaz”. (1)

Prof. Dr. Ahmet Aydın başka bir yerde şöyle ifade ediyor: “Bazı tansiyon hastaları, 120/80mmHg’nin altına düşünce başları dönüyor ve kendilerini güçsüz hissediyorlar. Özellikle yaşlı kadınlarda oluyor bu durum. Çünkü sertleşen damarlar esnekliğini kazanmadan kan basıncı normale getirilirse beyine yeteri kadar kan da gidemiyor. Bu nedenle uzun zamanlardan beri orta derecede tansiyonu olan insanların tansiyonlarının ilaçlarla birdenbire normale düşürülmesi doğru değil. Çünkü diyet ve hayat tarzı değişiklikleri ile (diyet, egzersiz, yeterli su içme, güneşlenme vb) hipertansiyon rahatlıkla kontrol altına alınabiliyor.
Ancak ciddi hipertansiyonlu kişilerde klinik belirtiler çok gürültülü oluyor. Bu kişiler baş ağrısı, kalp yetersizliği, görme bozukluğu, bilinç bulanıklığı ve epilepsi ile hekimin karşısına çıkabiliyor. Habis hipertansiyon dediğimiz bu nispeten daha nadir olan durum koma, kafaiçi kanama ve hatta ölümle sonlanabiliyor. İşte bu yüksek tansiyona ilaçla müdahale edip makul bir seviyeye indirmek şart.” (2)

Tabi hipertansiyondan kastımız, hekim dahil çoğu insanların ürktüğü geçici kan basıncı çıkışları değildir. Tehlikeli ve hastalık belirtisi olan hipertansiyon doğru teşhis edilmiş kalıcı olan hipertansiyondur.

Prof. Dr. Ahmet Aydın şöyle diyor: “Kan basıcımız günden güne hatta aynı gün içinde büyük oynamalar gösteriyor. Sistolik tansiyonda günlük  30-80 mm  diastolik tansiyonda günlük 10-80 mmHg’lik oynamalar olabiliyor. Egzersiz ve streste kan basıncı artıyor, dinlenirken ve uyurken düşüyor. 
Ağır egzersiz sırasında kaslara kalp tarafından pompalanan kan 4-6 kat artıyor. Bu sırada 110-120mmHg olan kan basıncı, 180mmHg’ya kadar yükselebiliyor. Hatta halterciler halteri kaldırırken kan basıncı 250-300mmHg’ye kadar yükselebiliyor.  Ama bu kadar yüksek bir tansiyon bile damarlarınızı patlatamıyor. Yeter ki damarlarınız sağlam ve esnek olsun.
Tansiyon ölçümü sırasında hasta konuşursa ve ayakta ise tansiyonu yükselebiliyor. Önemli bir hipertansiyon nedeni de kola sarılan manşonun (kolluk) genişliği.  Bu genişlik kol çevresinin %40 kadarı olmalı. Aksi halde, yani daha küçük ise şişmanlarda yalancı yükseklikler saptanabiliyor.
Muayeneye gelen dört hastadan en az birinde normal olmasına rağmen o sırada stres yüzünden kan basıcı yükselebiliyor. Buna beyaz önlük hipertansiyonu deniyor. Bu noktaya dikkat edilmezse,  hastalar boş yere tedavi olabiliyorlar. Bu durumu önlemek için hastanın 15-20 dakika sonra tekrar tansiyonu ölçülmeli. Tehlikeli olan bu oynak tansiyon değil, kalıcı olan tansiyon.” (2)

Prof. Dr. Gülümser Heper şöyle diyor: “Yüksek Kan Basıncı teşhisi koymak başlıca hekim sorumluluğunda olmakla birlikte KB’nin geçici yükselmelerine neden olan faktörleri bilmeyen bir hekim dahi yanlış teşhis koyabilir. Örneğin, KB ölçülürken, hastanın sigara içmemiş ve yarım saat içerisinde kafeinli ürün tüketmemiş olması gereklidir. Aynı zamanda mesanesinin boş olması ve en az bir beş dakika uzanmış olması gereklidir. Bu kurallara uymadan verilen yüksek KB teşhisi hem gereksiz ilaçların yan etkisiyle kişileri, maliyeli ile toplumsal ekonomiyi zarara sokacaktır.” (3)

Fonksiyonel Tıp uzmanları ise, hipertansiyonu ilk önce hastalık olarak ele almazlar ve bu klinik tablonun altta yatan nedenlerini hasta bazında kişiye özel olarak araştırıp altta yatan kök nedenleri kalıcı olarak çözmeye çalışırlar. İşte Fonksiyonel Tıbbın hipertansiyonun tedavisine yaklaşımını özetleyen tablo:

Hasta Bazlı Kişisel Yaklaşım
Fonksiyonel Tıp (Gerçek Modern Tıp)
Fonksiyonel teşhisler ile, hastaya özel olarak hipertansiyonunun altında yatan nedenler araştırılır. Araştırılan nedenler başlıca şöyledir:
1-Böbrek yetmezliği
2-Karaciğer/safra stazı
3-Ağır Metal Zehirlenmesi (özellikle kadmiyum) (**)
4-Böbreküstü bezi fonksiyon bozukluğu
a-      Hiper veya Hipo
5-Dolaşım Anormallikleri
a-      Arterioskleroz
b-      Ateroskleroz
6-Mineral Dengesizlikler
a-      Sodyum/Potasyum
b-      Kalsiyum/Fosfor/Magnezyum
7-Şeker İşleme Dengesizlikleri
a-      Hiperinsülinizm
b-      Diyabet
c-      Reaktif hipoglisemi
8-Alerjiler ve Gıda İntoleransları
9-Tiroid Disfonksiyonu
10-Servikal Subluksasyon (özellikle atlas)
11-Sternokleidomastoid Kası Stazı
12-Aşırı Geçirgen (Aşırı Sızdıran) Bağırsaklar

İşte, tedaviye bu yaklaşım ile bakılırsa, örneğin; hipertansiyonun nedeni kişiye özel olarak kadmiyum zehirlenmesi olarak belirlenir ve kadmiyum vücuttan doğal ve yan etkisiz şekilde atılırsa, işte o zaman hem hipertansiyon tablosu düzelir hem de kadmiyum zehirlenmesinin yol açtığı diğer rahatsızlıklar da çözüldüğü için hasta kendini çok daha iyi hisseder ve hayatı boyunca uzun süre kullanması gereken tansiyon düşürücü ilaçlardan ve vücuda vermiş olduğu ciddi zararlardan kurtulmuş olur.

Aslında hipertansiyonun altında yatan nedenler tedavi edilmez ise ve hipertansiyon sadece belirtisel olarak baskılanırsa işte asıl risk o zamandır. Tıpkı, bir mutfağın veya bir evin veya bir arabanın veya bir fabrikanın (bir sorun algılayıp çalmaya başlayan) alarmını kapatıp, bu alarmın nedenini araştırmayıp düzeltmemek gibi. İşte hipertansiyon da her insanda farklı uyaranlar nedeni ile çalan çok ciddi bir alarmdır. Siz alarmı kapatıp nedenini araştırıp çözmez iseniz, bu alarmın ve uyarının altta yatan nedenleri hem çözülmez hem de zamanla artar.
Örneğin hipertansiyonun nedeni damar sertleşmesi veya tıkanıklığı olduğu bir durumda bu neden/ler tedavi edilmez ise, damar sertleşmesi ve tıkanıklığı zamanla artacaktır ve hasta daha büyük riskler altına girecektir. Çünkü farmakolojik ve birçok bitkisel hipetansiyonu dengeleme ilaçları damar sertleşmesini veya tıkanıklığını tedavi etmez.

hipertansiyonvedamartikanik

Prof. Dr. Ahmet Aydın şöyle diyor: “Tekrar ediyorum hipertansiyon neden değil bir sonuç. Nedeni ortadan kaldırmak gerekiyor, sonucu değil. Hipertansiyon, tansiyon düşürücü ilaçlarla tedavi edilemez. Sadece ötelenir, oyalanır. Yani pislik halının altına süpürülür. Pislik devam ettikçe halının altında yer kalmıyor. Sonucu ortadan kaldırmak, yani tansiyonu düşürmek sorunu halletmiyor.
… Hipertansiyon ateş gibi bir hastalığın adı değil, daha çok bir tanımlama, bir klinik tablo. Hipertansiyonun da ateş gibi birçok sebebi var. Ve bu nedenle de her sebebin tedavisi farklı. Örneğin bir kişinin ateşlenmesi lupus hastalığına da bağlı olabilir, tüberkuloza da. Lupuslu hastaya kortizol vermek faydalıdır, ama tüberkülozlu hastaya aynı ilacı vermek hastanın ölümüne yol açabilir. Yani şunu söylemek istiyorum, bir hastalığın tedavisinde başarılı olabilmek için onun belirtilerini değil nedenlerini ortadan kaldırmak gerek.  (2)

Ayrıca, hipertansiyonun altında yatan bu nedenleri tedavi ederken, bu nedenlerin de altında yatan kök nedenlere de yönelmek gerekir. Başka türlü fonksiyonel ve bütüncül bir tedavi gerçekleştirilemez.

OTOİMMÜN HASTALIKLARDAN KURTULUŞ YOLUNDAKİ İLK TEMEL ADIM .. ALS, ASTIM, BEHÇET, ALZHEIMER, ÜRTİKER, CROHN, ÜLSERATİF KOLİT, AKNE ROZASEA, GULLIAN-BARRE, SİSTEMİK LUPUS, MULTİPL SKLEROZ, MS, HASHİMOTO TROİDİTİ, ADDİSON, FİBROMİYALJİ, IGA NEFROPATİ, VİTİLİGO, OTİZM, DERMATOMİYOZİT, ANKİLOZAN SPONDİLİT, HEMOLİTİK ANEMİ, ÇÖLYAK, REAKTİF ARTİRİT, ALOPESİ AREATA, TİP1 DİYABET, EGZAMA, SEDEF MYASTHENİA GRAVİS, GRAVES, ROMATOİD ARTİRİT, FONKSİYONEL TIP, CEMİL SÜLEMİ, ULTRA TEDAVİLER, HACAMAT, TIBBİ HACAMAT, TIBBİ HİCAMET, SÜLÜK, HİCAMET, APİTERAPİ, FİTOTERAPİ, SÜLÜK, HİRUDOTERAPİ, AROMATERAPİ, TIBBİ BESLENME, TIBBİ PERHİZ, RUKYE, YAĞLI KUPA, RENK TERAPİSİ, PSİKOTERAPİ, ŞİFA, DUA, NEBEVİ TIP, AĞIR METAL, DOĞAL ŞELASYON, ALTERNATİF TIP, DOĞAL TEDAVİLER, GDO, ŞEKER, ORGANİK, EKOLOJİK, SAFRA, YUNAN TIBBI, İSLAM TIBBI, ALGOLOJİ, FONKSİYONEL ALGOLOJİ, KRONİK AĞRILAR, KRONİK HASTALIKLAR, BUZDAĞININ ALTI, HASTALIK NEDENLERİ, MİKROBİYATA, FAYDALI BAKTERİLER, MİGREN, ROMATİZMA, BAŞ AĞRILARIRESMİ BÜYÜLTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYINIZ

Bazen bir hastada, hipertansiyonun tüm nedenleri  veya birçoğu bulunabilir ve çözüm için bu nedenlerin hepsine, gerekli tüm tedaviler ile, bütüncül ve fonksiyonel bir bakış açısı ile yönelmek gerekir.

Ve unutulmamalıdır ki, birçok tedavisi imkansız ve efsane sanılan hastalıkları bazen sadece perhiz ve beslenme ile bile tedavi etmek imkanlıdır. Hipertansiyonun en büyük nedenlerinden biri olan damar sertleşmesini ele alırsak, modern alopatik tıbba göre bunun tedavi edilme olasılığı yoktur. Ancak bu efsaneyi çürüten Türkiye’nin Cesur Yüreği Prof. Dr. Ahmet Aydın şöyle der : “Damar bir kez sertleştikten sonra bir daha ameliyatsız düzelmez efsanesi var ya. Kliniğimizde yapılan bir çalışmada şişman çocukların damar kalınlıkları ve esneklikleri ölçüldü. Sonra bir bölümüne düşük yağlı, bir bölümüne düşük karbonhidratlı diyet uygulandı. Yağı azaltılan grupta hiçbir iyileşme görülmezken, şekeri kısıtlanan grupta damarda belirgin incelme, esneklikte bariz artma saptandı. Bu deneyler çok zor değildir. Bazı basit kan testleriyle de beslenme biçiminin bedene etkileri izlenebiliyor.” (4)

Son olarak, Fonksiyonel tıp uzmanları, hipertansiyonun altta yatan tüm nedenlerini gerekli tüm tedaviler ile çözmeye çalışırken, tedavide fonksiyonel bakışı unutmamaları gerekir. Öyle ki, tedavilerin de fonksiyonel olma gerekliliği, başta alopatik tıp menşeli fonksiyonel tıp uzmanları olmak üzere bazı fonksiyonel tıp uzmanları tarafından gözardı edilen bir konudur.

OTOİMMÜN HASTALIKLARDAN KURTULUŞ YOLUNDAKİ İLK TEMEL ADIM .. ALS, ASTIM, BEHÇET, ALZHEIMER, ÜRTİKER, CROHN, ÜLSERATİF KOLİT, AKNE ROZASEA, GULLIAN-BARRE, SİSTEMİK LUPUS, MULTİPL SKLEROZ, MS, HASHİMOTO TROİDİTİ, ADDİSON, FİBROMİYALJİ, IGA NEFROPATİ, VİTİLİGO, OTİZM, DERMATOMİYOZİT, ANKİLOZAN SPONDİLİT, HEMOLİTİK ANEMİ, ÇÖLYAK, REAKTİF ARTİRİT, ALOPESİ AREATA, TİP1 DİYABET, EGZAMA, SEDEF MYASTHENİA GRAVİS, GRAVES, ROMATOİD ARTİRİT, FONKSİYONEL TIP, CEMİL SÜLEMİ, ULTRA TEDAVİLER, HACAMAT, TIBBİ HACAMAT, TIBBİ HİCAMET, SÜLÜK, HİCAMET, APİTERAPİ, FİTOTERAPİ, SÜLÜK, HİRUDOTERAPİ, AROMATERAPİ, TIBBİ BESLENME, TIBBİ PERHİZ, RUKYE, YAĞLI KUPA, RENK TERAPİSİ, PSİKOTERAPİ, ŞİFA, DUA, NEBEVİ TIP, AĞIR METAL, DOĞAL ŞELASYON, ALTERNATİF TIP, DOĞAL TEDAVİLER, GDO, ŞEKER, ORGANİK, EKOLOJİK, SAFRA, YUNAN TIBBI, İSLAM TIBBI, ALGOLOJİ, FONKSİYONEL ALGOLOJİ, KRONİK AĞRILAR, KRONİK HASTALIKLAR, BUZDAĞININ ALTI, HASTALIK NEDENLERİ, MİKROBİYATA, FAYDALI BAKTERİLER, MİGREN, ROMATİZMA, BAŞ AĞRILARI

Fonksiyonel tıbbın paradigmasını (bakış açısını) tedavide uygulamak için, uygulanan tedavilerin, vücudun herhangi bir fonksiyonuna (işlevine) zarar vermemesi gerekir. Çünkü fonksiyonel tıbbın hedefi, vücuda bir bütün olarak bakıp, sadece bir fonksiyonu değil tüm fonksiyonları (işlevleri) dengelemektir. Eğer uygulanacak herhangi bir tedavi yöntemi, vücudun herhangi bir işlevine zarar veriyorsa, bu hem fonksiyonel tıbbın ana hedefine, hem de tedavideki bütünsel bakışa aykırı düşer. Tedavide, elbette, aşamalı strateji olabilir. Ancak, tedavideki hiçbir aşamanın, vücudun bir fonksiyonunu restore etmek uğruna olsa bile, vücudun herhangi başka bir fonksiyonuna (işlevine) zarar vermemesi gerekir.

img_fonksiyoneltip_zararver

Prof. Dr. Ahmet Aydın şöyle der : “Aslında tıp bilim değil, sanattır. Ama sanatını bilimsel yöntemler ile birleştirmelidir.” (5)

Maddi Sağlığınız ve Manevi Esenliğiniz Daim Olsun.

Cemil A. Sülemi
Bio-Dostu İntegratif Tıp & USR Metodu & ESR Terapisi Mucidi & Eğitmeni | Fonksiyonel Tıp Hekimi | Danışman | Yazar
e-posta: eniyitedavi@gmail.com

Dipnot:
(*) 180/110mmHg’nin üzerinde olan, kalıcı, inatçı tansiyonları ve hatta daha yüksek tansiyonları bile birçok regülasyon terapileri ve doğal tedaviler ile dengelemek mümkündür. Hekim, ilk önce zarar verme ilkesi unutmayarak sadece ve sadece bu yöntemleri bilmiyorsa ya da bu yöntemler ile hipertansiyonu düşürmekte başarısız olursa son çare olarak farmakolojik ilacı tavsiye etmelidir.
(**) Kadmiyum zehirlenmesinin hipertansiyona neden olduğu ile ilgili bazı bilimsel çalışmalar şöyledir:
1-Toxicol Lett. 2005 May 16;157(1):57-68.
Cadmium-induced nephropathy in the development of high blood pressure.
Satarug S1, Nishijo M, Ujjin P, Vanavanitkun Y, Moore MR.
2-Med Pr. 2010;61(1):5-14.
Relationship between chronic exposure to lead, cadmium and manganese, blood pressure values and incidence of arterial hypertension.
3-Asia Pac J Public Health. 2004;16(2):133-7.
Non-occupational lead and cadmium exposure and blood pressure in Thai men.
Sirivarasai J1, Kaojarern S, Wananukul W, Deechakwan W, Srisomerarn P.
4-Pol Arch Med Wewn. 2004 Feb;111(2):243-9.
Cadmium toxicity. Cadmium and hypertension.
Martynowicz H1, Skoczyńska A.

Kaynaklar:
(1) Tıp Bu Değil, İlknur Arslanoğlu, 1.cilt, sayfa 36-37, ithaki, 5. Baskı, 2012.
(2) Beslenme bülteni sitesi, hipertansiyon dosyası.
(3) Tıp Bu Değil, İlknur Arslanoğlu, 1.cilt, sayfa 106, ithaki, 5. Baskı, 2012.
(4) Tıp Bu Değil, İlknur Arslanoğlu, 1.cilt, sayfa 52, ithaki, 5. Baskı, 2012.
(5) Tıp Bu Değil, İlknur Arslanoğlu, 1.cilt, sayfa 48, ithaki, 5. Baskı, 2012.
(6) Functional Diagnostic Medicine-The Next Paradigm Shift in Healthcare By Ron Grisanti, D.C., D.A.B.C.O., M.S.

FONKSİYONEL TIP İLE İLGİLİ DİĞER MAKALELER:

OTOİMMÜN HASTALIKLARDAN KURTULUŞ YOLUNDAKİ İLK TEMEL ADIM .. ALS, ASTIM, BEHÇET, ALZHEIMER, ÜRTİKER, CROHN, ÜLSERATİF KOLİT, AKNE ROZASEA, GULLIAN-BARRE, SİSTEMİK LUPUS, MULTİPL SKLEROZ, MS, HASHİMOTO TROİDİTİ, ADDİSON, FİBROMİYALJİ, IGA NEFROPATİ, VİTİLİGO, OTİZM, DERMATOMİYOZİT, ANKİLOZAN SPONDİLİT, HEMOLİTİK ANEMİ, ÇÖLYAK, REAKTİF ARTİRİT, ALOPESİ AREATA, TİP1 DİYABET, EGZAMA, SEDEF MYASTHENİA GRAVİS, GRAVES, ROMATOİD ARTİRİT, FONKSİYONEL TIP, CEMİL SÜLEMİ, ULTRA TEDAVİLER, HACAMAT, TIBBİ HACAMAT, TIBBİ HİCAMET, SÜLÜK, HİCAMET, APİTERAPİ, FİTOTERAPİ, SÜLÜK, HİRUDOTERAPİ, AROMATERAPİ, TIBBİ BESLENME, TIBBİ PERHİZ, RUKYE, YAĞLI KUPA, RENK TERAPİSİ, PSİKOTERAPİ, ŞİFA, DUA, NEBEVİ TIP, AĞIR METAL, DOĞAL ŞELASYON, ALTERNATİF TIP, DOĞAL TEDAVİLER, GDO, ŞEKER, ORGANİK, EKOLOJİK, SAFRA, YUNAN TIBBI, İSLAM TIBBI, ALGOLOJİ, FONKSİYONEL ALGOLOJİ, KRONİK AĞRILAR, KRONİK HASTALIKLAR, BUZDAĞININ ALTI, HASTALIK NEDENLERİ, MİKROBİYATA, FAYDALI BAKTERİLER, MİGREN, ROMATİZMA, BAŞ AĞRILARI

OTOİMMÜN HASTALIKLARDAN KURTULUŞ YOLUNDAKİ İLK TEMEL ADIM .. ALS, ASTIM, BEHÇET, ALZHEIMER, ÜRTİKER, CROHN, ÜLSERATİF KOLİT, AKNE ROZASEA, GULLIAN-BARRE, SİSTEMİK LUPUS, MULTİPL SKLEROZ, MS, HASHİMOTO TROİDİTİ, ADDİSON, FİBROMİYALJİ, IGA NEFROPATİ, VİTİLİGO, OTİZM, DERMATOMİYOZİT, ANKİLOZAN SPONDİLİT, HEMOLİTİK ANEMİ, ÇÖLYAK, REAKTİF ARTİRİT, ALOPESİ AREATA, TİP1 DİYABET, EGZAMA, SEDEF MYASTHENİA GRAVİS, GRAVES, ROMATOİD ARTİRİT, FONKSİYONEL TIP, CEMİL SÜLEMİ, ULTRA TEDAVİLER, HACAMAT, TIBBİ HACAMAT, TIBBİ HİCAMET, SÜLÜK, HİCAMET, APİTERAPİ, FİTOTERAPİ, SÜLÜK, HİRUDOTERAPİ, AROMATERAPİ, TIBBİ BESLENME, TIBBİ PERHİZ, RUKYE, YAĞLI KUPA, RENK TERAPİSİ, PSİKOTERAPİ, ŞİFA, DUA, NEBEVİ TIP, AĞIR METAL, DOĞAL ŞELASYON, ALTERNATİF TIP, DOĞAL TEDAVİLER, GDO, ŞEKER, ORGANİK, EKOLOJİK, SAFRA, YUNAN TIBBI, İSLAM TIBBI, ALGOLOJİ, FONKSİYONEL ALGOLOJİ, KRONİK AĞRILAR, KRONİK HASTALIKLAR, BUZDAĞININ ALTI, HASTALIK NEDENLERİ, MİKROBİYATA, FAYDALI BAKTERİLER, MİGREN, ROMATİZMA, BAŞ AĞRILARI

h_big_hbuzdagi

h_big_hastaliklara_isim_4

h_magnezyum_yetmezligine-fonksiyonel-bakis1

h_big_gercek_butik_tip

BAĞIRSAK – BEYİN İLİŞKİSİ

Modern tıp, biz insanları farklı sistemlere ve alanlara böldü: kardiyovasküler sistem, sindirim sistemi, sinir sistemi, vb. Bu bölümlere göre her biri insan vücudunun belirli parçalarıyla ilgilenen farklı tıp uzmanlıkları yaratıldı: kardiyoloji, gastroentoloji, jinekoloji, nöroloji, psikiyatri, vb. Böyle olmasının bir sebebi var. Yıllar içinde tıp bilimiyle ilgili biriken devasa miktarda bilgi var. Dünyada hiçbir doktor hepsini detaylarıyla bilemez. Uzmanlaşmak doktorların belirli bir ilgi alanına odaklanmasını, o alana iyice hakim olup konularında ustalaşmalarını sağlar.

Ancak doktorlar, uzmanlıklara ayrılarak çalışmaya başladığından beri bir sorunun farkındalar. Bir alanda uzmanlaşan doktorlar, en iyi bildikleri organları incelemeye eğilimli oluyor, vücudun geri kalanını göz ardı ediyorlar. Her organın vücudun geri kalanıyla birlikte var olduğu ve işbirliği içinde çalıştığı unutuluyor. Her bir sistemin, organın, dokunun ve hatta hücrenin diğerine bağlı olduğu, birbirini etkilediği ve birbiriyle iletişim kurduğu vücudumuz bir bütün olarak yaşar ve çalışır. Hiçbir organ, vücudun geri kalanını hesaba katmadan bırakın tedavi edilmeyi, muayene bile edilmemelidir.

Tıbbın özellikle bir alanı, ilgili organı vücudun geri kalanından ayırarak inceler. Bu alan, psikiyatridir. Akıl sağlığıyla ilgili sorunlar, genetik, çocukluk deneyimleri, psikolojik etkilenimler gibi pek çok açıdan incelenir. Hesaba katılacak son yer hastanın sindirim sistemidir. Modern psikiyatri sindirim sistemini hiç hesaba katmaz. Oysa tıp tarihinde, psikiyatrik hastalıkların sadece bağırsağın “temizlenmesiyle” iyileştirildiğine dair yeterince örnek bulunuyor.

Ünlü Japon Profesör Kazudzo Nishi, psikiyatrik vakaların en azından onda birinin, bağırsağın kendi kendini toksinlemesinden kaynaklandığını düşünüyor.

Psikiyatri hastalarının büyük bir çoğunluğu sindirim sorunları da yaşar; ancak bunlar doktorlar tarafından göz ardı edilir. Bağırsak-beyin ilişkisi, çoğu günümüz doktorunun nedense anlayamadığı bir ilişkidir. Milyonlarca anti-depresan, uyku hapı ve hastaların beyinlerine etki etmesi için sindirim sistemlerine aldıkları daha bir sürü ilaç reçete etmelerine rağmen, sindirim sistemi ve beyin arasındaki bağlantıyı hala göremiyorlar. Alkolün beynimizi nasıl etkilediğini herkes bilir. Alkollü içecekleri nasıl tüketiriz ? Elbette içerek ve sindirim sistemimize göndererek. Ama beyinlerimizi etkileyen toksik maddeleri tüketmemiz gerekmez. Sindirim sistemimizde bazı mikropların bulunması, kendi vücudumuzda sürekli bir toksisite kaynağına sahip olmamız için yeterlidir.

Bir önceki bölümde söylediğimiz gibi, GAPS’lı bir kişinin {GAPS ingilizce Gut And Psychology Syndrome yani Bağırsak Ve Psikoloji Sendromunun kısaltmasıdır} sindirim sistemi, vücudun ana toksisite kaynağı haline gelir. GAPS’lı çocuk ve yetişkinlerin anormal bağırsak floraları, bilinmeyen sayıda çeşitli nörotoksinler üretir. Bu toksinler hasarlı bağırsak duvarından kana geçerler ve böylece beyne ulaşırlar. Hangi toksinlerin bir araya geldiği kişiye özeldir. Bu yüzden her GAPS hastası birbirinden çok farklıdır. Söylediğim gibi, anormal floranın ürettiği toksinlerin sayısı bilinemez. Yine de GAPS’lı çocuklarda ve yetişkinlerde yaygın olarak görülen bazı nörotoksinler hakkında elle tutulur bir bilgiye sahibiz. Bu toksinler herhangi bir kişiyi akıl hastası yapabilir. Geçen bölümde bazılarına göz atmıştık. Ne yazık ki incelenecek daha çok hastalık var.

Etanol ve asetaledehid

Otizm, DEHB, şizofreni, disleksi, dispraksi ve diğer psikolojik problemler söz konusu olduğunda alkolizm genellikle akla gelmez. Ama aralarında ciddi bir ilişki vardır. GAPS hastalarında çeşitli faktörlere bağlı olarak patolojik vücut florasının aşırı çoğaldığını biliyoruz. Bu patojenlerin bir grubu da nerdeyse istisnasız olarak, aralarında Candida türlerinin de bulunduğu mayalardır. Mayalar, glikozla ve diğer şeker türleriyle beslenir. Şeker, karbonhidratların sindirilmesiyle açığa çıkar. Sağlıklı insanlarda glikoz adı verilen biyokimyasal işlem sonucu glikoz, laktik asit, su ve enerjiye dönüşür. Mayaların aşırı çoğaldığı bir vücutta Candida glikozu ele geçirir ve glikozun, akollü fermantasyon adı verilen bir işlemle sindirilmesine neden olur. Bu biyokimyasal süreçte  Candida ve diğer mayalar, besinlerden alınan glikozu alkole (etanol) ve yan ürünü olan asetaldehide çevirirler. Bu olgu ilk kez, alkol tüketmeden sarhoş gibi olan yetişkinlerde tespit edildi. Bu yetişkinlerin bağırsaklarında mayaların aşırı çoğalarak alkol ürettikleri ve kişiyi sürekli “sarhoş” durumuna soktukları anlaşıldı. Bu kişiler özellikle karbonhidratlı yiyecekler tükettiklerinde “sarhoş” oluyorlardı. Karbonhidratlar, Candida tarafından tüketilip alkol olarak ortaya çıkıyordu. Bu kişiler alkol kullanmasalar da alkolizmin tipik belirtilerini taşıyorlardı.

Alkol ve yan ürünlerinin moleküler ağırlığı düşüktür. Bu sayede vücuttaki bariyerleri kolaylıkla geçerler. Kana kolayca karışır, plasentayı geçerek anne karnındaki bir cenine rahatça ulaşabilirler. Hamilelik, bağışıklığın doğal olarak baskılandığı bir süreçtir. Bir kadının vücudunda hali hazırda Candida artışı varsa, hamilelik durumu daha da kötüleştirir. Hamile kadının vücudunda çoğalan mayalar, alkol ve yan ürünlerini ortaya çıkararak bebeğin gelişimini etkiler. Çocuk doğduktan sonra da anne sütüyle birlikte alkol ve yan ürünlerini almaya devam eder. Anne sütündeki alkol miktarı genellikle karnındakiyle aynıdır. Annesinin maya miktarı yüksek vücut florasını miras aldığı için, çocuğun vücudu da kendi alkolünü ve diğer toksik maddeleri üretmeye başlar. Babanın alkol tüketimi ve vücudunda maya artışı da çocuğun gelişimini etkiler. Kliniğime gelen otistik çocuk babalarının yarısından fazlasında anormal bağırsak florası ve buna bağlı hastalıklar bulunuyor.

Alkol ve yan ürünleri bizi nasıl etkiliyor ? Alkolün özellikle de çocuklar için toksik olduğunu hepimiz biliyoruz. Çok az miktarlarda da olsa, sürekli alkol alımından etkilenmeyecek bir organ yoktur. Vücutta sürekli olarak alkol bulunmasının birkaç sonucuna bir göz atalım:

– Mide duvarının mide asidi üretme yeteneğinde azalma.
– Pankreasın hasar görmesi ve pankreas enzimlerinin azalması sonucu sindirimin bozulması.
– Bağırsak astarının doğrudan hasar görerek emilim bozukluğunun ortaya çıkması.
– Çoğu vitamin, mineral ve amino asidin kötü emilimi sonucu oluşan besin eksikliği. Özellikle B ve A vitamini eksiklikleri.
– Bağışıklık sisteminde hasar.
– Karaciğer hasarı sonucu ilaçların, diğer toksinlerin ve kirli maddelerin yeterince temizlenememesi.
– Karaciğerin eski nörotransmitterleri, hormonları ve normal metabolizmanın diğer yan ürünlerini atma yeteneğinde azalma. Sonuç olarak bu maddeler vücutta dolaşarak davranış anormalliklerine ve başka sorunlara yol açar.
– Öz kontrol eksikliği, koordinasyon bozukluğu, konuşma gelişiminde bozukluk, öfke, zihinsel gerilik, hafıza kaybı ve uyuşukluk haliyle kendini gösteren beyin hasarı.
– Periferik sinir hasarıyla birlikte hislerde değişme ve kaslarda zayıflama.
– Kas dokusunun doğrudan zarar görmesiyle birlikte kasılma ve rahatlama hareketlerinin değişime uğraması, kasların zayıflaması.
– Yaygın olarak kullanılan ilaçların, çevreden gelen kirli maddelerin ve diğer toksinlerin etkilerinde artış.
– Vücuttaki proteinlerin, karbonhidrat ve yağların metabolizmalarında değişiklik.

Asetaldehid, alkol yan ürünlerinin en toksiği olarak bilinir. Bu kimyasalın en yıkıcı etkilerinden biri, proteinlerin yapısını değiştirebilme yeteneğidir. Büyük oranda proteinlerden meydana geliriz. Hormonlardan enzimlere kadar vücudumuzda bulunan sayısız ve çeşitli aktif madde proteindir. Yapıları asetaldehidle değiştinde, fonksiyonlarını gereğince yerine getiremezler. Asetaldehid’in değiştirdiği proteinlerin, bağışıklık sisteminin kendi vücuduna saldırdığı pek çok otoimmün reaksiyondan sorumlu olduğu düşünülüyor. Asetaldehidin değiştirdiği proteinleri yok etmesi için bağışıklık sistemi tarafından üretilen antikorlar, vücutta benzer yapıya sahip normal proteinlere de saldırabiliyorlar. GAPS hastalarında genellikle kendi dokularına saldıran antikorlar bulunuyor. Bunların en yaygınlarından biri, miyelin adı verilen bir maddedeki proteinlere saldırır. Miyelin, beyin anatomisinin ve sinir sisteminin geri kalanının ayrılmaz bir parçasıdır. Beyin hücrelerini ve bu hücrelerin uzantısı olan sinir tellerini kaplar. Yetişkinlerde miyelin hasarı kendini multipl skleroz hastalığı olarak gösterir. Otizm ve dispraksi hastası çocuklarda görülen nörolojik tablo, multip skleroz hastalarınınkiyle benzerlik gösterir. Sebebi, bu çocuklarda aşırı maya artışının asetaldehid üretimine yol açması olabilir.

Alkol ve asetaldehid, vücutta pek çok temel besini işe yaramaz hale getirir. Örneğin proteinlere bağlanan asetaldehid; nörotransmitter üretiminde, yağ asitlerinin metabolizmasında ve vücutta daha pek çok süreçte rol alan B6 vitaminin işlevsel eksikliğine yol açar. İşlevsel eksiklik nedir? Kişi, besinlerden yeterince B6 vitamini alabilir ama asetaldehid, bu vitaminin proteinler üzerindeki çalışma alanını işgal ederek işini yapmasına engel olur. Böylece vitamin vücutta amaçsızca dolaştıktan sonra dışarı atılır. Bu durum sadece B6 vitamini değil, işlevini yerine getirmek için proteinlere bağlanması gereken daha bir çok maddenin başına da gelir. GAPS hastalarında bir başka yaygın işlevsel eksiklik, tiroit yetmezliğidir. Tiroit bezi yeterince hormon üretse de, çalışma alanları asetaldehid ve diğer toksinler tarafından işgal edilmiştir. Sonuç olarak kişide tiroit yetersizliğinin tipik belirtileri olan depresyon, cansızlık, yorgunluk, kilo alma, vücut ısısı kontrolünün zayıflaması, bağışıklığın zayıflaması, vb. görülür.

Böylece çocuklar ve genç yetişkinlerde alkolizmi ele almış olduk. Çok şaşırtıcı, değil mi?

Sırada ne var? Şimdi de madde bağımlılığında bahsedeceğiz.

Gluten ve kazeindeki opiatlar

Afyon, morfin, eroin gibi madde bağımlılarının yaygın olarak kullandığı uyuşturuculara, opiatlar denir. Pek, bunların GAPS’lı çocuklar ve yetişkinlerle ne ilgisi vardır?

Glüten tahıllarda; en çok da buğday, çavdar, yulaf ve arpada bulunan bir proteindir. Kazein; inek, keçi, koyun, insan sütlerinde, diğer sütlerde ve süt ürünlerinde bulunan süt proteinidir. GAPS’lı hastalarda bu proteinler gerektiği gibi sindirilemez ve kimyasal yapıları morfin, eroin gibi opiatlara benzeyen maddelere dönüşür. Bu alanda Dohan, Reichelt, Shattock, Cade ve diğerleri tarafından yürütülmüş çok fazla sayıda araştırma bulunuyor. Şizofreni, otizm, DEHB, doğum sonrası psikoz, epilepsi, Down sendromu, depresyon ve romatizmalı atardamar yangısı gibi bazı otoimmün hastalıklarda, hastaların idrarlarında glütenomorfin ve kazomorfin adı verilen glüten ve kazein peptitlere rastlanır. Tahıllarda ve sütte bulunan bu opiatların kan-beyin bariyerini geçip tıpkı morfin veya eroin gibi beynin bazı bölgelerinin işlevini engellediği düşünülüyor.

Bunun sebebi ne? Cevabı şüphesiz, kişinin sindirim sisteminde saklı.

Daha önce gördüğümüz gibi GAPS hastalarının sindirim sistemleri zayıftır. Proteinlerin sindirimi, mide duvarı tarafından üretilen bir protein sindirme enzimi olan pepsinlerin faaliyetiyle midede başlar. Protein sindiriminde mide asidi esastır. Pepsinin, proteinleri daha kısa peptit zincirlerine parçalaması için gerekli olan normal şartları sağlar. GAPS’lı kişilerde, anormal bağırsak florası ve hastalığa neden olan patojen floranın aşırı çoğalması nedeniyle mide asidi seviyesi düşüktür. Örneğin, sadece Candida bile mide asidi üretimini güçlü bir şekilde bastırabilen toksinler üretir. Emziren bir annenin bağırsaklarında aşırı miktarda Candida varsa, bu toksinler anne sütüne de geçer. GAPS’lı çocukların, hayatlarının geri kalanında mide asidi üretimlerini bozacak bu toksinleri, bebeklikleri sırasında annelerinden almış olma ihtimali vardır. Anne sütünün sindirilmesine gerek olmadığı için çocuk, emzirme sırasında mide asidine ihtiyaç duymaz. Ama başka gıdalar almaya başladığında  düşük mide asidi sorunlara yol açar. Memeden kesildiği sıralarda çocuğun sindirim sisteminde, kendi Candida’ları ve toksin üretecek diğer patojenler zaten oluşmuştur. Böylece mide asidi seviyesi düşmeye devam eder. Sütten kesilen çocuğun sindirim sistemine genellikle ilk giren proteinler, bebek maması formüllerindeki kazein ve buğdaydaki glütendir. Asidi düşük bir midede, bunların ve diğer çoğu proteinin sindirimin ilk adımları iyi bir şekilde gerçekleşmez. Sonra bu kötü sindirilmiş proteinler, pankreas sindirim enzimlerinin proteinleri parçalamaya devam etmesi beklenen bağırsaklara geçer. Düşük mide asidi seviyesi, pankreas enzimlerinin üretimini de olumsuz etkilediğinden, protein sindiriminin bu aşaması da başarısız olur. Ardından bu kötü sindirilmiş proteinler sindirimin son aşamasına, bağırsak duvarına ilerler. Bağırsak duvarı son derece karmaşık yapıları olan enterosit hücreleriyle kaplıdır. Çeşitli besinlerin sindiriminin son aşamasını tamamlamak için yüzeylerinde bol miktarda farklı sindirim enzimi bulunur. Bağırsak florasıyla ilgili bölümde öğrendiğimiz gibi GAPS hastalarında bu hücreler, anormal floraya bağlı olarak güçsüz durumdadır. Kazein, glüten ve pek çok diğer besinin sindirimindeki bu son aşamayı tamamlayamazlar. Florida Üniversitesi’nden Dr. J. Robert Cade’in 1999 Mart’ında Health Science Centre’a verdiği röportajda söylediği gibi, “Otizm ve şizofrenide temel sorunun bağırsakta olduğunu düşünüyoruz. Bu kişilerde emilen beta kazomorfin-7 vücutta parçalanıp amino asitlere dönüşmek yerine, 12 amino asit uzunluğuna çıkabilen peptit zincirlerine dönüşüyor.”

Enterositler üzerinde yaşayan bir protein sindirim enzimi hakkında da yayınlanmış bazı araştırmalar bulunuyor. Dipeptidil peptidaz IV (DPP IV) adı verilen bu enzim normalde, kazomorfin ve gliadomorfini daha küçük peptit parçalarına böler. GAPS’lı çocuklarda bu enzimin eksikliği görülür. İlginç bir şekilde alkolizm, şizofreni, depresyon veya otoimmün hastalıklarda da enterositler zarar görür. Şimdi bu araştırmaya dayanarak bazı sindirim enzimi formüllerine DPP IV ekleniyor. Bu formüller besin desteği olarak GAPS hastalarına önerilebiliyor. Sorun şu ki, üzerinde araştırma yapılmış ve hakkında bir şeyler bildiğimiz tek enzim bu. Acaba enterositlerin üzerinde, şu anda hakkında hiçbir şey bilmediğimiz veya çok az bilgimiz olan daha kaç enzim var? Normalde bu hücrelerin üzerinde yaşayarak onları besleyen ve koruyan yararlı bakteriler olmadan, bu hücreler hastalanır ve görevlerini iyi bir şekilde yerine getiremez. Sonuç olarak GAPS’lı bağırsakta, kötü sindirim ve kötü emilim tablosu ortaya çıkar. Bu esnada patojen bakteriler, mantar ve virüsler bağırsak duvarına zarar vererek; kazomorfin, gliadomorfin gibi kötü sindirilmiş proteinlerin ve diğer maddelerin kana karışmasına ve beyne gitmesine izin verirler.

Bu problemin başka bir yüzü de var. Normalde proteinler bağırsakta emilmeden önce parçalanarak amino asitlere dönüşürler. Bazı proteinler, hepimizde peptitler (kısmen parçalanmış proteinler) halinde veya hiç parçalanmamış olarak emilirler. Bu peptitler, vücutta peptidaz denilen, görevlerini tamamlamış olan nörotransmitterleri, hormonları ve daha pek çok aktif maddeyi parçalamaktan sorumlu özel bir enzim grubu için inhibitör (durdurcu/baskılayıcı) görevi görürler. GAPS hastalarında peptidazlar, çok fazla peptitin birikmesi ve vücudun kendi peptitlerinden yarattığı enkaz yüzünden baskılanır; hasara ve psikolojik semptomlara yol açarlar.

Glütenomorfin ve kazomorfinler üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda Glütensiz ve Kazeinsiz Diyet (GKD) geliştirildi. Bazı otistik çocuklarda bu diyet sayesinde ciddi gelişmeler keydediliyor. Ancak çoğu çocukta bir etkisi olmuyor. Çünkü GAP sendorumu, glütenomorfinler ve kazomorfinlerden çok daha fazla bileşeni içeriyor. Bu yüzden hastaların çoğu diyet uygularken GAPS’ı diğer pek çok açıdan da ele almalı.

Diğer toksinler

Önceki bölümde Clostridia ailesi ve toksinlerden bahsetmiştik. Bu ailenin üyeleri oksijensiz ortamda yaşadığı için incelemeleri çok zordur. Ancak Dr. William Shaw, Clostridia’ya karşı geliştirilen ilaçlarla ciddi ilerleme kaydeden otistik çocukları kitabında detaylarıyla ele almıştır. Ne yazık ki bu çocuklar ilaç kesilir kesilmez yine otizme geri dönüyorlar. Geçen bölümde bahsettiğimiz gibi Clostridia ve bağırsaktaki diğer patojenlerle başa çıkmanın en iyi yolu, sağlıklı bir bağırsak florası oluşturmak ve yararlı bakteriler sayesinde doğal yollardan kontrol sağlamaktır.

Otistik çocuklarda, biyokimya alanında çalışan Dr. Alan Friedman tarafından başka korkutucu toksik maddeler de bulundu. Deltorfin ve delmorfin adlı bu kimyasallar ilk kez Güney Amerika’da, zehirli bir kurbağa türünün derisinde keşfedildi. Yerliler, düşmanlarını felç etmek için oklarının ucunu bu kurbağanın salgıladığı mukusa batırıyorlardı. Deltorfin ve delmorfin, son derece güçlü nörotoksinlerdir. Dr. Friedman bu toksinleri kurbağanın değil, kurbağanın derisinde yaşayan mantarların ürettiğini düşünüyordu. Bu mantarların otistik çocukların bağırsaklarında ortaya çıkması mümkündür. Gelecekteki araştırmaların bu konuyu açıklığa kavuşturacağını umuyoruz.

GAPS hastalarında başka bir dizi güçlü toksin daha tespit edildi ve araştırıldı. Bu kitapta bunların hepsini inceleyemeyiz. Ama bilmemiz gereken önemli nokta, GAPS’lı çocukların ve yetişkinlerin oldukça toksik bireyler olduğudur. Bu toksisite sindirim sistemlerinden kaynaklanır. Bu yüzden tedavi için herşeyden önce kişinin sindirim sistemine odaklanmalıyız.

Kaynak: GAPS Bağırsak ve Psikoloji Sendromu, Uzm. Dr. Natasha Campbell-McBride MD, Sayfa 49-57, Adalin Yayınları, 2014.

MİKROBİYOM TIBBI İLE İLGİLİ MAKALELER:

h_icimizdeki-dunya-mikrobiyom2

h_big_mikrobiyata1

OTOİMMÜN HASTALIKLARDAN KURTULUŞ YOLUNDAKİ İLK TEMEL ADIM .. ALS, ASTIM, BEHÇET, ALZHEIMER, ÜRTİKER, CROHN, ÜLSERATİF KOLİT, AKNE ROZASEA, GULLIAN-BARRE, SİSTEMİK LUPUS, MULTİPL SKLEROZ, MS, HASHİMOTO TROİDİTİ, ADDİSON, FİBROMİYALJİ, IGA NEFROPATİ, VİTİLİGO, OTİZM, DERMATOMİYOZİT, ANKİLOZAN SPONDİLİT, HEMOLİTİK ANEMİ, ÇÖLYAK, REAKTİF ARTİRİT, ALOPESİ AREATA, TİP1 DİYABET, EGZAMA, SEDEF MYASTHENİA GRAVİS, GRAVES, ROMATOİD ARTİRİT, FONKSİYONEL TIP, CEMİL SÜLEMİ, ULTRA TEDAVİLER, HACAMAT, TIBBİ HACAMAT, TIBBİ HİCAMET, SÜLÜK, HİCAMET, APİTERAPİ, FİTOTERAPİ, SÜLÜK, HİRUDOTERAPİ, AROMATERAPİ, TIBBİ BESLENME, TIBBİ PERHİZ, RUKYE, YAĞLI KUPA, RENK TERAPİSİ, PSİKOTERAPİ, ŞİFA, DUA, NEBEVİ TIP, AĞIR METAL, DOĞAL ŞELASYON, ALTERNATİF TIP, DOĞAL TEDAVİLER, GDO, ŞEKER, ORGANİK, EKOLOJİK, SAFRA, YUNAN TIBBI, İSLAM TIBBI, ALGOLOJİ, FONKSİYONEL ALGOLOJİ, KRONİK AĞRILAR, KRONİK HASTALIKLAR, BUZDAĞININ ALTI, HASTALIK NEDENLERİ, MİKROBİYATA, FAYDALI BAKTERİLER, MİGREN, ROMATİZMA, BAŞ AĞRILARI

h_big_hasta_bagirsak_ne_yem

GERÇEK BUTİK TIP

Günümüzde, kendini modern tıp olarak lanse eden alopatik tıp sistemi, tıbbı ticareştileştirdiği için, hasta ile değil, hastalık ile uğraşır. Hastalığın ana nedenlerinden çok belirtilerini gidermeye çalışır. Bu yüzden her hastalık için ayrı uzman ve bir hastalığa bir ilaç mantığı ile sistemini sürdürür. Genelde, aynı nedeni olsa bile birçok hastalığa, hastalık sayısınca birçok ilaç, birçok nedeni olan tek bir hastalık için yine tek bir ilaç sistemi üzerinden hareket eder. İşte bu, “Pill for the ill” yani her hastalığa hap mantığıdır.

OTOİMMÜN HASTALIKLARDAN KURTULUŞ YOLUNDAKİ İLK TEMEL ADIM .. ALS, ASTIM, BEHÇET, ALZHEIMER, ÜRTİKER, CROHN, ÜLSERATİF KOLİT, AKNE ROZASEA, GULLIAN-BARRE, SİSTEMİK LUPUS, MULTİPL SKLEROZ, MS, HASHİMOTO TROİDİTİ, ADDİSON, FİBROMİYALJİ, IGA NEFROPATİ, VİTİLİGO, OTİZM, DERMATOMİYOZİT, ANKİLOZAN SPONDİLİT, HEMOLİTİK ANEMİ, ÇÖLYAK, REAKTİF ARTİRİT, ALOPESİ AREATA, TİP1 DİYABET, EGZAMA, SEDEF MYASTHENİA GRAVİS, GRAVES, ROMATOİD ARTİRİT, FONKSİYONEL TIP, CEMİL SÜLEMİ, ULTRA TEDAVİLER, HACAMAT, TIBBİ HACAMAT, TIBBİ HİCAMET, SÜLÜK, HİCAMET, APİTERAPİ, FİTOTERAPİ, SÜLÜK, HİRUDOTERAPİ, AROMATERAPİ, TIBBİ BESLENME, TIBBİ PERHİZ, RUKYE, YAĞLI KUPA, RENK TERAPİSİ, PSİKOTERAPİ, ŞİFA, DUA, NEBEVİ TIP, AĞIR METAL, DOĞAL ŞELASYON, ALTERNATİF TIP, DOĞAL TEDAVİLER, GDO, ŞEKER, ORGANİK, EKOLOJİK, SAFRA, YUNAN TIBBI, İSLAM TIBBI, ALGOLOJİ, FONKSİYONEL ALGOLOJİ, KRONİK AĞRILAR, KRONİK HASTALIKLAR, BUZDAĞININ ALTI, HASTALIK NEDENLERİ, MİKROBİYATA, FAYDALI BAKTERİLER, MİGREN, ROMATİZMA, BAŞ AĞRILARI

Alopatik tıbbın bize çıkarmış olduğu yeni butik sisteminde sunduğu niteliğin mi yoksa niceliğin mi değiştiğini anlamak için bu alopatik butik tıp sistemi hakkında Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta’nın şu yazısını aktarmak istiyorum:

“Ülkemizde henüz çok iyi bilinmeyen ama hiç şüphe yok ki önümüzdeki zamanda kendinden mutlaka çok sık söz ettirecek olan butik tıp veya butik hekimlik isimleriyle bilinen yeni bir tıp dalı hızla gelişiyor.

İlk defa USA’da Seattle eyaletinde 1996 senesinde Dr. Howard Maron tarafından düşünülerek uygulanmaya başlanan ve her geçen sene daha da yaygınlaşan butik tıp, elit bir sınıfa sunulan bir çeşit first-class sağlık hizmeti veya ‘her şey dâhil sağlık danışmanlığı’ olarak da tanımlanabilir. Bana kalırsa ‘Beyaz Türklerin Aile Hekimliği’ gibi bir yakıştırma daha uygun olur.

Bugün USA’da 5 bin civarında doktorun butik hekimlik yaptığı biliniyor. Bir araştırmaya göre bu hekimlerin yüzde 66’sı iç hastalıkları uzmanı; bunu aile hekimleri takip ediyor. Son senelerde çocuk hastalıkları uzmanları ve diş hekimlerinden de butik hekimliğe geçenlerin sayısı hızla artmakta.

Butik tıp, her biri belirli sayıda kişinin her türlü sağlık sorunuyla ilgilenen genellikle iki veya üç hekimin bir araya gelmesiyle gerçekleştirilen bir uygulama. Butik tıbbı çok sayıda hekimle uygulayanlar, anlaşmayı aile bazında yapanlar ve hizmetlerini franchising sistemi ile daha da yaygınlaştıranlar bile var.

Butik hekimlerin her biri ortalama 500 kişinin tüm sağlık sorunlarıyla gece gündüz, bayram tatil demeden 24 saat süreyle ilgileniyorlar. Bu hizmet için butik hekimlere her sene birkaç bin dolar ödeme yapılıyor.

Bu parayı ödeyenler butik hekimlere sınırsız sayıda ve istedikleri zaman telefonla veya e-postayla danışma, muayene olma hakkını kazanıyorlar. İlaç tedavilerinin takibi, diyetleri, hayat tarzı ile ilgili değişiklikler, gerekiyorsa konsültasyonlar, hangi tetkiklerin yapılacağı, bunların randevularının alınması butik hekimler tarafından belirleniyor.

Butik hekimlere ödenecek prim, hastanın yaşı, hastalıklarının sayı ve ağırlığı ile istenen hizmetin özelliklerine göre 1.500 ila 20 bin dolar arasında değişiyor. Yaş arttıkça ve kişinin sahip olduğu hastalıklar ağırlaştıkça daha fazla para ödemek gerekiyor.

Doktorun her çağrıldığı zaman hiç itiraz etmeden eve gelmesi veya gerektiğinde hastanede hastasının yanında kalması gibi seçeneklerde ödenecek para elbette daha fazla oluyor. Diyelim ki ülke dışında seyahatte iken sağlığınızla ilgili bir problem ortaya çıktı; hemen butik doktorunuzu arayarak nasıl davranmanız gerektiğini öğrenebiliyorsunuz. Butik doktor sizi şu doktora veya şu hastaneye gidin diye yönlendiriyor; sizi muayene edecek olan doktorla görüşüyor, sağlığınızla ilgili bilgiler veriyor ve bu şekilde en iyi sağlık hizmetini almanıza yardımcı oluyor. Priminiz yeteri kadar yüksekse butik doktor uçağa atlayıp yanınıza da gelebiliyor.“

Şimdi, görüldüğü üzere, standart alopatik tıp veya standart butik tıp arasında ana felsefe ve mantık açısından değişen birşey yok. Tek değişen, verilen hizmetin nicelik kazanmasıdır.

Sonuçta, bilindiği üzere modern! alopatik tıbbın tedavilerinin birçoğu standart haplardan ibarettir. Kronik enfeksiyon geçiren birine verilecek butik bir antibiyotik hapı yoktur. Standart bir hasta ile butik tıp hizmeti alan bir hastaya yine aynı ilaç verilir. Hastaya vereceğiniz ilaç aynı olduktan sonra, ona verilen hizmet niceliği, ister evinde olsun, ister kral odasında ceylan derisinden yapılmış koltukta ağırlansın, aldığı ilaç aynı olacaktır !

Butik modern! alopatik tıp hizmeti alan bir hasta, örneğin özenle yapılan bir cerrahi operasyon geçirebilir ama sonuçta bu butik tıp onu bu cerrahi operasyondan kurtarmayacaktır.

Aslında tıbbın kendisi butik icra edilmesi gereken bir meslektir. Çünkü hastalık yoktur hasta vardır ilkesine dayanması gerekir. Böyle olunca özellikle kronik hastalıklarda hastaya 5 dk ayırıp, onun hastalığının altında yatan nedenleri anlamak imkansızdır. Kronik bir hastaya ayırılan 5dk sadece hastalık belirtilerini duymaya yeter.

Gerçek butik tıp olan Fonksiyonel Tıp sisteminin odağı hasta olduğu için, hastayı 5 dk dinleyip birkaç belirleyici olmayan tetkik sonucu ona hapı yutturmak yerine, fonksiyonel tıp uzmanından bir diğerine değişiklik arzettiği üzere, 1 saat, 2 saat, bazen 1 gün, bazen 1 ay iyice teşhis edip, farklı kadim tetkik ve teşhis yöntemlerini ihmal etmeden belirleyici tüm modern tetkikleri de yapıp, hastalık tarihçesini hem kulağı ile dinleyip hem de ruhu ile kavrayarak, hastalığın hem maddi hem manevi etkenlerine yani herşeyin birbiri ile bağlantılı olduğu ruh ve beden bütününden olan hastanın tüm şikayetlerinin tüm altında yatan nedenlerine yönelik bütüncül ve kapsamlı çözümler sunar. İşte gerçek butik tıp budur.

Tabi, fonksiyonel tıbba, alopatik butik tıbbın sunmak istediği, hizmetin niceliğinin kalitesini artırma mantığı eklenirse, yani, bu gerçek butik tıbba, hekime 7/24 sınırsız ulaşım, yoğun hasta takibi, farklı sistemik terapileri hastane enfeksiyonu ortamından uzak hastanın evinde uygulama, hasta eğitimi, yüksek derecede özelleştirilmiş diyet, beslenme vb. terapiler ve gıda ve bitkilerin en kalitelisinin seçiminde rehberlik etmek  gibi verilen hizmette nicelik kalitesi eklenirse, işte o zaman, bu kalitede uygulanan fonksiyonel tıp, butik değil ultra butik tıp haline gelir.

Ultra Sağlık ve Optimum Huzur Dileği İle.

Cemil A. Sülemi
Bio-Dostu İntegratif Tıp & USR Metodu & ESR Terapisi Mucidi & Eğitmeni | Fonksiyonel Tıp Hekimi | Danışman | Yazar
e-posta: eniyitedavi@gmail.com

FONKSİYONEL TIP İLE İLGİLİ DİĞER MAKALELER:

OTOİMMÜN HASTALIKLARDAN KURTULUŞ YOLUNDAKİ İLK TEMEL ADIM .. ALS, ASTIM, BEHÇET, ALZHEIMER, ÜRTİKER, CROHN, ÜLSERATİF KOLİT, AKNE ROZASEA, GULLIAN-BARRE, SİSTEMİK LUPUS, MULTİPL SKLEROZ, MS, HASHİMOTO TROİDİTİ, ADDİSON, FİBROMİYALJİ, IGA NEFROPATİ, VİTİLİGO, OTİZM, DERMATOMİYOZİT, ANKİLOZAN SPONDİLİT, HEMOLİTİK ANEMİ, ÇÖLYAK, REAKTİF ARTİRİT, ALOPESİ AREATA, TİP1 DİYABET, EGZAMA, SEDEF MYASTHENİA GRAVİS, GRAVES, ROMATOİD ARTİRİT, FONKSİYONEL TIP, CEMİL SÜLEMİ, ULTRA TEDAVİLER, HACAMAT, TIBBİ HACAMAT, TIBBİ HİCAMET, SÜLÜK, HİCAMET, APİTERAPİ, FİTOTERAPİ, SÜLÜK, HİRUDOTERAPİ, AROMATERAPİ, TIBBİ BESLENME, TIBBİ PERHİZ, RUKYE, YAĞLI KUPA, RENK TERAPİSİ, PSİKOTERAPİ, ŞİFA, DUA, NEBEVİ TIP, AĞIR METAL, DOĞAL ŞELASYON, ALTERNATİF TIP, DOĞAL TEDAVİLER, GDO, ŞEKER, ORGANİK, EKOLOJİK, SAFRA, YUNAN TIBBI, İSLAM TIBBI, ALGOLOJİ, FONKSİYONEL ALGOLOJİ, KRONİK AĞRILAR, KRONİK HASTALIKLAR, BUZDAĞININ ALTI, HASTALIK NEDENLERİ, MİKROBİYATA, FAYDALI BAKTERİLER, MİGREN, ROMATİZMA, BAŞ AĞRILARI

OTOİMMÜN HASTALIKLARDAN KURTULUŞ YOLUNDAKİ İLK TEMEL ADIM .. ALS, ASTIM, BEHÇET, ALZHEIMER, ÜRTİKER, CROHN, ÜLSERATİF KOLİT, AKNE ROZASEA, GULLIAN-BARRE, SİSTEMİK LUPUS, MULTİPL SKLEROZ, MS, HASHİMOTO TROİDİTİ, ADDİSON, FİBROMİYALJİ, IGA NEFROPATİ, VİTİLİGO, OTİZM, DERMATOMİYOZİT, ANKİLOZAN SPONDİLİT, HEMOLİTİK ANEMİ, ÇÖLYAK, REAKTİF ARTİRİT, ALOPESİ AREATA, TİP1 DİYABET, EGZAMA, SEDEF MYASTHENİA GRAVİS, GRAVES, ROMATOİD ARTİRİT, FONKSİYONEL TIP, CEMİL SÜLEMİ, ULTRA TEDAVİLER, HACAMAT, TIBBİ HACAMAT, TIBBİ HİCAMET, SÜLÜK, HİCAMET, APİTERAPİ, FİTOTERAPİ, SÜLÜK, HİRUDOTERAPİ, AROMATERAPİ, TIBBİ BESLENME, TIBBİ PERHİZ, RUKYE, YAĞLI KUPA, RENK TERAPİSİ, PSİKOTERAPİ, ŞİFA, DUA, NEBEVİ TIP, AĞIR METAL, DOĞAL ŞELASYON, ALTERNATİF TIP, DOĞAL TEDAVİLER, GDO, ŞEKER, ORGANİK, EKOLOJİK, SAFRA, YUNAN TIBBI, İSLAM TIBBI, ALGOLOJİ, FONKSİYONEL ALGOLOJİ, KRONİK AĞRILAR, KRONİK HASTALIKLAR, BUZDAĞININ ALTI, HASTALIK NEDENLERİ, MİKROBİYATA, FAYDALI BAKTERİLER, MİGREN, ROMATİZMA, BAŞ AĞRILARI

h_big_hbuzdagi

h_big_hastaliklara_isim_4

h_magnezyum_yetmezligine-fonksiyonel-bakis1

h_big_hipertansiyon2

FONKSİYONEL ALGOLOJİ (2) : KRONİK AĞRILARDA PSİKOLOJİK NEDENLERE BÜTÜNCÜL YAKLAŞIM

Bir önceki makalemizde kronik ağrıları, bedensel nedenlere odaklanarak ele almıştık. Aslında ilk yazımızın devamı ve tamamlayıcısı olarak, kronik ağrılarda, mutlaka psikolojik (ruhsal) nedenleri de ele almamız gerekir.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, bedeni, birlikte ve içiçe işleyen organlar ve sistemler bütünlüğü ile ele aldıkları gibi, insanı, birbiriyle çok karmaşık bir şekilde bağlantılı olan ruh ve beden bütünlüğü ile ele alırlar.

algo_psiko_01

Psikolojik (ruhsal) nedenleri, klasik psikologların yaptığı gibi, psikolojiyi ve bedeni ayırarak, psikolojiyi bağımsız bir şekilde ele almak, yada klasik psikiyatristlerin yaptığı gibi, beyin ve vücudu ayırarak, psikolojik problemleri sadece beyinin kimyasında araştırmak ve bu kısıtlı bakış açılarından doğan, psikoterapi gibi kısıtlı veya psikiyatri ilaçları gibi ciddi yan etkili ve asıl nedene yönelik olmayan tedaviler çok ama çok yanlış yaklaşımlardır.

psikiyatri_ilacfirmalari_ik

Bu karmaşadan çıkmak için, olaya bütünsel bir bakış ile yaklaşmamız gerekir. İlk önce beyin ve vücut ilişkisini ele alalım.

Beyin ve vücudu birbirinden ayırma efsanesini Dr. Mark Hyman şöyle izah eder: “Beyin ve vücudun birbirinden ayrı olduğu fikri çok yaygın ve tartışılmaz olarak ele alınır. Doktorların hepsi, kan-beyin bariyerinin, değişmeyen doğası olduğu üzere eğitilirler. Beyindeki kapillerler adı verilen en minik damarların astarı olan, sıkıca paketlenmiş hücrelerden oluşan bu bariyer görevi yapan duvarı, bir arada tutan yedek savunma timini oluşturan astrositler (yıldız şeklindeki glial hücreler) vardır. Bu bariyer, toksik maddeleri ve enfeksiyonları beyinden uzak tutarken, metabolik açıdan gerekli olan şekerlerin, yağ asitlerinin ve amino asitlerin içeriye geçişini sağlar.
Biz bu bariyerin bulunmasından dolayı, beyinde olanların beyinde, vücutta olanların da vücutta kaldığını zannederiz. Bu bariyeri, aşınmayan demirden bir perde zannederiz. Bu teorinin tek bir problemi vardır. Kan-beyin bariyeri gerçekten sadece kısmi bir bariyerdir.
Şimdi biliyoruz ki; fakir beslenme, stres, enfeksiyonlar, hazım dengesizlikleri, toksik yaralar ve alerji gibi birçok faktörden dolayı, beyin sızdıran ve bu bariyer geçirgen bir hale gelebilir. Aslında beyin, hayatın normal şartları altında dahi vücudun kalan bölgelerinde olan bitenleri dinler. Vücudunuza yaptığınızı beyninize de yapmış olursunuz”. (1)

 Dr. Natasha Campbell-McBride şöyle der: “Tıbbın özellikle bir alanı, ilgili organı vücudun geri kalanından ayırarak inceler. Bu alan, psikiyatridir. Akıl sağlığıyla ilgili sorunlar, genetik, çocukluk deneyimleri, psikolojik etkilenimler gibi pek çok açıdan incelenir. Hesaba katılacak son yer hastanın sindirim sistemidir. Modern psikiyatri sindirim sistemini hiç hesaba katmaz. Oysa tıp tarihinde, psikiyatrik hastalıkların sadece bağırsağın “temizlenmesiyle” iyileştirildiğine dair yeterince örnek bulunuyor. 
Ünlü Japon Profesör Kazudzo Nishi, psikiyatrik vakaların en azından onda birinin, bağırsağın kendi kendini toksinlemesinden kaynaklandığını düşünüyor. Psikiyatri hastalarının büyük bir çoğunluğu sindirim sorunları da yaşar; ancak bunlar doktorlar tarafından göz ardı edilir. Bağırsak-beyin ilişkisi, çoğu günümüz doktorunun nedense anlayamadığı bir ilişkidir. Milyonlarca anti-depresan, uyku hapı ve hastaların beyinlerine etki etmesi için sindirim sistemlerine aldıkları daha bir sürü ilaç reçete etmelerine rağmen, sindirim sistemi ve beyin arasındaki bağlantıyı hala göremiyorlar. Alkolün beynimizi nasıl etkilediğini herkes bilir. Alkollü içecekleri nasıl tüketiriz ? Elbette içerek ve sindirim sistemimize göndererek. Ama beyinlerimizi etkileyen toksik maddeleri tüketmemiz gerekmez. Sindirim sistemimizde bazı mikropların bulunması, kendi vücudumuzda sürekli bir toksisite kaynağına sahip olmamız için yeterlidir. ” (2)

İşte, bağırsak mikrobiyatasında meydana gelen bir çok toksisiteyi vb. faktörleri, modern tıbbi tetkikler ile yeteri derecede tetkik etmek mümkün olmadığı için, konvansiyonel algoloji uzmanları, bütüncül bakıştan uzak bir yaklaşım ile, çözemedikleri kronik ağrıları hemen “psikolojik” damgası ile mühürleyip hastayı yanlış adrese gönderirler.

Halbuki, hem bedensel olarak bakılacak birçok gözden kaçırılan faktör vardır. Hem de psikolojik nedenler bazen bedensel kaynaklıdır ve bu bedensel kaynaklar çoğu kez beyinden çok uzak bir organda meydana gelen hasara bağlı olabilir.

Elbette, duygusal, davranışsal vb. psikolojik kaynaklı faktörlerin, bedenimizde yaptığı hasarları unutmamak gerekir ve çok önemlidir de. Ancak, bu tür hasarların teşhis ve tedavisinde de bütüncül yaklaşımdan ayrılmamak gerekir.

Dr. Mark Hyman şöyle der : “Psikoduygusal ve davranışsal terapilerinin en iyisini kullanabiliriz. Ama, beslenmeyi iyileştirerek, bağışıklık sistemi fonksiyonlarını, hormon ve nörotransmitter dengesini stabilize ederek, detoksifikasyonu artırarak, hazım işlevini normalleştirerek ve hücrelerimizdeki enerjiyi canlandırarak beynimizin fonksiyonunu optimize etmemiz gerekir”.   (3)

 Yine hatırlatmakta fayda vardır ki, tüm nedenlere yönelmeden 100% başarıya ulaşmak imkansızdır. Kronik ağrılarda hem bedensel hem psikolojik nedenleri, bunların birbirleri ile içiçe olan bağlantılarını ve birbirleri ile ilişkilerini ve etkileşimlerini iyice kavrayıp, tedavi de tüm altta yatan nedenlere yönelmeden 100% başarıya ulaşmak  imkansızdır.

Kronik ağrılarda, psikolojinin, ana bir neden yada tetikleyici bir faktör olup olmadığını ayırd etmek tedaviye bir katkı sağlayabilir. Ancak, bazen bunu tespit etmek çok zor olabilir. Zira, beden ve ruh o kadar içiçedir ki, bazen psikolojik bir neden ile başlayan bir hastalık veya kronik bir ağrı nedeni, bedende öyle bir hasar oluştururki, o hasar psikolojiyi, psikolojide o hasarı etkileyerek kısır bir döngü oluşur ve bu kısır döngüyü hem psikolojik hem de bedensel açıdan kırmak gerekir.

Buna basit ve yaygın bir örnek verecek olursak, çoğu bayanlardaki magnezyum yetmezliğine bağlı gelişen kronik kas ve baş ağrılarını ele alabiliriz.

magnezyum_yetmezligi

Gelelim özete:

  1. Kronik ağrılarda, bedensel nedenler araştırılırken mutlaka psikolojik nedenlere de bakılmalıdır.
  2. Kronik ağrılarda, psikolojik nedenler, duygusal, davranışsal veya mânevî kaynaklı olabildiği gibi, bazen zihinsel ve bedensel kaynaklı da olabilir.
  3. Bedensel kaynaklı psikolojik faktörlerin oluşturduğu veya tetiklediği kronik ağrıların kaynağı, çoğu kez, bağırsaktaki enfeksiyonlar, mikrobiyata bozuklukları ve sindirim bozuklukları gibi beyinden çok uzak bir organdan kaynaklanan bir probleme bağlı olabilir.
  4. Bedensel nedenlere bağlı olmayan psikolojik hasarları tedavi ederken bunu bedensel ve biyokimyasal terapi ve tedaviler ile de desteklemek gerekir.
  5. Kronik ağrıların tedavisinde 100% başarıya ulaşmak için, kronik ağrının altında yatan tüm bedensel ve psikolojik nedenlere, tetikleyici faktörlere ve bu nedenlerin altında yatan kaynaklara da yönelmek şarttır.

Prof. Dr. Ahmet Aydın şöyle der : “Aslında tıp bilim değil, sanattır. Ama sanıtını bilimsel yöntemler ile birleştirmelidir.” (16)

Maddi Sağlığınız ve Manevi Esenliğiniz Daim Olsun.

Cemil A. Sülemi
Bio-Dostu İntegratif Tıp & USR Metodu & ESR Terapisi Mucidi & Eğitmeni | Fonksiyonel Tıp Hekimi | Danışman | Yazar
e-posta: eniyitedavi@gmail.com

Kaynaklar:
(1) The Ultra Mind Solution, Mark Hyman, MD, Sayfa: 49-50, Scribner, 1. Baskı, 2008, New York.
(2) Gaps Bağırsak ve Psikoloji Sendromu, Uzm. Dr. Natasha Campbell-McBride MD, Sayfa 49-50, Adalin Yayınları, 2014.
(3) The Ultra Mind Solution, Mark Hyman, MD, Sayfa: 49, Scribner, 1. Baskı, 2008, New York.
(4) Tıp Bu Değil, İlknur Arslanoğlu, sayfa 48, ithaki, 5. Baskı, 2012.

KONU İLE İLGİLİ MAKALELER:h_big_fonksiyonel_tip_algo1c

h_vucudunuza-kapa-ceneni-demeyi-birakin1

h_big_hastaliklara_isim_4

h_magnezyum_yetmezligine-fonksiyonel-bakis1

KRONİK HASTALIKLARDA İSİMSEL TEŞHİS ÇILGINLIĞINA SON

Kimyasal veya bir başka deyişle rantiyeci tıp kronik hastalıklarda ne yapıyor acaba ? Kronik bir hastalığınız var ve tanı ve tedavi için kimyasal tıp merkezlerine başvuruyorsunuz. Size bir liste gerekli ve gereksiz tetkikler yapılır. Sonuç olarak şu cevaplardan birini alırsınız.

1-Hastalığınızın ismi şudur ve belirtilerini şu ilaç ile baskılayabilirsiniz ve genelde hayatınızın sonunan kadar kullanmaya mahkumsunuz, çünkü bu bir kronik hastalık. Birden fazla kronik hastalığınız varsa birden fazla ilaç kullanmaya mahkumsunuz.

2-Hastalığınızın ismi şudur ve ilacı henüz bulunamadı.

3-Hastalığınızın ismini belirleyemedik ve bu yüzden de tedavi de yapamıyoruz.

Dikkat ederseniz, bu 3 şıkta tam büyük 5 hata var. Bunlar şunlardır:

1-Hastalığın ana nedenleri değil sadece ismini arama çabası. Peki neden yanlış ?

Çünkü, hastalıkların ismi bize hastalıkların nedenlerini  ve gerçek çözüm yolunu göstermez. Nasıl mı ? İşte Fonksiyonel Tıp uzmanlarından Dr. Mark Hyman açıklıyor:

“Tek bir hastalığın birçok nedeni olabilir ve bu nedenlerin hepsinin belirtisi aynıdır. Depresyonu örnek olarak ele alalım. Depresyon, birçok farklı nedenden dolayı meydana gelebilir. Ama bizim gördüğümüz belirtler hep aynıdır. DSM-IV kitabı, bu belirtileri zikrediyor (%100 doğru), ancak nedenler hakkında hiçbir şey zikretmiyor (%0 geçerlilik).
Depresyonlu kişiler ile dolu bir oda düşünün. Hepsi DSM-IV kitabındaki depresyon kriterine uyuyor ve hepsine “hastalıkları” için antidepresan ilaçlar verilecek. Ancak, ne teşhis, ne de tedavi, bu kişilerin genetik ayrılıklarını gözönünde bulundurmaktadır ve her hastanın tek tek neden depresyon hastalığına yakalandığını sorgulamamaktadır. Antidepresanlar, depresyonun gerçek nedenlerini tedavi etmediği için bu gibi problemler çoğalmaktadır.
Tek bir depresyon değil, aslında birçok “depresyonlar” vardır. Bu “depresyonlar” birçok nedene bağlı olabilir; folat, B6 veya B12 yetmezliği, düşük tiroid fonksiyonu, gıdalara karşı “beyin alerjisi”, glutenin bazı kişilerde yol açtığı bağışıklık sisteminin reaksiyonu neticesinde beyinin iltihaplanması, civa zehirlenmesi, iyi sindirilememiş yemekten kaynaklanan gluteo veya caseomorphins adındaki proteinlerin beyin kimyasını altüst etmesi, beyinin gizli bir enfeksiyona bağlı iltihaplanması, kan şekeri dengesizliği, testesteron veya diğer cinsel hormonların seviyelerinde düşüklük, omega-3 yağ asidi eksikliği, yüksek stresten veya başka birçok mümkün farklı nedenlerden dolayı adrenal bezlerin işlevsizliği.
İşte bunlar depresyonun ve birçok başka ruhsal ve sinirsel hastalıkların gerçek nedenleridir. Bunun gibi altta yatan kök nedenlere yönelmeden biz hiçbir zaman ideal beyin fonksiyonuna veya ideal zihinsel fonksiyona ulaşamayız.
Gerçekte aslında “depresyon” diye bir hastalık yoktur. Sadece birçok farklı sistemik dengesizliklerin sebebiyet verdiği belirtilerin hepsine birden “depresyon” adını veriyoruz. İşte tek bir hastalık ama birçok neden…” (1)

Peki Fonksiyonel Tıp kısaca nedir ? İşte Dr. Mark Hyman özetliyor :
“Birbirinden farklı organların birbirlerinden bağımsız bir şekilde nasıl çalıştıklarını anlamaya çalışmak yerine, vücudun sistemik bir bütün olarak nasıl çalıştığını anlamamız gerekir. Biz insanları tedavi etmeye çalışmalıyız, vücutlarının parçalarını değil. Hastalığın belirtilerini değil ana nedenlerini tedavi etmeliyiz.
Ben, değişik uzmanlık alanları olan bir Tıp dogmasının eğitimini aldım. Bu dogmaya göre kalp probleminiz için kardiyoloji uzmanına, mide ağrınız için dahiliye uzmanına, eklem ağrınız için romatoloji uzmanına, deri için dermatoloji uzmanına başvurmanızı gerekir. Deri doktoruna eklem ağrınız hakkında soramazsınız. Eğer sorarsanız sorunuzu yarıda keser ve eklem doktoruna başvurmanızı ister.
Tıp okulunda hastalıkları bulmak için bana verilen yol haritası tamamen yanlış bir haritaydı. Bu yol haritası bize hastalığı teşhis edip hasta kim olursa olsun ona standart bir tedavi vermemizi öngörüyordu. Bu yanlış bir ekoldür ve bizi yanlış yola gönderen bir yol haritasıdır.
Eklem ağrılarınız, deri kaşıntılarınız, iltihaplı bağırsak sendromunuz ve depresyon birbiri ile tamamen bağlantılıdır ve bu (162 milyon kişiyi etkileyen) kronik hastlalıkların karmaşasından çıkmanın yolu, ancak, herşeyi birbiri ile bağlantılı gören yeni bir yol haritası ile mümkündür.
İşte bu zengin metodu mümkün kılan sistemin adı Fonksiyonel Tıptır. Fonksiyonel Tıp, sistem biyolojisinin bilimini pratik uygulamaya aktaran sistemdir. Bu bahsettiğim çığır açıcı yeni bir sistemdir ve düşünce tarzımızdaki en temel değişimdir. Dünyanın düz olmasından yuvarlak olduğu inancına geçiş gibi tamamen farklı büsbütün bir paradigmadır. Bizim, insan vücudu va hastalıklarına bakış açımızı değiştiren bir ekoldür.  Ve bu ekolle, hastalığı gerçek anlamda tedavi edebiliriz.
Fonksiyonel Tıp, Konvansiyonel Tıbbın tersine, tedaviyi, hastanının benzersiz ihtiyacına göre kişiselleştirir. Hepimiz birbirimizden farklıyız. Birbirimizden farklı genetik yapımız vardır. Bunun neticisinde, bedenlerimiz çevreye değişik şekillerde reaksiyon gösterir. Bunu anlamakla, hastalığı değil, insanları tedavi ederken özel metodları geliştirebiliriz.”(2)

Peki Fonksiyonel Tıp ne yapıyor ? İşte cevabı yine Dr. Mark Hyman veriyor:
“Fonksiyonel tıpta, sadece “Bu hastalığa hangi ilaç iyi gelir?” sorusuna değil, “Neden” sorusuna cevap veririz. Soru, “Sende hangi hastalık var?” değil, “Vücudundaki hangi sistem veya sistemlerin dengesi bozuldu?” sorusudur. Amaç, bu sistemlerin normal işlevlerini neyin bozduğunu ve bu ideal işlevi en iyi bir şekilde nasıl sağlayabileceğimizi anlamaktır. Ben, hastalara mükemmel laboratuvar testleri yaptırmakla pek ilgilenmiyorum. Zira, gördüğümüz gibi bu testler bize herşeyi göstermiyor. Benim çabam daha ziyade, hastaların vücutlarındaki belli sistemlerin çalışıp çalışmadığını tespit etmelerinde onlara yardımcı olmak, sonra da işbirliği içinde onları dengeye sokmaktır.
Bu ancak, belirtileri gidermekle değil, bütün sistemi dengeye sokmakla olur. Bunu, bitkiyi değil, toprağı iyileştirmek olarak düşünebiliriz. Nasıl ki toprak sağlıklı olduğunda, gübre ya da böcek ilacına gerek yoksa, vücudunuzun sağlıklı olduğunda da ilaca ihtiyacı yoktur.
Bugün birçok ilaç, evet-veya-hayır derecesinde kesin ve genellikle hastalığın altta yatan nedenlerini ve gizli belirtilerini ıskalayan teşhislere dayanılarak veriliyor. Çoğu konvansiyonel hekim için bir hastalık vardır yada yoktur; diyabetiniz vardır ya da yoktur. Onlar için gri bölge yoktur.
Bu tarz hekimlik en açık ifâdeyle yanlıştır. Çünkü bu, fizyoloji, biyoloji ve hastalığın en temel yasalarından birini gözden kaçırır. İşte bu Süreç Konseptidir. Optimum sağlıktan gizli dengesizliğe, buradan ciddi işlev bozukluğuna, buradan da hastalığa bir süreç vardır. Bu sürecin herhangi bir noktasında müdahele edebilir ve süreci tersine çevirebiliriz. Ne kadar erken harekete geçersek o kadar iyidir”. (3)

2-Hastalığın ana nedenlerine göre değil sadece ismine göre herkese standart ilaç sunulması. Peki neden yanlış ?

Çünkü, her hastanın hastalığının nedenleri birbirinden farklıdır. Aynı ismi olan ama farklı kişilerde farklı nedenlere bağlı olan hastalıklara aynı ilacı vermek ne kadar doğru olabilir sizce ?

3-Birden fazla kronik hastalığın tedavisinde birden fazla ilaç verilmesi. Peki neden yanlış ?

Çünkü, birden fazla hastalık bazen tek nedene veya hastalık sayısından daha az nedene bağlı olabilir. Önemli olan tedavilerin nedene yönelik olmasıdır, her hastalığın ismine yönelik değil.

OTOİMMÜN HASTALIKLARDAN KURTULUŞ YOLUNDAKİ İLK TEMEL ADIM .. ALS, ASTIM, BEHÇET, ALZHEIMER, ÜRTİKER, CROHN, ÜLSERATİF KOLİT, AKNE ROZASEA, GULLIAN-BARRE, SİSTEMİK LUPUS, MULTİPL SKLEROZ, MS, HASHİMOTO TROİDİTİ, ADDİSON, FİBROMİYALJİ, IGA NEFROPATİ, VİTİLİGO, OTİZM, DERMATOMİYOZİT, ANKİLOZAN SPONDİLİT, HEMOLİTİK ANEMİ, ÇÖLYAK, REAKTİF ARTİRİT, ALOPESİ AREATA, TİP1 DİYABET, EGZAMA, SEDEF MYASTHENİA GRAVİS, GRAVES, ROMATOİD ARTİRİT, FONKSİYONEL TIP, CEMİL SÜLEMİ, ULTRA TEDAVİLER, HACAMAT, TIBBİ HACAMAT, TIBBİ HİCAMET, SÜLÜK, HİCAMET, APİTERAPİ, FİTOTERAPİ, SÜLÜK, HİRUDOTERAPİ, AROMATERAPİ, TIBBİ BESLENME, TIBBİ PERHİZ, RUKYE, YAĞLI KUPA, RENK TERAPİSİ, PSİKOTERAPİ, ŞİFA, DUA, NEBEVİ TIP, AĞIR METAL, DOĞAL ŞELASYON, ALTERNATİF TIP, DOĞAL TEDAVİLER, GDO, ŞEKER, ORGANİK, EKOLOJİK, SAFRA, YUNAN TIBBI, İSLAM TIBBI, ALGOLOJİ, FONKSİYONEL ALGOLOJİ, KRONİK AĞRILAR, KRONİK HASTALIKLAR, BUZDAĞININ ALTI, HASTALIK NEDENLERİ, MİKROBİYATA, FAYDALI BAKTERİLER, MİGREN, ROMATİZMA, BAŞ AĞRILARI

4-Hastalığın ismi bulunmayan durumlarda hastalar tedavi edilmeden çaresizliğe sevk edilmiş. Peki neden yanlış ?

Çünkü, labarotuvar tahlilleri bize hastalığa dair herşeyi göstermez.

Bağırsak-psikoloji ve bağırsak-fizyoloji ilişkisini derinlemesine çalışan en meşhur hekimlerden biri olan nöroloji ve beslenme uzmanı Dr. Natasha Campbell-McBride şöyle der : “Ne yazık ki şimdiye kadar yaptığımız dışkı testleri oldukça ilkel. Bu konuda yapılan araştırmalara yapılan yatırım oldukça yetersiz. Dışkı analizinin geçerliliği, sadece kalın bağırsak lümeninde hangi mikropların olabileceğini gösterdiği için tıp profesyonelleri arasında tartışma konusu. Bağırsağın en önemli sakinleri, bağırsak duvarında yaşayan müral bakteriler hakkında hiçbir bilgi vermiyor. Bağırsağın bütünlüğünü, bağışıklığımız üzerinde çok önemli rol oynayan yiyecekleri sindirme ve emme yeteneğini sağlayan bakteriler bunlar. Bağırsak duvarı biyopsisi ve onu takiben yapılan mikrobiyolojik analizlerle yapılan az sayıda araştırma, müral bakterilerin bağırsak lümeninde yaşayanlardan çok farklı olabileceğini gösteriyor. Bunun ötesinde dışkı analizi, kalın bağırsaktaki mikrop nüfusunu yansıtmaktadır. Bağırsakta çok önemli olan, sindirim ve emilimin gerçekleştiği daha üst kısımlardaki yaşamı yansıtmaz. Ne yazık ki konu bağırsak florasını test etmek olduğunda daha başlangıç aşamasındayız”. (4)

Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın şöyle der: “Acaba, bırakın hastasının kalbine başını koyup onun iç dünyasına girerek, onu anlamaya çalışan doktoru, hastasının nabzını tutan kaç meslektaşımız kaldı ki! Yazık, çok yazık… Bazı özellikli branşlar hariç, hastasının nabzını tutan hekimi ara ki bulasın ! ……
Üzülerek belirtmeliyim ki, aklının, fikrinin, bilgisinin ve tecrübesinin ışığında hareket etmesi ve hastasının teşhis ve tedavisini planlaması gereken hekim, genellikle teknolojinin ve aletlerinin esiri olmuş durumdadır.
Hastasının , bırakın nabzını tutmayı, tansiyonunu ölçmeyi, yüzüne bile bakmadan, gerekli-gereksiz, ne amaçla istendiğini bile bilmeden, çarşaf gibi bir laboratuvar tahlil istek listesini ve pahalı tetkikler içeren radyolojik ve girişimsel inceleme talep formlarını ellerine tutuşturarak hekimlik yaptıklarını zannetmektedirler.” (5)

Oysa, omurga teşhisi, yüz teşhisi, el teşhisi, tırnak teşhisi, göz teşhisi, dil teşhisi, kuru kupa teşhisi, hicâmet teşhisi, fasd teşhisi, diş ve dişeti teşhisi, görsel idrar teşhisi, görsel dışkı teşhisi, deri teşhisi, mizaç teşhisi, bozuk hılt teşhisi, zon teşhisi, refleksoloji teşhisi, dermatom teşhisi, kayropraktik teşhisi, tükürük teşhisi ve genel belirti teşhisi gibi teşhis yöntemleri bize asıl gerekli olan ve herkeste farklılık gösterebilen hastalıkların asıl altta yatan nedenleri hakkında birçok bilgi vermektedir.

5-Kronik hastalıklarda hiçbir kalıcı iyileşme seçeneği sunulmamış. Peki neden yanlış ?

Çünkü, kalıcı bir iyileşme seçeneği var ama sunulmak istenmiyor.

Prof. Dr. Ahmet Aydın, “Modern tıp müthiş artış gösteren kronik hastalıkların çaresini niye bulamıyor?” sorusuna şöyle cevap verir : “Bulamıyor mu? Yoksa bulmak mı istemiyor, onu tartışmamız gerekiyor. Tabii önce tıbbı bilimsel tıp ve rantiyeci tıp olarak ikiye ayırmak gerekiyor. Bu ikisinin ar asındaki makas da gittikçe açılıyor. Yoksa tıp teknolojisinde muazzam ilerlemelere rağmen kronik hastalıklardaki müthiş artışı izah etmeniz mümkün değil.
Temel amacın, acıları dindirmek ve hastalıkları iyileştirmek olduğunu söylediğimiz tıp artık yaşamımızın her anını belirleyen, yönlendiren bir olgu haline geldi. Artık bilim masumiyetini kaybetti, ırzına geçildi. Hastalıklara ilaç değil, ilaçlara hastalık aranıyor.” (6)

Ayrıca, Prof. Dr. Ahmet Aydın yaptığı çok ilginç bir araştırma hakkında şöyle der : “Damar bir kez sertleştikten sonra bir daha ameliyatsız düzelmez efsanesi var ya. Kliniğimizde yapılan bir çalışmada şişman çocukların damar kalınlıkları ve esneklikleri ölçüldü. Sonra bir bölümüne düşük yağlı, bir bölümüne düşük karbonhidratlı diyet uygulandı. Yağı azaltılan grupta hiçbir iyileşme görülmezken, şekeri kısıtlanan grupta damarda belirgin incelme, esneklikte bariz artma saptandı. Bu deneyler çok zor değildir. Bazı basit kan testleriyle de beslenme biçiminin bedene etkileri izlenebiliyor.” (7)

Peki, ne yapmamız gerekiyor ?

Çözüm Fonksiyonel Tıp paradigmasında (bakış açısında). Fonksiyonel Tıbbı araştırın. Uzun zamandır aradığınız soruların cevabını onda bulabilirsiniz.

OTOİMMÜN HASTALIKLARDAN KURTULUŞ YOLUNDAKİ İLK TEMEL ADIM .. ALS, ASTIM, BEHÇET, ALZHEIMER, ÜRTİKER, CROHN, ÜLSERATİF KOLİT, AKNE ROZASEA, GULLIAN-BARRE, SİSTEMİK LUPUS, MULTİPL SKLEROZ, MS, HASHİMOTO TROİDİTİ, ADDİSON, FİBROMİYALJİ, IGA NEFROPATİ, VİTİLİGO, OTİZM, DERMATOMİYOZİT, ANKİLOZAN SPONDİLİT, HEMOLİTİK ANEMİ, ÇÖLYAK, REAKTİF ARTİRİT, ALOPESİ AREATA, TİP1 DİYABET, EGZAMA, SEDEF MYASTHENİA GRAVİS, GRAVES, ROMATOİD ARTİRİT, FONKSİYONEL TIP, CEMİL SÜLEMİ, ULTRA TEDAVİLER, HACAMAT, TIBBİ HACAMAT, TIBBİ HİCAMET, SÜLÜK, HİCAMET, APİTERAPİ, FİTOTERAPİ, SÜLÜK, HİRUDOTERAPİ, AROMATERAPİ, TIBBİ BESLENME, TIBBİ PERHİZ, RUKYE, YAĞLI KUPA, RENK TERAPİSİ, PSİKOTERAPİ, ŞİFA, DUA, NEBEVİ TIP, AĞIR METAL, DOĞAL ŞELASYON, ALTERNATİF TIP, DOĞAL TEDAVİLER, GDO, ŞEKER, ORGANİK, EKOLOJİK, SAFRA, YUNAN TIBBI, İSLAM TIBBI, ALGOLOJİ, FONKSİYONEL ALGOLOJİ, KRONİK AĞRILAR, KRONİK HASTALIKLAR, BUZDAĞININ ALTI, HASTALIK NEDENLERİ, MİKROBİYATA, FAYDALI BAKTERİLER, MİGREN, ROMATİZMA, BAŞ AĞRILARI

Ayrıca ve aslında herşeyden önce  … Unutmayın ki, şifâ ve kronik ağrı ve kronik hastalıklardan kurtuluş bir nasip ve büyük bir nimettir. Bu yüzden bir yandan gerçek bilimsel tıbbı ve gerçek doğru tedavileri araştırmak gerekir ve öbür yandan da asıl şifâyı bahşeden Yüce Allah’a, bizi en uygun şifâ vesilesine denk gelmemiz için, O’na içten yakarmamız ve dua etmemiz gerekir ki böyle büyük bir nimet ile nasiplenmeye mazhar olalım.

Zira, O dilemediği takdirde, ne kimyasal, ne fonksiyonel, ne integratif, ne alternatif tıp uzmanları bize fayda veremez. ALLAH, bir kişiye şifâyı dilemedikçe, dünyanın en iyi Fonksiyonel Tıp uzmanı dahi, kronik ağrısı veya kronik hastalığı olan hastanın ağrısı veya hastalığı altında yatan nedeni bulmaya veya tedavi etmeye muvaffak olamaz !

Hastaların hânesine değil, şifânın hânesine ulaşmanız ümidi ile.

Maddi Sağlığınız ve Mânevi Esenliğiniz Daim Olsun.

Cemil A. Sülemi
Bio-Dostu İntegratif Tıp & USR Metodu & ESR Terapisi Mucidi & Eğitmeni | Fonksiyonel Tıp Hekimi | Danışman | Yazar
e-posta: eniyitedavi@gmail.com

KAYNAKLAR:
(1) The Ultra Mind Solution, Mark Hyman, MD, sayfa 42-43, Scribner, 1. Baskı, 2008, New York.
(2) The Ultra Mind Solution, Mark Hyman, MD, sayfa 42-43, Scribner, 1. Baskı, 2008, New York.
(3) The Blood Sugar Solution, Mark Hyman, MD, sayfa 55-56, Little, Brown and Company, 1. Baskı, 2012, New York.
(4) GAPS Bağırsak ve Psikoloji Sendromu, Uzm. Dr. Natasha Campbell-McBride MD, Sayfa 44-45, Adalin Yayınları, 2014.
(5) Rabbim beni doktorlardan koru, sayfa 19-20, hayykitap, 1. Baskı, 2013.
(6) Tıp Bu Değil, İlknur Arslanoğlu, sayfa 46, ithaki, 5. Baskı, 2012.
(7) Tıp Bu Değil, İlknur Arslanoğlu, sayfa 52, ithaki, 5. Baskı, 2012.

 FONKSİYONEL TIP İLE İLGİLİ DİĞER MAKALELER:

OTOİMMÜN HASTALIKLARDAN KURTULUŞ YOLUNDAKİ İLK TEMEL ADIM .. ALS, ASTIM, BEHÇET, ALZHEIMER, ÜRTİKER, CROHN, ÜLSERATİF KOLİT, AKNE ROZASEA, GULLIAN-BARRE, SİSTEMİK LUPUS, MULTİPL SKLEROZ, MS, HASHİMOTO TROİDİTİ, ADDİSON, FİBROMİYALJİ, IGA NEFROPATİ, VİTİLİGO, OTİZM, DERMATOMİYOZİT, ANKİLOZAN SPONDİLİT, HEMOLİTİK ANEMİ, ÇÖLYAK, REAKTİF ARTİRİT, ALOPESİ AREATA, TİP1 DİYABET, EGZAMA, SEDEF MYASTHENİA GRAVİS, GRAVES, ROMATOİD ARTİRİT, FONKSİYONEL TIP, CEMİL SÜLEMİ, ULTRA TEDAVİLER, HACAMAT, TIBBİ HACAMAT, TIBBİ HİCAMET, SÜLÜK, HİCAMET, APİTERAPİ, FİTOTERAPİ, SÜLÜK, HİRUDOTERAPİ, AROMATERAPİ, TIBBİ BESLENME, TIBBİ PERHİZ, RUKYE, YAĞLI KUPA, RENK TERAPİSİ, PSİKOTERAPİ, ŞİFA, DUA, NEBEVİ TIP, AĞIR METAL, DOĞAL ŞELASYON, ALTERNATİF TIP, DOĞAL TEDAVİLER, GDO, ŞEKER, ORGANİK, EKOLOJİK, SAFRA, YUNAN TIBBI, İSLAM TIBBI, ALGOLOJİ, FONKSİYONEL ALGOLOJİ, KRONİK AĞRILAR, KRONİK HASTALIKLAR, BUZDAĞININ ALTI, HASTALIK NEDENLERİ, MİKROBİYATA, FAYDALI BAKTERİLER, MİGREN, ROMATİZMA, BAŞ AĞRILARI

OTOİMMÜN HASTALIKLARDAN KURTULUŞ YOLUNDAKİ İLK TEMEL ADIM .. ALS, ASTIM, BEHÇET, ALZHEIMER, ÜRTİKER, CROHN, ÜLSERATİF KOLİT, AKNE ROZASEA, GULLIAN-BARRE, SİSTEMİK LUPUS, MULTİPL SKLEROZ, MS, HASHİMOTO TROİDİTİ, ADDİSON, FİBROMİYALJİ, IGA NEFROPATİ, VİTİLİGO, OTİZM, DERMATOMİYOZİT, ANKİLOZAN SPONDİLİT, HEMOLİTİK ANEMİ, ÇÖLYAK, REAKTİF ARTİRİT, ALOPESİ AREATA, TİP1 DİYABET, EGZAMA, SEDEF MYASTHENİA GRAVİS, GRAVES, ROMATOİD ARTİRİT, FONKSİYONEL TIP, CEMİL SÜLEMİ, ULTRA TEDAVİLER, HACAMAT, TIBBİ HACAMAT, TIBBİ HİCAMET, SÜLÜK, HİCAMET, APİTERAPİ, FİTOTERAPİ, SÜLÜK, HİRUDOTERAPİ, AROMATERAPİ, TIBBİ BESLENME, TIBBİ PERHİZ, RUKYE, YAĞLI KUPA, RENK TERAPİSİ, PSİKOTERAPİ, ŞİFA, DUA, NEBEVİ TIP, AĞIR METAL, DOĞAL ŞELASYON, ALTERNATİF TIP, DOĞAL TEDAVİLER, GDO, ŞEKER, ORGANİK, EKOLOJİK, SAFRA, YUNAN TIBBI, İSLAM TIBBI, ALGOLOJİ, FONKSİYONEL ALGOLOJİ, KRONİK AĞRILAR, KRONİK HASTALIKLAR, BUZDAĞININ ALTI, HASTALIK NEDENLERİ, MİKROBİYATA, FAYDALI BAKTERİLER, MİGREN, ROMATİZMA, BAŞ AĞRILARI

h_big_hbuzdagi

h_magnezyum_yetmezligine-fonksiyonel-bakis1

h_big_hipertansiyon2

h_big_gercek_butik_tip

OTOİMMÜN HASTALIKLARDAN KURTULUŞ YOLUNDAKİ İLK TEMEL ADIM

Otoimmün hastalıkların bulmaca parçaları adlı makalemizde, bu tür hastalıkların başlıca nedenlerini ve tedavideki genel yaklaşımımızı özetle anlatmıştık. Bu tür hastalıkların tedavisinde, genelde en zor adım, ilk adımdır. Bu temel adım ise tıbbi perhizdir.

 “Perhiz tedavinin başıdır”.  (Hâris bin Kelede M.S. 635)

Tıbbi perhizden kastımız, otoimmün hastalıklara neden olan ve bu hastalığı tetikleyen tüm faktörlerden uzak durmaktır. İşte tedavinin en zor ve ilk temel aşaması budur.

otoimmun_ilkadim

 Otoimmün hastalıkların ortak yanı, sistemik enflamasyondur. Bu sistemik enflamasyonun altta yatan nedenlerini tedavi etmeden önce, vücudu kasıp yakıp kavuran ateşe neden olan tüm faktörlerden uzak durmamız gerekir. Bu şuna benzer; düşünün ki mutfağınızdaki doğalgaz borusu patladı ve her taraf yanıp kavrulmaya başladı. İlk atacağınız adım su getirip ateşi söndürmek mi ? Yoksa doğalgaz vanasını kapatmak mıdır ?

otoimmun_atesi_sondur

İşte, otoimmün hastalıklarda bu sistemik enflamasyonu (iltihabı) tetikleyen faktörlerden uzak durmadıkça, yapacağınız her türlü sentetik veya doğal tedaviler, size ya hiçbir fayda sağlamaz, yada sadece belli bir süreliğine sizi rahatlatır. Bu arada, bağışıklığı baskılayan sentetik tedavilerin aslında otoimmün reaksiyonu bir müddet yatıştırır gibi gözükürken öte yandan hastalığı daha da kötüye sürdüğünü ve tek bir otoimmün hastalığı birçok otoimmün hastalığa dönüştürdüğünü unutmamak gerekir.

otoimmun_havaliman1

Şimdi, otoimmün hastalarında sistemik enflamasyonu (iltihabı) tetikleyen, mikrobiyatayı bozan, bağırsak duvarının geçirgenliğini artıran ve bağışıklık sistemini baskılayan faktörleri ele alalım:

otoimmun_hocam_yasaklar

  1. Zehirler: Amalgam diş dolguları (biyolojik diş hekimi tarafından özel yöntem ile çıkartılması gerekiyor), kanal tedavisi yapılmış ölü dişler (biyolojik diş hekimi tarafından periodontal liagamantler ile birlikte çekilmesi gerekir), diş çürükleri, zehirli ağır metaller (cıva, kadmiyum, alüminyum, kurşun vb. zehirli ağır metaller), nikotin, alkol vb. her türlü zehir.otoimmun_toksik_sigara1
  2. Toksik Gıdalar: Genetiği değiştirilmiş (GDO), ziraii ilaçlar, hormonlar ve atom bombası etkisi ile bağırsak florasını harap eden sentetik antibiyotikler ve ismini okumakta zorluk çektiğiniz katkı maddeleri ile fakirleştirilmiş ve ışınlanarak birçok besin değeri öldürülmüş kirli gıdalar, rafine zeytinyağı, rafine mısır özü yağı, rafine ayçiçek yağı, margarinler, aylarca ekşimeyen endüstriyel kutu yoğurtlar ve bozulmayan uht sütler gibi rafine edilmiş ve işlenerek tabiatı bozulmuş  gıdalar, sentetik maya,  , asidik ağırlıklı beslenme tarzı, hormon ve antibiyotiklerle şişirilmiş,  gezmeyen ve otlatılmayan hayvan ürünleri vb. her türlü toksik gıda.   otoimmun_toks-k_gidalar
  3. Toksik İlaçlar: Sentetik antibiyotikler (penisilinler, tetrasiklinler, aminoglikozitler, antimantarlar vb.), steroidler (prednizolon, hidrokortizon, betametazon, deksametazon vb.), sentetik ağrı kesici ve aneljezikler, bazı doğal ve bitkisel ağrı kesiciler, ağır metal ve hayvan hücreleri içeren aşılar, sentetik doğum kontrol hapları, mide ekşimesine karşı verilen sentetik ilaçlar, sentetik sinir yatıştırıcı ilaçlar, sitotoksik, nörotoksik ve hepatotoksik ilaçlar, coQ10, B vitamini ve Glutathione düşürücü ilaçlar ve toksik ağır metal içeren ilaçlar gibi bağırsak florasına zarar veren her türlü sentetik ve doğal ilaç çeşitleri.h_big_farmageddon01
  4. Çevresel Toksinler: Toksik hava, toksik su, toksik kimyasallar, toksik temizlik ürünleri (özellikle genetiği değiştirilmiş bakteri içeren temizlik ürünleri ki çoğu öyle), sentetik kozmetik ürünleri,  antibakteriyel kimyasallar, sentetik parfümler ve deodorantlar, sentetik esansiyel kokular, toksik radyasyon vb. çevresel toksinler. Bu toksinlerin bazılarından 100% uzak durulamadığı durumlarda sürekli çeşitli arınma yöntemlerine başvurarak bu toksinlerden arınmak gerekir.otoimmun_toksik_kimyasallar
  5. Enfeksiyonlar: Parazit, kandida, toksik mantar, toksik küf, viral enfeksiyonlar ve salmonella gibi bakteriyel enfeksiyonları içeren su, gıda ve ortamlar.
  6. Kronik Stres: Stressiz hayat biraz zor. Ancak bizi uzun süre strese sokan faktörlerden mutlaka uzak durmamız ve mutlaka sağlıklı stres kontrolü yöntemlerini kullanmamız gerekir.
  7. Gluten: Otoimmün hastalarındaki en yaygın ve en gizli alerjen olup, çoğu hastada yavaş morfin etkisi yapmaktadır. İyileşene kadar gluten içeren her türlü gıdadan uzak durmak gerekir.
  8. Hastaya Özel Alerjenler: Bunlar kişiden kişiye değişir ve iyileşene kadar bunlardan uzak durmak gerekir.
  9. Aşırı yemek veya uzun süre oruç tutmak: Bunların zararı, hem bilimsel çalışmalarda, hem de dînî açıdan sabittir.

Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşur: “Ademoğlu batından (karından) daha şerli bir kab doldurmamıştır. Ademoğluna onu ayakta tutacak bir kaç lokmacık yeter. Eğer illaki (yemesi) gerekli ise, o zaman üçte birini yemeğine, üçte birini içeceğine ve (kalan) üçte birini nefesine (ayırsın)”. (1)

Ayrıca, iftar etmeden birgünden fazla oruç tutmak olan visâl, sadece Peygamber Efendimize özel bir durum olup, İslam dininde bu, tüm müslümanlara yasaklanmıştır.

Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kesintisiz (iftar etmeden birgünden fazla) oruç tutmayınız”. Bunun üzerine sahabiler şöyle dediler: “Ama sen kesintisiz oruç tutuyorsun”, bunun üzerine Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle demiştir : “Ben sizin gibi değilim, bana yediriliyor ve içiriliyor”.  (2)

Ayrıca, Peygamber Efendimiz, sallallâhu aleyhi ve sellem, en mükemmel orucu, şöyle açıklıyor :
“Allah’ın en çok sevdiği oruç, Dâvûd’un orucudur. O bir gün oruç tutar, bir gün yerdi (tutmazdı).”. (3)

Dr. Natasha Campbell-McBride şöyle der : “Uzun süre oruç tutmak, aç kalmak ve aşırı yemek, bağırsak florasının kompozisyonunu ciddi şekilde değiştirebilir ve bir dizi sağlık problemine yol açabilir”. (4)

  1. Diğer faktörler: Aşırı fiziksel yorgunluk, aşırı hareketsizlik ve uzun süre aşırı hijyenik, steril ve güneşsiz ortamlarda yaşamak.

gecirgen_bagirsaklar1RESİMİ BÜYÜLTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYINIZ

Otoimmün hastalıkları, vücudunuzun sizi, hayat tarzınızı değiştirmeye ve sağlıklı yaşamanıza zorlamasına yönelik bir fırsat olarak görebilirsiniz.

otoimmun_kolay_degil_mumkun

Bu perhiz listesindeki birçok şeyi bırakmak zor olsa da gayet olanaklıdır. Şeker, gluten, sigara ve alkol gibi bağımlılıkları bırakmak istemeyen insanlar, kesinlikle hiçbir tedavi yöntemi ile kendilerine vakit kaybettirmesinler. Ancak, bazı insanlar, gerçekten bu bağımlılıkları bırakmak isteyip te zorlanmaktadırlar. Bu kişiler, ilk etapta bağımlılıklardan kurtulma yönünde tedavi almaları gerekir.

otoimmun_havaliman2

Sülemi Yaklaşımı ile Bağımlılıklardan Kurtulma Stratejisi

 Bendenizin bağımlılıklardan kurtulmaya yönelik öngördüğü strateji şöyledir:

  1. Duâ, yakarış ve sabır.
  2. Başta ağır metaller olmak üzere genel toksinlerden arınmak.
  3. Eğitim ve görsel bilinçlenme ile irâdeyi pekiştirmek.
  4. Tıbbi akupunktur ve tıbbi hicâmet gibi bağımlılığı çözen çok yönlü ve güçlü terapilerden faydalanmak.
  5. Fitoterapi ve apiterapi gibi yöntemlerden destek alarak kalıcı çözüm sağlamak.
  6. Faydalı, sağlıklı ve câzip alternatiflere yönelmek.
  7. Yol arkadaşı bulmak.

Bu ilk adım olarak nitelendirdiğimiz temel adımı gerçekleştirdikten birkaç ay sonra bile birçok otoimmün hastasında, enflamasyon belirtileri hızlı bir şekilde sönmeye başlamakta ve birçoğu ilaçsız remisyona otomatik olarak girebilmektedirler. İşte size ilaçsız remisyonun sırrı ! Ve bu remisyon sürecinde, vücut, bir alerjen veya tam hazmedilmemiş bir gıda ve buna bağlı olarak kendi dokuları ile savaşmak yerine, bu sefer vargücü ile kendi dokularını onarmaya başlayacaktır.

Otoimmün belirtinin sebebi, bir enfeksiyon olsa dahi, bu perhiz adımını gerçekleştirmek, vücudun total toksik yükünü hafiflettiği için, sistemik enflamasyonu illaki az veya çok dindirir.

gecirgen_bagirsaklar2RESİMİ BÜYÜLTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYINIZ

Otoimmün Hastalıklardan Kurtulma Yolculuğundaki Diğer Adımlar

Tabi ki, bu ilk adım, en zor ve en temel adım olmak ile birlikte, tedavide yeterli değildir. İlk adım atıldıktan sonra, optimum şifâya erişmek için, doğru bir strateji doğrultusunda ve kişiye özel bir yaklaşımla uygulanması gereken adımlar kısaca şöyledir:

  1. Anti enflamatuar (iltihap önleyici ve giderici) hayat tarzı.
  2. Anti enflamatuar (iltihap önleyici ve giderici) beslenme.
  3. Anti enflamatuar (iltihap önleyici ve giderici) tedavi ve terapiler.
  4. Toksik ağır metallerden doğal ve yan etkisiz yöntemler ile arınma.
  5. Çeşitli dokularda depolanan toksinlerden arınmak.
  6. Kronik ağrıların fonksiyonel yöntemler ile dindirilmesi.
  7. Enfeksiyonlardan arınma (parazit, kandida, ibbaç vb.).
  8. Omurgadaki eksen kaymalarının düzeltilmesi.
  9. Detoksifikasyon kanallarının onarımı.
  10. Kan dolaşımı problemlerinin onarımı.
  11. Lenfatik sirkülasyonun onarımı.
  12. Otonom sinir sisteminin regülasyonu.
  13. Sindirim sisteminin onarımı.
  14. Bağırsak duvarının ve bağışıklığın %80’ini teşkil eden mikrobiyatanın onarımı.
  15. Hormonal dengesizliklerin düzeltilmesi.
  16. Besin, mineral ve vitamin yetmezliklerinin giderilmesi.
  17. Hücresel enerji metabolizmasının canlandırılması.
  18. Sağlıklı fiziksel aktivitelerin desteklenmesi.
  19. Zihnin ve sinir sisteminin sakinleştirilmesi.
  20. Nazar, sihir ve şeytanların musallat olması gibi metafizik etkenlerin bilimsel olarak tedavi edilmesi.
Tedavide de Fonksiyonel Bakışı Unutmamak

Fonksiyonel tıp uzmanları, otoimmün hastalıkların altta yatan tüm nedenlerini gerekli tüm tedaviler ile çözmeye çalışırken, tedavide fonksiyonel bakışı unutmamaları gerekir. Öyle ki, tedavilerin de fonksiyonel olma gerekliliği, başta alopatik tıp menşeli fonksiyonel tıp uzmanları olmak üzere bazı fonksiyonel tıp uzmanları tarafından gözardı edilen bir konudur.

h_big_fonksiyonel_tip_4

Fonksiyonel tıbbın paradigmasını (bakış açısını) tedavide uygulamak için, uygulanan tedavilerin, vücudun herhangi bir fonksiyonuna (işlevine) zarar vermemesi gerekir. Çünkü fonksiyonel tıbbın hedefi, vücuda bir bütün olarak bakıp, sadece bir fonksiyonu değil tüm fonksiyonları (işlevleri) dengelemektir. Eğer uygulanacak herhangi bir tedavi yöntemi, vücudun herhangi bir işlevine zarar veriyorsa, bu hem fonksiyonel tıbbın ana hedefine, hem de tedavideki bütünsel bakışa aykırı düşer. Tedavide, elbette, aşamalı strateji olabilir. Ancak, tedavideki hiçbir aşama, vücudun bir fonksiyonunu restore etmek uğruna olsa bile, vücudun herhangi başka bir fonksiyonuna (işlevine) zarar vermemesi gerekir.

img_fonksiyoneltip_zararver

Prof. Dr. Ahmet Aydın şöyle der : “Aslında tıp bilim değil, sanattır. Ama sanatını bilimsel yöntemler ile birleştirmelidir.” (5)

Otoimmün Hastalıkların Tedavisinde Sülemi Yaklaşımı

Son olarak, Sülemi Yaklaşımı ile otoimmün hastalıkların, fonksiyonel tıp paradigması ile ultra fonksiyonel bir strateji ve çözümler ile tedavi etme farkını kısaca hatırlatmak istiyorum:

      1. Teşhis yöntemlerinin zenginliği.
      2. Birçok kadim tıp ekolünden istifâde etmek.
      3. Her zaman doğal ve zararsız çözümleri seçmek.
      4. Sistemik, çok yönlü, kombinasyonlu ve yüksek etkinlikte tedavi ve terapiler.
      5. Kişiye özel tedavi stratejisi ve şifâ çözümleri.
      6. Stres ve psikolojiye maddî ve manevî çözümler.
      7. Pratiklik ve uygulanabilirlik.

Aslında herşeyden önce, bu ilk adımı ve ona müteâkip olan adımları doğru bir şekilde atabilmek için duâ ederek, şifâ güzergâhına doğru yol alırken, ALLAHTAN, bize güç ve irâde bahşetmesini istemek gerekir.

Şu ayet üzerinde sürekli tefekkür etmek bize birçok şeyi daha iyi anlamamıza vesile olacaktır :  “Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayınız!” (Haşr Suresi: 19. Ayet)

Zulmettiğiniz ve hakkına girdiğiniz insanlar varsa düşünün, sağlığınızı ihmal ederek kendi nefsinize zulmetmek cezanız olmaya !

Ayrıca, Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in şu inci sözlerini de akıldan hiç çıkarmamak gerekir:

“Allah’ı gözet ki, O da seni gözetsin. Allah’ı gözet ki O’nu yanında bulasın. Bir şey istediğinde Allah’tan iste. Yardım talebinde bulunduğunda Allah’tan yardım iste. Şunu bil ki, bütün ümmet sana fayda vermek üzere birleşseler, ancak Allah’ın sana takdir ettiği kadar fayda verebilirler ve eğer bütün ümmet sana zarar vermek için birleşseler ancak sana Allah’ın takdir ettiği kadar zarar verebilirler.” (6)

Ultra Sağlık ve Optimum Huzur Dileği İle.

Cemil A. Sülemi
Bio-Dostu İntegratif Tıp & USR Metodu & ESR Terapisi Mucidi & Eğitmeni | Fonksiyonel Tıp Hekimi | Danışman | Yazar
e-posta: eniyitedavi@gmail.com

Kaynaklar:
(1) Tirmizi. Sahih Hadis.
(2) Buhari. Oruç bahsi, Visâl babı. Sahih Hadis.
(3) Buhari. Oruç bahsi. Sahih Hadis.
(4) GAPS Bağırsak ve Psikoloji Sendromu, Uzm. Dr. Natasha Campbell-McBride MD, Sayfa 38, Adalin Yayınları, 2014.
(5) Tıp Bu Değil, İlknur Arslanoğlu, sayfa 48, ithaki, 5. Baskı, 2012.
(6) Tirmizi. Sahih Hadis.

OTOİMMÜN HASTALIKLAR İLE İLGİLİ MAKALELER:

OTOİMMÜN HASTALIKLARDAN KURTULUŞ YOLUNDAKİ İLK TEMEL ADIM .. ALS tedavisi, ASTIM tedavisi, BEHÇET tedavisi, ALZHEIMER tedavisi, ÜRTİKER tedavisi, CROHN tedavisi, ÜLSERATİF KOLİT tedavisi, AKNE ROZASEA tedavisi, GULLIAN-BARRE tedavisi, SİSTEMİK LUPUS tedavisi, MULTİPL SKLEROZ tedavisi, MS tedavisi, HASHİMOTO TROİDİTİ tedavisi, ADDİSON tedavisi, FİBROMİYALJİ tedavisi, IGA NEFROPATİ tedavisi, VİTİLİGO tedavisi, OTİZM tedavisi, DERMATOMİYOZİT tedavisi, ANKİLOZAN SPONDİLİT tedavisi, HEMOLİTİK ANEMİ tedavisi, ÇÖLYAK tedavisi, REAKTİF ARTİRİT tedavisi, ALOPESİ AREATA tedavisi, TİP1 DİYABET tedavisi, EGZAMA tedavisi, SEDEF tedavisi, MYASTHENİA GRAVİS tedavisi, KAS ERİMESİ tedavisi, GRAVES tedavisi, ROMATOİD ARTRİT tedavisi, FONKSİYONEL TIP, CEMİL SÜLEMİ, ULTRA TEDAVİLER, HACAMAT, TIBBİ HACAMAT, TIBBİ HİCAMET, SÜLÜK, HİCAMET, APİTERAPİ, FİTOTERAPİ, SÜLÜK, TIBBİ SÜLÜK, HİRUDOTERAPİ, AROMATERAPİ, TIBBİ BESLENME, TIBBİ PERHİZ, RUKYE, YAĞLI KUPA, RENK TERAPİSİ, PSİKOTERAPİ, ŞİFA, DUA, NEBEVİ TIP, TIBBI NEBEVİ, AMALGAM, CİVA ZEHİRLENMESİ, KADMİYUM ZEHİRLENMESİ, AĞIR METAL, DOĞAL ŞELASYON, ALTERNATİF TIP, TAMAMLAYAICI TIP, DOĞAL TEDAVİLER, GDO, ŞEKER, ORGANİK, EKOLOJİK, SAFRA, YUNAN TIBBI, MİZAC, MİZAÇ, İSLAM TIBBI, ALGOLOJİ, FONKSİYONEL ALGOLOJİ, KRONİK AĞRILAR, KRONİK HASTALIKLAR, BUZDAĞININ ALTI, HASTALIK NEDENLERİ, MİKROBİYATA, FAYDALI BAKTERİLER, MİGREN, ROMATİZMA TEDAVİSİ, BAŞ AĞRILARI, KRONİK BAŞ AĞRISI TEDAVİSİ

h_big_otoimmun_hastalar_organik_3_neden

h_dis-otoimmun-iliskisi3

h_vucudunuza-kapa-ceneni-demeyi-birakin1

h_big_hastaliklara_isim_4

h_magnezyum_yetmezligine-fonksiyonel-bakis1

FONKSİYONEL ALGOLOJİ (1) : BEDENSEL NEDENLERE BAĞLI KRONİK AĞRI TEDAVİSİNDEKİ KAYIP YOL HARİTASI

Fonksiyonel Tıp, binlerce yıldır birçok tıp sisteminde uygulanan bir paradigma (bakış açısı) olmasına rağmen, yeni modern versiyonu ile aslında dünyada daha yeni yeni ses getiren ve hızla yükselen bir tıp ekolüdür. İşlevsel Tıp, 21. yüzyılın tıbbı, tıbbın geleceği ve modern tıbbın ötesi olarak ta ifâde edilen bu tıp ekolünde, hastalıktan çok hastaya ve belirtilerden çok nedenlere bakılırken, tedavide sentetik ilaçlar ile sınırlı kalınmayıp, perhiz, beslenme ve doğal tedavi yöntemlerine de kucak açılır.

Fonksiyonel Tıp, paradigma itibari ile kadim birçok tıp sistemine benzerlik gösterse de, başlıca ayrıştığı nokta, modern gelişmeler ve kadim yöntemleri sentezleyerek, hastalığın tüm altta yatan gerçek nedenlerine yönelik bütüncül çözümler sunmaya çalışmasıdır.

Louis Pasteur’ün (1822-1895), mikrop teorisi, bugün modern tıp olarak bilinen alopatik tıbbın ilk temellerinin atılmasına yardımcı olmuştur. Halbuki, Louis Pasteur, ölüm döşeğinde iken “Bernard haklıydı, mikrop hiçbirşeydir. Çevre ise herşeydir” diyerek, mikrop teorisinden vazgeçerek, vücudun iç ortamının dengesini savunan fizyolog Claude Bernard’ın (1813-1878) görüşüne katılmıştır. (bknz. Büyük tartışma: Hastalıkların Nedenleri)

Alopatik tıp olarak bilinen ve hastalıkların sadece belirtilerini yok etmeye çalışan bu tıp ekolü, dünyada konvansiyonel yani en yaygın tıp haline gelmeyi başarmış ve dev farmakoloji sektörü ve sahip olduğu dev medya sayesinde kendisini modern, çağdaş, bilimsel ve ortodoks (doğru tıp) olarak tanımlarken, binlerce yıldır uygulanan tüm diğer tıp paradigmalarını ve tedavi yöntemlerini gerici, felsefi, bilimdışı ve şarlatan olarak ilan etmiştir.

 Dr. İlknur Arslanoğlu şöyle der : “Akut ağır fiziksel ve kimyasal etkenlere bağlı olanlar kısmen bunun dışında kalmak koşuluyla, hemen hemen tüm edinsel hastalıklar, bağışıklık sistemimizin kontrolünde seyreder. Biz ise, kendimizi bildik bileli beslenme, iyi insani iletişim, telkin, hava değişimi, dinlenme, bitkisel ve diğer alternatif geleneksel tedaviler gibi, temelde bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıkların yan etkisiz bir yolla çözümünü sağlayabilen tedavileri demode veya gerici veya akıldışı bulmaya koşullandırıldık.” (1)

 Prof. Dr. Ahmet Aydın şöyle der : “Bu arada modern denilen tıp, binlerce yıldır uygulanan geleneksel tıbbı küçümsememeli ve ondan yeterince faydalanmalıdır.” (2)

 Alopatik tıp, hem akut hem kronik ağrıları, bir hastalık belirtisi olarak kabul edip, o hastalığın belirtilerini yok etmeye çalışırdı. Ancak, son 10 yılda, kronik yani uzun süren ağrılara bakışı değişerek, bunu bir hastalık belirtisinden öte bir hastalık olarak görmeye başlamış ve bu konuda bu sefer çifte hataya düşmüştür. Kronik ağrıları, bozuk bir zile benzeterek, bu bozuk zilin sesini kesmeye yönelik işlemler geliştirilmeye başlanmıştır.

Alopatik tıbbın paragidmasında, aslında birçok bozukluk olması ile birlikte, bunların en büyüğü, temel paradigması olan, hastalıkları nedensel değil de belirtisel olarak tedavi etmeye çalışmasıdır.

Prof. Dr. Ahmet Aydın şöyle der : “İşte, öğrencilere, modern tıbbın karanlık yüzü iyice anlatılmalıdır. Pisliği halının altına süpürmek olarak tanımladığımız semptomları tedavi etmek, rantiyeci tıbbın kârına kâr katıyor ama hastalara faydadan çok zarar veriyor. Öğrencilere verilen derslerde hastalık oluşum mekanizmaları iyice anlatılmalı ve hastalıkların gerçek nedenleri üzerinde durulmalı”. (3)

Fonksiyonel Tıp, kronik ağrılara, hiçbir zaman bir hastalık olarak bakmaz. Ağrının belirti mekanizmalarını bulup, bu mekanizmaları sadece geçici olarak devre dışı bırakmak yerine, kronik ağrıların altta yatan tüm gerçek nedenlerini araştırıp bunlara yönelik doğru ve kalıcı çözümler bulmaya çalışır.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları ise, her bir Fonksiyonel Tıp uzmanı gibi, kronik ağrının, altta yatan nedenlerini bulup bütüncül çözümler sunmaya çalışırken, bir veya birçok hastalığın belirtisi olan bu tür kronik ağrıları da fonksiyonel çözümler ile yani vücudun herhangi bir fonksiyonunu ve işlevini bozmadan dindirmeye çalışırlar. Sinir blokları, vücudun işlevini bozan sentetik ağrı kesiciler ve nedene yönelik olmayan cerrahi işlemler yerine, nedene yönelik ve vücudun hiçbir işlevini bozmayan çözümler üretmeye çalışırlar.

İşte, Fonksiyonel Algoloji uzmanlarının, bedensel nedenlere bağlı kronik ağrıların habercisini veya habercilerini teşhis edip bulmakta, tedavi etmekte ve kronik ağrıları fonksiyonel bir bakış açısıyla dindirmekte kullandıkları doğru yol haritası şudur:

1-Teşhiste, teknolojik tıbbi tetkikler ile yetinmemek.

Fonksiyonel Tıp, diğer bazı tıp ekolleri gibi, hiçbir zaman gerekli teknolojik tetkikleri reddetmez. Ancak, her zaman herşeyi bu tetkikler ile öğrenmek imkansız olduğu için, kronik ağrılı hastanın, hikayesini detaylı dinleyip, diğer teşhis yöntemlerini de ihmal etmemek gerekir.

Bağırsak-psikoloji ve bağırsak-fizyoloji ilişkisini derinlemesine çalışan en meşhur hekimlerden biri olan nöroloji ve beslenme uzmanı Dr. Natasha Campbell-McBride şöyle der : “Ne yazık ki şimdiye kadar yaptığımız dışkı testleri oldukça ilkel. Bu konuda yapılan araştırmalara yapılan yatırım oldukça yetersiz. Dışkı analizinin geçerliliği, sadece kalın bağırsak lümeninde hangi mikropların olabileceğini gösterdiği için tıp profesyonelleri arasında tartışma konusu. Bağırsağın en önemli sakinleri, bağırsak duvarında yaşayan müral bakteriler hakkında hiçbir bilgi vermiyor. Bağırsağın bütünlüğünü, bağışıklığımız üzerinde çok önemli rol oynayan yiyecekleri sindirme ve emme yeteneğini sağlayan bakteriler bunlar. Bağırsak duvarı biyopsisi ve onu takiben yapılan mikrobiyolojik analizlerle yapılan az sayıda araştırma, müral bakterilerin bağırsak lümeninde yaşayanlardan çok farklı olabileceğini gösteriyor. Bunun ötesinde dışkı analizi, kalın bağırsaktaki mikrop nüfusunu yansıtmaktadır. Bağırsakta çok önemli olan, sindirim ve emilimin gerçekleştiği daha üst kısımlardaki yaşamı yansıtmaz. Ne yazık ki konu bağırsak florasını test etmek olduğunda daha başlangıç aşamasındayız”. (4)

Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın şöyle der: “Acaba, bırakın hastasının kalbine başını koyup onun iç dünyasına girerek, onu anlamaya çalışan doktoru, hastasının nabzını tutan kaç meslektaşımız kaldı ki! Yazık, çok yazık… Bazı özellikli branşlar hariç, hastasının nabzını tutan hekimi ara ki bulasın ! …… 
Üzülerek belirtmeliyim ki, aklının, fikrinin, bilgisinin ve tecrübesinin ışığında hareket etmesi ve hastasının teşhis ve tedavisini planlaması gereken hekim, genellikle teknolojinin ve aletlerinin esiri olmuş durumdadır.
Hastasının , bırakın nabzını tutmayı, tansiyonunu ölçmeyi, yüzüne bile bakmadan, gerekli-gereksiz, ne amaçla istendiğini bile bilmeden, çarşaf gibi bir laboratuvar tahlil istek listesini ve pahalı tetkikler içeren radyolojik ve girişimsel inceleme talep formlarını ellerine tutuşturarak hekimlik yaptıklarını zannetmektedirler.” (5)

 2-Teşhiste, fonksiyonel ve belirleyici tıbbi tetkikler kullanmak.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, modern tetkikleri en üst düzeyde kullanırlar. Örneğin, kronik ağrıların ana nedenlerinden biri olan, magnezyum yetmezliğini test ederken yaygın uygulama olarak kandaki orana bakıp hataya düşmek yerine, kırmızı kan hücresi (RBC) element testini kullanırlar. Troid teşhisinde, mutlaka, FT3, RT3 ve  troid antikorları değerlerine de bakarlar. Kan düzeyindeki ağır metal oranına bakarak, bunu dokularda depolanan ağır metal düzeyi olarak kabul etmeyip daha belirleyici testleri seçerler.

Dr. Mark Hyman şöyle der: “ Modern tıbbın işleme tarzı, arabanızdaki arızayı, kaputu açıp içine bakmaktansa, çıkardığı sesleri dinleyerek tespite çalışmaya benziyor. Genellikle gözümüzün önündeki sorunları görmeyiz. Normal bir kan şekeri seviyeniz (100 mg/ld’nin altı) varsa yahut glikoz toleransı test sonucunuz (kan şekeriniz şekerli bir içecek aldıktan 2 saat sonra ölçülerek yapılan test) normal ise çoğu doktor diyabet öncesi (gizli şeker) probleminiz olmadığına sizi %100 temin edecektir. Maalesef %100 yanılıyorlar. Çünkü kaputun altına bakmıyorlar.
Hastalarımın çoğunun kan şekeri seviyesi son derece normalken, insülin seviyeleri aşırı yüksektir ve diyabet öncesi (gizli şeker) göstergesi olan diğer bütün metabolik bozukluklar mevcuttur. Fakat çoğunluğuna diyabet öncesi teşhisi konulmamış halde bana gelirler. 100 mg/dl’nin üzerinde bir kan şekeri seviyesi ve 140mg/dl’nin üzerinde bir 2-saatlik glikoz toleransı seviyesi ile diyabet öncesi teşhisi koymak tarzındaki kısıtlı geleneksel yaklaşımla bile yüzde %90 insanın durumu teşhis edilmemektedir. Çünkü doktorlar insülini ölçmüyorlar.
Bir dakika düşünün, dünyanın “en iyi” sağlık hizmeti veren ülkesi Amerika’da, en yaygın kronik hastalığa yakalanan insanların %90’ı teşhis edilmemiş durumda.”  (6)

Dr. İlknur Arslanoğlu şöyle der: “Taşları bağlayıp köpekleri salıyorlar. Aslında köpekleri çok severim ama özdeyiş böyle… Beni çileden çıkaran defalarca yaşadığım bir durum: Kişi kalp krizi geçirmiştir. Stent, by-pass falan. Elinde bir lipit düşürücü ilaç. Bana tahlillerini gösterir “kollessttrôlüm (özellikle böyle yazdım, okunuşunu siz hayal edin, orta sınıf-yarı aydın bir zat) yüksekmiş” diyerek. Zatın kolesterolü normal veya hafif yüksek, trigliserid orta veya çok yüksek, açlık kan şekeri hafif veya orta yüksek. Damar hastalığının bir numaralı nedeni glukoz intoleransı, insülin direnci atlanmış. Şimdi o kardiyologlar Canan Efendigil Karatay hocayı linç ediyorlar… (Bu arada taş-köpek karşıtlığı haşa CEK-Klasik kardiyologlar kavgası anlamında değil, kolesterol-şeker olarak kast edilmiştir!)”. (7)

 3-Teşhiste, hastaya at gözlüğü ile değil de, bütüncül bir bakış ile bakmak.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, vücuda bir bütün olarak bakıp, moleküler biyolojiden daha çok sistemik biyolojiye önem verip, çaprazlama ilişkileri ve etkileşimleri ve tüm organların sistemik bir beraberlik ve ahenk içinde işleyişini incelerler. Beden, birbiri ile bağlantılı bir ağ gibidir. Bir ucunu biraz çekerseniz tüm ağ bundan etkilenir.

Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın alopatik tıbbın bu konudaki durumu şöyle açıklar: “Neredeyse “Ben sadece sağ kulak uzmanıyım, sol kulaktan anlamam” diyecek duruma geldik!”. (8)

Dr. Mark Hyman şöyle der: “Genellikle, bir insanın birden fazla şikayeti olduğunda ve doktoruna bu şikayetlerini sorduğunda şu cevabı alır: “Bu ziyarette sadece bir sorunla ilgilenebiliriz” ya da, bi tanesi ciltteki kızarıklıklar için, diğeri eklem ağrıları için, diğeri reflü için, diğeri migren için vs. yarım düzine doktora yönlendirilirler. Kimse, “Herşey birbiriyle nasıl bağlantılıdır?” diye sormaz. Devlet sağlık sigortalı ortalama bir hastanın altı doktora ve beş ilaca devam etmesine şaşmamalı. İşin sırrı bağlantıları çözebilmektedir”. (9)

Fonksiyonel Algoloji uzmanları ise, bir organın veya vücudun sadece tek bir sisteminin değil, bir bütünden ibaret olan hastanın süper genel uzmanlarıdır.

 Dr. Mark Hyman şöyle der: “Sistemler biyolojisi adı verilen, tamamıyla yeni bir bilimsel alana dayanan bir tedavi metodu olan fonksiyonel tıbbın temelinde bu biyolojik ağı anlamak yatar. Sistemler biyolojisi, vücuttaki sistemlerin, nasıl birbiriyle ilişkisi bulunmayan ayrı ayrı organlar ve vücut parçaları olmaktan ziyade, birbirleriyle içiçe bağlantılı olduklarını anlamaya çalışır. Tıpta uzmanlaşmaya bakış açısı – tıbbı organlara, hastalıklara, coğrafyaya (lokasyona) ve belirtilere göre düzenlemek –  hatalıdır ve modern tıbbı büyük bir kriz noktasına getirmiştir.
Hastalıklara bakış açımızın modası geçmiştir ve son bilimsel ilerlemelerden faydalanılmamaktadır. Fonksiyonel Tıp ise, mevcut bilimin en iyisini ve sistemler düşüncesini uygulamaktadır”. (10)

4-Teşhiste, kronik ağrının altında yatan tüm nedenlerini araştırmak.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, kronik ağrının altında yatan tüm nedenleri bulmadan, tedavide 100% başarıya ulaşmanın imkansız olduğuna inanırlar. Kronik ağrılar, tek bir nedenden meydana gelebileceği gibi çoğu zaman birçok nedenden ötürü meydana gelir.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, bir ağrı detektifi gibi, nedenleri araştırırken daha derine inip, o nedene neden olan kaynak nedenleri bile araştırır. Örneğin, magnezyum eksikliğine bağlı migren tedavi edilirken, magnezyum eksikliğinin kaynağı da araştırılır, civa zehirlenmesinden dolayı meydana gelen bir yetmezlik midir, yoksa besin yetmezliği kaynaklı mıdır, yoksa magnezyumun aşırı tüketimine yol açan stres ve detoksifikasyon süreci midir, yoksa emilim bozukluğu kaynaklı mıdır ? Yoksa hepsi veya birkaçı birden mi neden olmuştur bu magnezyum yetmezliğine ?

Ayrıca, alopatik tıbbın kısıtlı teşhis yöntemleri sonucu “nedeni olmayan kronik bir ağrı” demek yerine “nedeni alopatik tıp yöntemleri ile bulanamayan kronik bir ağrı” demesi daha bilimseldir. Zira, alopatik tıp olsun diğer birçok tıp sisteminin de, kronik ağrılarda, aramadığı birçok bedensel neden vardır. Bunlar, başlıca şöyledir:

  • Toksik ağır metaller.
  • Toksik gıdalar.
  • Toksik ilaçlar.
  • Çevresel toksinler.
  • Otonom sinir sistemini etkileyen bozucu alanlar.
  • Duvarı hasarlı ve aşırı geçirgen bağırsaklar.
  • Mikrobiyata bozuklukları.
  • Çeşitli bağ dokularındaki toksik birikim.
  • Mikrosirkülasyon bozuklukları.
  • Toksik diş hekimliği (kanal tedavileri, amalgam dolgular vb.).
  • Omurgadaki eksen bozuklukları.

Dr. Mark Hyman şöyle der: “Fonksiyonel tıpta, sadece “Bu hastalığa hangi ilaç iyi gelir?” sorusuna değil, “Neden” sorusuna cevap veririz. Soru, “Sende hangi hastalık var?” değil, “Vücudundaki hangi sistem veya sistemlerin dengesi bozuldu?” sorusudur. Amaç, bu sistemlerin normal işlevlerini neyin bozduğunu ve bu ideal işlevi en iyi bir şekilde nasıl sağlayabileceğimizi anlamaktır. Ben, hastalara mükemmel laboratuvar testleri yaptırmakla pek ilgilenmiyorum. Zira, gördüğümüz gibi bu testler bize herşeyi göstermiyor. Benim çabam daha ziyade, hastaların vücutlarındaki belli sistemlerin çalışıp çalışmadığını tespit etmelerinde onlara yardımcı olmak, sonra da işbirliği içinde onları dengeye sokmaktır.

Bu ancak, belirtileri gidermekle değil, bütün sistemi dengeye sokmakla olur. Bunu, bitkiyi değil, toprağı iyileştirmek olarak düşünebiliriz. Nasıl ki toprak sağlıklı olduğunda, gübre ya da böcek ilacına gerek yoksa, vücudunuzun sağlıklı olduğunda da ilaca ihtiyacı yoktur.
Bugün birçok ilaç, evet-veya-hayır derecesinde kesin ve genellikle hastalığın altta yatan nedenlerini ve gizli belirtilerini ıskalayan teşhislere dayanılarak veriliyor. Çoğu konvansiyonel hekim için bir hastalık vardır yada yoktur; diyabetiniz vardır ya da yoktur. Onlar için gri bölge yoktur.
Bu tarz hekimlik en açık ifâdeyle yanlıştır. Çünkü bu, fizyoloji, biyoloji ve hastalığın en temel yasalarından birini gözden kaçırır. İşte bu Süreç Konseptidir. Optimum sağlıktan gizli dengesizliğe, buradan ciddi işlev bozukluğuna, buradan da hastalığa bir süreç vardır. Bu sürecin herhangi bir noktasında müdahele edebilir ve süreci tersine çevirebiliriz. Ne kadar erken harekete geçersek o kadar iyidir”. (11)

5- Teşhiste, masum ve gerekli belirtileri suçlu ilan etmemek.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, kronik ağrıların, altta yatan tüm nedenleri ararken, kolestorol, yüksek tansiyon ve yüksek ateş gibi, vücudun masum ve gerekli belirtilerini veya oluşturduğu elzem maddeleri suçlu ilan etmezler.

Prof. Dr. Ahmet Aydın şöyle der: “Kolesterol doğal bir yapı taşıdır, onarıcıdır, safra asitleri ve birçok hormonun sentezinde kullanılır. Damar sisteminde bir problem var, bir enflamasyon var ki, kolesterol yükseliyor. Siz bu nedeni araştırmıyorsunuz, ortadan kaldırmıyorsunuz, kolesterole yükleniyorsunuz. Her yerde yangın görüyorsunuz mesela, her yangın yerinde itfaiyecileri de görüyorsunuz ve bundan sonra şu sonucu çıkarıyorsunuz. İtfaiyeciler yangın çıkarıyor! Durum aynen böyle.” (12)

Başka bir yerde de şöyle der: “Hipertansiyon bir hastalık değil, HHA sisteminin uyum sağlamak üzere geliştirdiği, vücudun kendini korurken bir takım zararlara da maruz kaldığı klinik bir tablo. Yani sebep değil bir sonuç. Asıl neden, kasılarak içinde bulunan kanı vücudun organ ve dokularına gönderen atar damarların bir şekilde esnekliğini kaybederek sertleşmesi… Hipertansiyon damarı sertleşmiş bir hastada kanı hayati merkezlere (beyin, böbrek vb.) gönderen bir aracı. Sebebi ortadan kaldırmadan sonucu ortadan kaldırmaya çalışan tedaviler, faydasız olduğu gibi zararlı da olabilirler. Üstelik hiçbir çift kör-plasebo kontrollü çalışmada tansiyonun düşürülmesinin kroner kalp hastalığını önlediği gösterilmemiş ”. (13)

6-Tetikleyici faktörler ile ana nedenleri birbiriyle karıştırmamak.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, diğer tıp ekollerinin araştırmadığı birçok organik (bedensel) nedenleri araştırdıkları için, stres gibi tetikleyici faktörleri hastalığın ana nedeni olarak göstermeye çalışmazlar. Modern hayatta insanların çoğu stresli iken neden bazıları migren oluyor da diğerleri olmuyor ?! Demek ki stres vb. tetikleyici faktörler hastalığın ana nedenlerine ve zeminine sahip olan insanlara etki ederken, hastalığın ana nedenlerini barındırmayan diğer insanlara etki etmiyor.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, sekonder (2.cil) kronik ağrı nedeni olan tetikleyici faktörler ile primer (1.cil) kronik ağrı nedeni olan kaynak nedenleri birbirinden ayırd ederek, sekonder (2.cil) kronik ağrı nedenlerini ve tetikleyici faktörleri ihmal etmeden, daha çok primer (1.cil) kronik ağrı nedenlerine odaklanırlar.

7-Tedavisi yok yanılgısına kapılmamak.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, alopatik tıbbın eskimiş ve eksik textbooklarının güncellenmesini ve farmakolojinin iznini beklemeden dünyanın dört bir yanındaki her türlü bilimsel yenilikten istifâde edip sürekli araştırdıkları için bu yanılgıya kapılmazlar.

Prof. Dr. Ahmet Aydın şöyle der: “Yapılan pek çok bilimsel araştırmanın verileri eğer gıda ve ilaç sanayinin satışlarını azaltıyorsa klasik kitaplara giremiyor. Önemli sayıda hekimimiz maalesef tıp literatürünü ilaç firmalarının dağıttıkları broşürler aracılığı ile izliyor. Ne zaman internet yaygınlaştı, pek çok şeyden haberimiz olmaya başladı. Ta 1930’lu yıllarda yazılmış birçok değerli literatüre ulaştık.” (14)

Dünyaca ünlü bir ağrı profesörünün başedemediği ve ilaçlara yanıt vermeyen kronik nöropatik ağrısının tedavisine ilk başladığımda bana “bizim textbooklarda tedavisi yok” dedikten sonra, ağrıları, bendenizin kullandığı özel bir tedavi stratejisi ile birkaç terapi içeren kombinasyonlu tedavi seansları sonrası ağrısının büyük bir kısmından kurtulduğunda hayrete düşmüştü. Nörogenez ve kök hücre tedavileri gibi devrim açan bilimsel çalışmalar gözönünde bulundurulunca, aslında birçok şeyin mümkün olduğunu ancak birçok bilimsel çalışmaların textbooklara bilerek veya bilinmeyerek girmediğini görüyoruz.

Prof. Dr. Ahmet Aydın, “Modern tıp müthiş artış gösteren kronik hastalıkların çaresini niye bulamıyor?” sorusuna şöyle cevap verir : “ Bulamıyor mu? Yoksa bulmak mı istemiyor, onu tartışmamız gerekiyor. Tabii önce tıbbı bilimsel tıp ve rantiyeci tıp olarak ikiye ayırmak gerekiyor. Bu ikisinin arasındaki makas da gittikçe açılıyor. Yoksa tıp teknolojisinde muazzam ilerlemelere rağmen kronik hastalıklardaki müthiş artışı izah etmeniz mümkün değil.

Temel amacın, acıları dindirmek ve hastalıkları iyileştirmek olduğunu söylediğimiz tıp artık yaşamımızın her anını belirleyen, yönlendiren bir olgu haline geldi. Artık bilim masumiyetini kaybetti, ırzına geçildi. Hastalıklara ilaç değil, ilaçlara hastalık aranıyor.” (15)

Alopatik tıbbın savunduğu bilimselliğe göre, mesnetsiz ve ispatsız bir şekilde “şu kronik ağrının tedavisi yok” demek bilimsel değildir. Bunun yerine “tedavisini henüz bilmiyoruz” veya “bizim tek anladığımız (!) sentetik ilaçlar ve cerrahi yöntemlerimiz ile tedavisi yok” demek daha bilimseldir.

8-Altta yatan tüm nedenleri, gerekli tüm fonksiyonel tedaviler ile çözmeye çalışmak.

Kronik ağrılar, bazen tek hamle ile bile tedavi edilebildiği gibi, çoğu kez birçok nedene bağlıdır. Ayağınıza 20 diken batmış ise, sadece bir tanesini çıkarıp bir ağrı kesici ile ağrılarınızdan kurtulamazsınız. Tüm dikenleri tek tek çıkardıktan sonra, en uygun tedavileri uygulamadan ağrınızdan kurtulmanız mümkün değildir.

Birçok insan, X yada Y yada Z hastalığı için sürekli sadece “tek bir tedavi” peşinde koşar, “tek bir tedavi” buluşunu bekler ve bu uğurda tonlarca bağış yapmaya hazırdır. Örneğin, hem hareketsizlik, hem toksisite, hem enfeksiyon, hem mikrobiyata bozukluğu, hem besin yetmezliği gibi uzunca liste nedenlere bağlı gelişen kronik bir ağrı hastası bile, fast food tarzında tedavi arayışına girer. İşte, alopatik tıp, insanları bu şekilde programlamıştır. Bu yanlış bakış açısının nedenini şu eski bir atasözü çok özetle anlatıyor.

“Elindeki herşey sadece çekiç ise, herşey sana çivi gibi gözükür”.

Genel itibari ile, alopatik tıp uzmanları olsun, alternatif terapi yöntemlerinin uzmanları olsun, herkes, sahip olduğu tek tedavi yöntemi ile her kronik ağrıyı veya her hastalığı çözebileceği zannına kapılır.

Özellikle, alopatik tıbbın tedavi edemediği kronik birçok ağrıyı, bazen tek bir terapi yöntemi ile tedavi edebilen, akupunktur, tıbbi hicâme, kayropraktik gibi güçlü ve etkin doğal tedavi uzmanlarının birçoğu veya birçok zaman birçok kronik ağrıda etkin sonuçlar veren, nöralterapi ve proloterapi gibi bazı yeni geliştirilmiş terapi yöntemlerinin uzmanlarının da bir çoğu, her kronik ağrıyı, sadece bu terapi yöntemi ile tedavi edebileceklerini zannedip, tedavide bütünsellikten ayrılmış olurlar. Halbuki, uzun liste ve birbirinden farklı nedenlere bağlı kronik ağrılar çoğu kez birkaç veya birçok terapi gerektirebilir.

Fonksiyonel tıp uzmanları, kronik ağrıların ve kronik hastalıkların altta yatan tüm nedenlerini gerekli tüm tedaviler ile çözmeye çalışırken tedavide fonksiyonel bakışı unutmamaları gerekir. Öyle ki, tedavilerin de fonksiyonel olma gerekliliği, başta alopatik tıp menşeli fonksiyonel tıp uzmanları olmak üzere bazı fonksiyonel tıp uzmanları tarafından gözardı edilen bir konudur.

Fonksiyonel tıbbın paradigmasını tedavide uygulamak için, uygulanan tedavilerin, vücudun herhangi bir fonksiyonuna (işlevine) zarar vermemesi gerekir. Çünkü fonksiyonel tıbbın, hedefi, vücuda bir bütün olarak bakıp, sadece bir fonksiyonu değil tüm fonksiyonları (işlevleri) dengelemektir. Eğer uygulanacak herhangi bir tedavi yöntemi, vücudun herhangi bir işlevine zarar veriyorsa, bu hem fonksiyonel tıbbın ana hedefine, hem de tedavideki bütünsel bakışa aykırı düşer. Tedavide, elbette, aşamalı strateji olabilir. Ancak, tedavideki hiçbir aşama, vücudun bir fonksiyonunu restore etmek uğruna olsa bile, vücudun herhangi başka bir fonksiyonuna (işlevine) zarar vermemesi gerekir.

Prof. Dr. Ahmet Aydın şöyle der : “Aslında tıp bilim değil, sanattır. Ama sanatını bilimsel yöntemler ile birleştirmelidir.” (16)

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, kronik ağrıyı bir düşman kalesi olarak belleyip, kronik ağrının altta yatan gerçek nedenlerini her yönden sarıp, o kaleyi düşürmek için hangi yöntemler ve hangi aşamalar gerekiyorsa hepsini hikmetli bir strateji doğrultusunda ve vücudun herhangi bir fonksiyonuna (işlevine) zarar vermeden, yüksek mahâret ve ustalıkla uygulamaya çalışırlar.

9-Tıbbi perhize önem vermek.

Tıbbi perhiz muhakkak ki tedavinin başıdır. Tıbbi perhiz, sadece gıdalara mahsus olmayıp, her türlü kronik ağrıyı tetikleyen veya buna zemin oluşturan, toksik kimyasallardan ve dahi yanlış fiziksel veya psikolojik davranışlardan da uzak durmaktır.

Rafine şeker, rafine tuz, aylarca ekşimeyen endüstriyel kutu yoğurtlar ve bozulmayan uht sütler, genetiği değiştirilmiş, ziraii ilaçlar ve atom bombası etkisi ile mikrobiyatayı harap eden sentetik antibiyotikler ile zenginleştirilmiş (!) birçok toksik gıdaların ve binlerce kimyasalların ne kadar ciddi anlamda toksik  olduğunu ve ne derecede kronik ağrıya neden olduğunu daha yeni yeni anlıyoruz.

Birçoğu bağ dokusunda depolanan toksinleri tetkik eden teknolojik modern bir test olmadığı için konvansiyonel algoloji, böylesine çeşitli bağ dokularında biriken ve mikrosirkülasyon bozukluğuna neden olan toksinleri tespit edemez ve “organik bir neden” bulunmadı diyerek hem kendini hem de hastasını yanıltır.

Bağırsak duvarında meydana gelen çeşitli nedenlere bağlı hasar sonucu, bağırsakları aşırı geçirgen olan insanlarda, gluten ve kazein başta olmak üzere, kronik enflammasyonu ve buna bağlı olarak kronik bir ağrıyı, moleküler benzerlik mekanizması ile tetikleyen birçok gıdadan uzak durulmadığı takdirde, kişi istediği kadar ne tedavi uygularsa uygulasın bu ancak bazen geçici bir fayda sağlar veya çoğu zaman faydasız bir şekilde sonuçlanır.

Fonksiyonel Tıp uzmanları, 2014 yılında Amerikada, sadece glutenin, kronik ağrılarda ve bir dizi hastalık ile ilişkisini işleyen uluslararası bir zirve düzenlemişlerdir.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, toksik gıdaların ve çevresel toksinlerin sistemik enflammasyonda, bağ dokusundaki mikrosirkülasyon bozukluğunda ve dolayısıyla nihai bir sonuç olarak kronik ağrılardaki etkisine önem verirler.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları ağzımıza koyduğumuz besinleri, en yavaş formda zehir veya en güçlü formda ilaç olarak kabul ederler. Ancak bu konudaki bilgi güçtür !

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, gıdalara bu bakışla bakarak, kronik ağrılara neden olabilecek toksik gıdaları, toksik kimyasalları ve çevresel toksinleri elimine etmeyi en öncül vazife olarak görürler.

10-Tıbbi beslenmeye önem vermek.

Genlerimizin artık sabit ve değişmez olmadığını biliyoruz. Birçok kronik ağrının altta yatan nedenlerini tedavi etmede en güçlü ilaçlardan biri de gıdalardır. Organik gıdalar ile, hangi genlerimizi aktive ediyoruz veya hangi genlerimizi susturuyoruz acaba ?!

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, besinlerin ağrılarda ne kadar etkili olduğu bilincine ve bilimine sahiplerdir. Fonksiyonel Algoloji uzmanlarına göre bizim bağırsak mikroplarımız neyi hazmediyorsa biz de oyuz. Kronik ağrıların, bazen susuzluğun bir sinyali ve alarmı bile olabiliceğini düşündüğümüzde beslenmenin ne kadar önemli olduğunu belki biraz olsun anlamış oluruz.

11-İkinci beyin olan bağırsaklara ve mikrobiyataya önem vermek.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, bağışıklık sisteminin %80’ini teşkil eden ve insan bedeninin hücrelerinin sayısının on katı kadar bakteri barındıran bağırsaklara ciddi önem verip, hastalıkların çoğunun bağırsaklarda başladığına ve mikrobiyatanın geleceğin tıbbı olduğuna inanırlar.

Fonksiyonel Algoloji uzmanlarına göre, kronik ağrılarda mikrobiyatayı onarmak en etkin ve en önemli kronik ağrı tedavilerinden biridir.

12-Toksik diş problemlerine önem vermemek.

Holistik veya biyolojik diş hekimliği yeni bir branş olup, konvansiyonel diş hekimlerinin %99’u bile bu konudan bi haberdirler. Halbuki, civalı amalgam diş dolguları, diş çürükleri ve toksik kanal tedavileri kronik ağrıların en ciddi ana nedenlerindendir.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları ise, çeşitli diş problemleri-kronik ağrı ilişkisi hakkında yapılan bilimsel çalışmaları, konvansiyonel diş hekimliği dışlamış olsa bile, bilimselliğinden dolayı kesinlikle önem verir ve hastaları holistik veya biyolojik diş hekimlerine yönlendirirler.

13-Omurgadaki eksen bozukluğuna önem vermek.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, omurgadaki eksen bozukluğunu, sadece migren ve ameliyatlık fıtık ağrıları gibi kronik ağrıların nedenlerinden biri olarak değil, iç organların dahi işleyişini bile etkileyecek derecede önemli bir faktör olarak ele alırlar.

 14-Toksik ağır metaller başta olmak üzere birçok nörotoksik ve hepatotoksik maddelerin  detoksifikasyonuna önem vermek.

Çeşitli bağ dokularında ve dahi hüclerin içinde biriken, başta ağır metaller olmak üzere birçok nörotoksik ve hepatotoksik maddelerden arınmadan, birçok kronik ağrıyı tedavi etmek imkansızdır.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, sinekler ile uğraşmak yerine, bataklığı kurutmaya çalışır. Arınma bendenize göre tıbbi perhizden sonraki uygulanması gereken ilk esas basamaktır.

15-Etkin ve bilimsel birçok doğal ve kadim terapi yöntemlerine önem vermek.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, özellikle bağ dokusundaki toksinleri arındırmaya, otonom sinir sistemini regüle etmeye, lenfatik sirkülasyonu desteklemeye, mikrosirkülasyon bozukluğunu ortadan kaldırmaya ve bağışıklık sistemini güçlendirmeye yönelik ve ayrıca vücudun ekosuna uyumlu (ekolojik), özellikle çok yönlü etkisi olup, vücudun bir yerini tedavi ederken başka birçok yerini de onaran, yan etkisiz, birçok doğal ve binlerce yıldır eskimeyen tedavi yöntemleri hakkında kendilerini geliştirirler veya en azından bu tür terapilerin işleyiş mekanizmalarını, endikasyonları ve kontraendikasyonları iyice öğrenip gerektiğinde işin ehli bir uzmana yönlendirirler.

Hipokrat şöyle der : «Geçmişteki insanların tecrübelerini bir kenara atıp doğru yolu sadece yeni tedavilerde bulacağını zannedersen kendini ve etrafındaki insanları kandırmış olursun ».

16- Zor kronik ağrıların tedavisinde, zor, komplike ve pahalı tedaviler değil gerçek tedaviler peşinde koşmak.

Basit bir ağrı, birçok nedene bağlı ve bu yüzden birçok tedavi gerektirebilirken, çok zor sanılan ağrılar bazen basit gözüken bir tedavi ile de geçebiliyor.

Prof. Dr. Ahmet Aydın şöyle der : “Damar bir kez sertleştikten sonra bir daha ameliyatsız düzelmez efsanesi var ya. Kliniğimizde yapılan bir çalışmada şişman çocukların damar kalınlıkları ve esneklikleri ölçüldü. Sonra bir bölümüne düşük yağlı, bir bölümüne düşük karbonhidratlı diyet uygulandı. Yağı azaltılan grupta hiçbir iyileşme görülmezken, şekeri kısıtlanan grupta damarda belirgin incelme, esneklikte bariz artma saptandı. Bu deneyler çok zor değildir. Bazı basit kan testleriyle de beslenme biçiminin bedene etkileri izlenebiliyor.” (17)

Fonksiyonel Algoloji uzmanlar, işlevsel olarak ana nedenler ile meşgul oldukları ve birçok tedavi seçeneklerini kucakladıkları için, zor tedaviler değil de doğru tedaviler peşinde koşarlar. Bazen onlarca yıldır süren kronik bir ağrının bile çözümü, çok basit ve hiç masrafsız olarak bir besinden uzak durmak, yada tekil bir terapi yöntemi bile olabilir.

Prof. Dr. Yavuz Yörükoğlu şöyle der: “Çok zaman en ağır hastalıkların tedavisi ileri teknoloji eseri cihazlar ve ameliyatlar değil, en basit ve doğal yöntemlerle olmaktadır.” (18)

 17- Bedensel nedenlere bağlı ağrıların tedavisinde psikolojik tedavileri ihmal etmemek.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, kronik bir ağrı, sadece bedensel nedenlere bağlı olsa bile, hasta olan kişiye, ruh ve beden bütününden meydana gelen bir insan olarak baktıkları için, psikolojik tedavi ve desteklerin mutlaka bedensel iyileşmeyi destekleyeceğini gayet iyi bilirler.

Hatta bedensel iyileşmeyi destekleyen psikolojiyi, sadece iletişim, sevgi, affetme, telkin, eğitim vb. faktörler ile değil, bilakis masaj, refleksoloji, aromaterapi, fitoterapi, akupunktur, tıbbi hicâme vb. biyolojik terapilerle de desteklerler. Zira herşey birbiri ile içiçe bağlantılıdır.

18-Fonksiyonel Kronik Ağrı Kontrolü.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, kronik ağrıların altta yatan nedenlerini tedavi ederken, insanın hayat kalitesini bozan, kronik ağrıları da fonksiyonel bir şekilde dindirmeyi unutmazlar.

Sentetik ağrı kesiciler, bazı biktisel ve doğal ağrı kesiciler, kortizonlar ve sinir blokları gibi girişimsel yöntemler vücudun birçok fonksiyonuna (işlevine) zarar vermektedir. Oysa, kronik ağrıları dindirirken, aynı anda vücudun birçok fonksiyonuna (işlevine) destek olan, tıbbi akupunktur, aromaterapi, fitoterapi, hirudoterapi ve tıbbi hicâme gibi birçok doğal ve binlerce yıldır kullanılan yan etkisiz yöntemler mevcuttur.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, kronik ağrıların altta yatan nedenlerini bütüncül bir yaklaşım ile tedavi ederken, mutlaka kronik ağrıyı da fonksiyonel (vücudun herhangi bir işlevine zarar vermeyen) yöntemler ile dindirmeye çalışırlar. İşte bu tarz, fonksiyonel kronik ağrı kontrolü, başlıbaşına bir sanattır. Bazen, birçok terapiyi kombinasyonlu uygulamak bile gerekebilir.

19-Fonksiyonel fizik tedaviye önem vermek.

Konvansiyonel fizik terapi uzmanları, ne yazık ki birçok kez bütünsellikten koparak, kas ve iskelet sistemine ve sorunlarına, bütüncül ve nedensel bakış ile bakmazlar. Örneğin, bir boyun fıtığı için verilen bir egzersiz veya uygulama sadece o kasa yöneliktir. Bu eksikliği hissedip, onu gidermeye çalışan fonksiyonel tıp uzmanlarına bir örnek olarak, Dr. Eric Goodman ve The Founder adlı fonksiyonel egzersiz sistemi çok güzel bir örnek teşkil eder.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, iskelet ve kas sistemi bütünlüğünü ve etkileşimini inceleyip, kas ve iskelet sistemi ile ilgili kronik ağrıların çözümünde, bazen ana tedavi, bazen de destek tedavi olarak, fonksiyonel fizik tedavi yöntemlerini seçerler.

20-Fonksiyonel cerrahi işlemlere önem vermek.

Tarihi inceleyenler bilir. Alopatik tıp uzun bir müddet cerrahlara bile doktor gözü ile bakmadı. Günümüz cerrahlarının birçoğu ise, alopatik tıp paradigmasından etkilenerek, bazen gereksiz, bazen gerekli olduğu halde uygulanmayan, bazen nedene yönelik olmayan ve bazen vücudun bazı fonksiyonlarını (işlevlerini) kötü etkileyen cerrahi işlemler uygulamaktadırlar.

Örneğin, karpal tunel sendromu ve bel-boyun fıtıkları gibi ağrılı bir durumun tedavisinde uygulanan cerrahi işlemler, hem bu ağrıların altta yatan nedenine yönelik değildir, hem fonksiyonel bir alternatifi olduğu için gereksizdir, hem de ağrı tekrar edebildiği için ve kalan yara izi bozucu bir alan teşkil ettiği için vücudun birçok fonksiyonuna (işlevine) zararlıdır.

Halbuki, bu tür vakalardaki kronik ağrılar, uzman ellerle uygulandığı takdirde, tıbbi akupunktur, tıbbi masaj, kayropraktik vb. yöntemler ile birçok kez cerrahi işleme gerek kalmadan bile çözülebilmektedir. İllaki de cerrahi işlem gerektiren, çok ağır vakalarda bile, klasik cerrahlar tarafından  sadece son yüzyılda unutulan veya bazıları tarafından unutturulan, yüzeysel, acısız, anestezi gerektirmeyen, iz bırakmayıp bozucu alan teşkil etmeyen, vücudun hiçbir fonksiyonuna (işlevine) zarar vermeyen, yan etkisiz ve nedene yönelik, yani tam anlamıyla fonksiyonel bir cerrahi işlem olan tıbbi hicâme uygulanarak (çeşitli bağ dokularındaki toksik maddelerin eliminasyonu, kas spazmının çözülmesi, mikrosirkülasyonun düzeltilmesi, lenfatik sirkülasyonun desteklenmesi ve doğal kök hücre stimülasyonu gibi birçok bilimsel etki mekanizması ile) çok hızlı sonuçlar elde edilebilir.

Klasik cerrahinin diğer bir yanlışı ise, klasik cerrahi müdahale gerektiren vakalarda, bundan kaçınmasıdır. Öyle ki, vücudun birçok fonksiyonunu (işlevini) etkileyen ve klasik cerrahi yöntem dışında hiçbir yöntem ile çözülmesi mümkün olmayan vakalarda, cerrahi işlemi uygulamamak ta fonksiyonel tıbba aykırıdır.

Örneğin, çıkması umulmayan ve migren gibi kronik ağrılara neden olan 20 yaş dişleri ve siniri alınmış ve kanal tedavisi iyi veya kötü yapılmış ölü dişler (uzunluğu 3 mile yakın tübüllerde biriken zararlı bakteri ve toksinlere ilaçların bile ulaşmadığı bir barınak sağladığı için), bazen klasik cerrahi işlem ile alınması gerekebilir.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, çok mecbur kalmadıkları takdirde, gereksiz ve nedene yönelik olmayan cerrahi işlemlerden uzak durup, nedensel, fonksiyonel ve gerekli cerrahi işlemlerin de geciktirmeden uygulanmasını öngörürler.

Son olarak ama herşeyden önce …

Unutmamak gerekir ki, şifâ ve kronik ağrılardan kurtuluş bir nasip ve büyük bir nimettir. Bu yüzden bir yandan doğru tedavileri araştırmak gerekir ve öbür yandan da asıl şifâyı bahşeden Yüce Allah’a, bizi en uygun şifâ vesilesine denk gelmemiz için, O’na içten yakarmamız ve dua etmemiz gerekir ki böyle büyük bir nimet ile nasiplenmeye mazhar olalım.

Zira, O dilemediği takdirde, ne konvansiyonel algoloji uzmanları ne de fonksiyonel algoloji uzmanları bize fayda veremez. ALLAH, bir kişiye şifâyı dilemedikçe, dünyanın en iyi Fonksiyonel Algoloji uzmanı dahi, kronik ağrısı olan hastanın ağrısının altında yatan nedeni bulmaya ve tedavi etmeye muvaffak olamaz !

Bazen tedavilerini basit sandığım genç insaların kronik ağrı tedavilerinin beklediğimden daha uzun sürdüğünü ve bazen tedavisini zor gördüğüm yaşlı insanların ise kısa sürede şifâyı bulduklarını görmem benim için büyük bir ibret olmuştur.

Zira, En Yüce Hikmet sahibi olan ALLAH, kuluna şifâyı ve kronik ağrısına dinmeyi dilemedikçe, hangi hekimin aklı doğruyu ve hikmeti bulabilir veya hangi hasta  doğru hekime ve doğru tedavilere muvaffak olabilir ki ?!

Maddi Sağlığınız ve Manevi Esenliğiniz Daim Olsun.

Cemil A. Sülemi
Bio-Dostu İntegratif Tıp & USR Metodu & ESR Terapisi Mucidi & Eğitmeni | Fonksiyonel Tıp Hekimi | Danışman | Yazar
e-posta: eniyitedavi@gmail.com

Kaynaklar:
(1) Tıp Bu Değil, İlknur Arslanoğlu, sayfa 130, ithaki, 5. Baskı, 2012.
(2) Tıp Bu Değil, İlknur Arslanoğlu, sayfa 48, ithaki, 5. Baskı, 2012.
(3) Tıp Bu Değil, İlknur Arslanoğlu, sayfa 47, ithaki, 5. Baskı, 2012.
(4) GAPS Bağırsak ve Psikoloji Sendromu, Uzm. Dr. Natasha Campbell-McBride MD, Sayfa 44-45, Adalin Yayınları, 2014.
(5) Rabbim beni doktorlardan koru, sayfa 19-20, hayykitap, 1. Baskı, 2013.
(6) The Blood Sugar Solution, Mark Hyman, MD, sayfa 54, Little, Brown and Company, 1. Baskı, 2012, New York.
(7) Tıp Bu Değil, İlknur Arslanoğlu, sayfa 127-128, ithaki, 5. Baskı, 2012.
(8) Rabbim beni doktorlardan koru, sayfa 29, hayykitap, 1. Baskı, 2013.
(9) The Blood Sugar Solution, Mark Hyman, MD, sayfa 63, Little, Brown and Company, 1. Baskı, 2012, New York.
(10) The Blood Sugar Solution, Mark Hyman, MD, sayfa 58, Little, Brown and Company, 1. Baskı, 2012, New York.
(11) The Blood Sugar Solution, Mark Hyman, MD, sayfa 55-56, Little, Brown and Company, 1. Baskı, 2012, New York.
(12) Tıp Bu Değil, İlknur Arslanoğlu, sayfa 52, ithaki, 5. Baskı, 2012.
(13) Tıp Bu Değil, İlknur Arslanoğlu, sayfa 36-37, ithaki, 5. Baskı, 2012.
(14) Tıp Bu Değil, İlknur Arslanoğlu, sayfa 50, ithaki, 5. Baskı, 2012.
(15) Tıp Bu Değil, İlknur Arslanoğlu, sayfa 46, ithaki, 5. Baskı, 2012.
(16) Tıp Bu Değil, İlknur Arslanoğlu, sayfa 48, ithaki, 5. Baskı, 2012.
(17) Tıp Bu Değil, İlknur Arslanoğlu, sayfa 52, ithaki, 5. Baskı, 2012.
(18) Mustafa Koç’un Ardından adlı makalesinden, 29 ocak 2016.

KONU İLE İLGİLİ MAKALELER:h_big_fonksiyonel_tip_algo2

h_vucudunuza-kapa-ceneni-demeyi-birakin1

h_big_hastaliklara_isim_4

h_magnezyum_yetmezligine-fonksiyonel-bakis1

OTOİMMÜN HASTALIKLARIN BULMACA PARÇALARI VE ULTRA FONKSİYONEL TEDAVİ STRATEJİSİ

Bağışıklık sisteminin vücudun değişik dokularına saldırması neticesi meydana gelen 80’e yakın değişik hastalık grubu olan otoimmün hastalıkların tarihine baktığımızda bu tür hastalıkları aslında modern şehir hastalıkları olarak tanımlayabiliriz. Konvansiyonel Tıp otoimmün hastalıklarını ne yazık çok yanlış bir şekilde ele almıştır. Fonksiyonel Tıp uzmanı Dr. Amy Myers bunu çok güzel bir şekilde şöyle özetliyor:

“Ben, konvansiyonel tıbbın, herhangi bir otoimmün hastalığının tedavisindeki yaklaşımını tamamen hatalı buluyorum. Otoimmün hastalıkları, çoğu kadın olan, 50 milyondan fazla Amerikalıyı etkilemektedir. Otoimmün hastalıkları şu an Amerikada kalp hastalıkları ve kanserden sonra en önde gelen hastalık grubudur. Otoimmün hastalıkları 65 yaşından küçük bayanların ilk 10 ölüm sebebidir. Otoimmün hastalıklarının, romatoid artirit, tip 1 diyabet, lupus, tiroid hastalıkları, sedef, multiple skleroz vb. 80 den fazla çeşidi vardır. Bu hastalıkların teşhisi için 5 yıl ve 6 ile 10 arası doktor gerekmektedir. Konvansiyonel Tıbbın yaptığı hata nedir o zaman ?

Otoimmün Hastalığı: Bağışıklık Sistemi Hastalığıdır

Günümüzün konvansiyonel tıp sisteminde, otoimmün hastalıkları bir bütün olan bağışıklık sistemi hastalığı olarak ele alınmıyor. Bunun yerine farklı organların hastalığı olarak ele alınmaktadır. Ne yazık ki bu da şu anlama gelmektedir. Konvansiyonel Tıpta otoimmün hastalıklarının tedavisine yönelik tek birleşik bir ihtisas alanı yoktur. Örneğin kanser hastalığının tedavisi için onkoloji uzmanı olarak adlandırdığımız kanser tedavi uzmanı doktorlar mevcuttur ve kanser hangi sistemin organında meydana gelse bile bunlar bu değişik sistem organlarındaki kanser çeşitlerini tedavi ederler. Elbette bazen bu uzmanlık alanının bir alt ihtisas branşıda vardır ancak bunların hepsi tek bir onkoloji çatısı altında toplanırlar.

Ancak, bir otoimmün hastası iseniz, etkilenen organın sistemi ile ilgilenen bir uzman görmek zorunda kalacaksınız. Romatoid artirit için bir romatoloji uzmanı, haşimato ve diyabet için bir endokrinoloji uzmanı, çölyak, ülseratif kolit ve crohn için bir dahiliye uzmanı, sedef için cildiye uzmanı vb. Eğer birçok insanda olduğu gibi birden fazla otoimmün belirtiniz var ise, bu sefer birden fazla uzmanlık alanına danışmanız gerekecektir.

Bağışıklığı Baskılamak Yerine Desteklemek

Konvansiyonel Tıpta, eğer bir otoimmün hastalığınız var ise, bu hastalığı tedavi etmeye yönelik hiçbir çare olmadığına inanılır ve tek yolun hastalığın belirtilerini kontrol altına almak olduğu düşünülür. Hastalığın belirtilerini kontrol etmenin anlamı ise bağışıklığı baskılayan sert ilaçları kullanmak anlamına gelir. Bu ilaçlar tüm bağışıklık sistemini baskıladığı için, hastalığın bazı belirtilerini azaltmakta etkili olabilir. Ancak, yorgunluk, kilo alma, depresyon, yükselen enfeksiyon oranı ve hatta kanser gibi birçok istenmeyen yan etkileri yok değildir.

Buna karşılık, Fonksiyonel Tıp, vücudu bir bütün olarak görür ve bedenin bir sisteminin sağlığının diğer sistemlerin sağlığını ve fonksiyonunu etkilediğine inanır. Bizler, hastalığın belirtilerini kontrol altına almaya odaklanmak yerine, baştan bağışıklık sisteminin çıldırmasının altında yatan nedenlere yönelerek bağışıklık sistemini desteklemeye ve güçlendirmeye odaklanıyoruz. Otoimmün hastalıklarının tedavisine yönelik bilinen “tek bir” ilaç tedavisi yoktur.” Dr. Amy Myers / A.B.D.

Aslında otoimmün hastalıkları yanlış ele alan sadece Konvansiyonel Tıp değildir. Alternatif Tıp uzmanlarının bir çoğu ve Çin tıbbı, Hint tıbbı vb. birçok tıp sistemleri de bu tür hastalıkları yanlış ele almışlardır. Örneğin, ülseratif kolit’i herhangi bir bağırsak iltihabı olarak tedavi etmeye kalkışmışlardır. Halbuki ülseratif kolit standart bir bağırsak iltihabı değildir ! Fonksiyonel Tıp ise, kişiye özel bir yaklaşım ile bu hastalıkların bulmaca parçalarını bulup, hastalığın altta yatan nedenlerini ortadan kaldırmayı hedefler. Otoimmün hastalıklarının ortak yanı olan sistemik enflammasyon ancak bu şekilde sona erecektir.

Otoimmün hastalıklarında risk grubunda kimler var ?

Bunlar bağışıklık sistemi bir çok nedenden dolayı gerektiği gibi gelişmemiş veya iyice zayıflamış insanlardır, başlıca nedenleri şunlardır:

  • Bebeğin anne rahminde gelişim sürecinde anneden yeterli besinleri alamaması.
  • Sezeryan doğum neticesi anne rahminden bebeğe bağırsak florasının geçmemesi.
  • Doğal doğum ile hayata gelen bebeklerin annelerinden sağlıksız ve toksik florayı almaları.
  • Yeterli süre sağlıklı bir annenin sütünü emmemek.
  • Steril ortamlarda büyüyenlerin bağışıklık sistemlerinin staj yapmaması.
  • Hayat boyunca ve özellikle gelişim sürecesinde besin değeri fakir gıdalar ile beslenmek.
  • Dalak, safra kesesi, apandis veya bademciklerin cerrahi olarak alınması.
  • Safra problemleri.
  • Detoksifikasyon sistemi problemleri.
  • İnsülin direnci.
  • Asidik ağırlıklı beslenmek.
  • Çözülmemiş psikolojik travmalar.
  • Genetik yatkınlık.

Hele hele bu tüm nedenlerin bir arada birikmesi, zayıf ve tecrübesiz bir bağışıklık sistemi oluşturmaktadır. Böyle bir bağışıklık sistemine bazı nedenler eklendiğinde otoimmün hastalığı meydana gelir, bu nedenler başlıca şunlardır:

OTOİMMÜN HASTALIKLARIN BAŞLICA NEDENLERİ:

1.NEDEN: TOKSİNLER.

  • Toksik Ağır Metaller: Otoimmün hastalıklarında en çok görülen ağır metal türü civadır. Buna ise dişlerde kullanılan amalgam dolgulardan, balık tüketiminden, bazı sentetik ilaçlardan, aşılardan ve çevre gibi birçok değişik yollardan maruz kalıyoruz.
  • Toksik Küfler (mikotoksinler): Toksik küfler, otoimmün hastalıklarında görülen en sık toksinlerden bir tanesidir. Mikotoksinler, bağışıklık sisteminde hasara yol açan, toksik küfler tarafından üretilen çok uçucu bileşenlerdir.
  • Toksik Gıdalar: Genetiği değiştirilmiş tohumlardan üretilen gıdalar (GDO), ziraii ilaçlar ile zenginleştirilmiş (!) gıdalar, rafine tuz, rafine şeker, yüksek konsantire fruktoz şurubu, çeşitli toksik katkı maddeleri vb. toksik maddeler içeren gıdalar.
  • Toksik İlaçlar: Başlıca bağırsak florasını harap eden antibiyotikler, ağır metal içeren aşılar, b vitamini, glütasyon, coQ10 emilimini engelleyen ilaçlar vb.
  • Çevresel Toksinler. Evdeki toksik kimyasallar, toksik temizlik ürünleri, toksik kozmetik vb.
  • Toksik Radyasyon.
  • Toksik Diş ve Diş hekimliği: Diş çürükleri, cıvalı diş dolguları, kanal tedavisi yapılmış dişler ve bunların periodontal ligamantleri ve diş hekimliğinde kullanılan tüm toksik malzemeler.
  • Toksik Stres: Stres ile ilişkili hastalık sayısı bir artış içindedir. Duygusal ve fiziksel stresin otoimmün hastalıklarını tetiklediği ve yoğunlaştırdığı açık bir şekilde görülmektedir. Stres, bağışıklık sisteminin fonksiyonunu birçok değişik yollardan bozar. Kronik stres (günümüzde karşılaştığımız tipten olan) uzun süren ve sönmeyen enflammasyona yol açarak otoimmün hastalığa sebebiyet verir. Otoimmün yanıt bir kez oluştu mu, ani stresler bu hastalığı şiddetlendirir. Nazar ve büyüyü toksik strese eklemek gerekir. Çünkü büyü ve nazarın insanda yaptığı en büyük yanetki kronik strestir.

2.NEDEN: ENFEKSİYONLAR: Bilim adamları, uzun zamandır, bakteri, virüs ve diğer enfeksiyonların otoimmün hastalıklarının gelişiminde rol oynamasından şüphelenmişlerdir. Ancak bu konuda tek bir suçlu etken bulamamalarına rağmen, otoimmün hastalığı ve birçok bakteri ve virüs çeşitleri arasında güçlü bir orantı olduğunu bulmuşlardır. Parazit ve kandida enfeksiyonu ise bağışıklığın %80’ini oluşturan bağırsak florasını tahrip eden en meşhur enfeksiyon türlerindendir.

3.NEDEN: BESİN İNTOLERANSI (DUYARLILIĞI).

  • Gluten: Otoimmün hastalığında en yaygın görülen gıda intoleransı olan Gluten 55’ten fazla hastalık ile ilişkilendirilmiştir. Gluten, bağırsaklara zarar vererek, genelde sadece hazım ile alakası olmayan, ağrı gibi nörolojik sıkıntılar, bilişsel bozukluk, uyku bozuklukları, davranış sorunları, yorgunluk ve depresyon gibi birçok otoimmün hastalıkta bulunan geniş bir yelpaze belirtilere neden olur.
  • Kişiye özel besin intoleransı. Bunları kinesioloji testi, vega testi vb. testler veya eliminasyon yöntemi ile belirleyebiliriz.

4.NEDEN: AŞIRI GEÇİRGEN BAĞIRSAKLAR.

Bağırsaklar, besinlerin emilimi için, doğal olarak mini moleküllerin geçişi için bir nevi geçirgenliğe sahiptir. Gluten, enfeksiyonlar, ilaçlar ve stres gibi birçok neden bağırsaklarda tahribata neden olabilir. Böylece, toksinler, mikroplar ve tam hazım edilmeyen besinler vb. birçok başka şeyler kan dolaşımına karışır. Aşırı geçirgen bağırsak sendromu, bu sızan enfeksiyonların, toksinlerin, ve gluten gibi gıdaların sistemik enflammasyona neden olmasında ve otoimmüniteye sebebiyet vermeksinde bir geçiş kapısıdır.

Otoimmün reaksiyonun oluşum mekanizması bir dizi birbirine bağlantılı mekanizmadan oluşur. Rantiyeci tıbbı bu tür hastalıkları sadece “tek bir ilaç” ile çözmeye çalıştığı için, tek bir neden arar. Otoimmün reaksiyonu başlıca farklı toksik moleküllerin farklı hücrelere bağlanıp bu hücrelerin kimliğini değiştirmesi ve böylece bağışıklığımızın savaşına maruz kalması mekanizması ile meydana gelir. Dün “öz hücre” olan bir hücremiz, birçok çeşit toksinlerden birinin veya bir kaçının istilasına uğradıktan sonra artık “farklı bir hücre” halini alır. Yoksa bağışıklık sistemi şaşırmamıştır ve o gayet kendi görevini yapıyordur. Rantiyeci tıbbı bu mekanizmayı tetikleyen ve sistemik inflamasyona neden olan toksin, enfeksiyon vb. faktörleri araştırmaz ve kabul de etmez. Bunun nedeni ise, bu tetikleyici faktörler arasında Rantiyeci Tıbbının toksik ilaçları, ağır metaller ile dolu aşılar ve bağırsak florasını yok eden sentetik antibiyotikler vardır.

5receteler

Otoimmün hastalarında bağışıklık reaksiyonuna ve enflammasyona neden olan etkenler her hastada farklıdır. Hikmet sahibi bir hekimin hastayı iyi teşhis edip bu bulmaca parçalarını belirleyip, hastanın diğer sıkıntılarını da göz önünde bulundururak, hastanın bozulmuş iç ortamını tamir etmeye çalışması gerekir. Genelde nedenler çoktur ve tedavi yöntemleri ve tedavi stratejisinde her hekim ayrı yol izler.

Mark Hyman, Amy Myers vb. birçok Fonksiyonel Tıp hekimleri her biri aynı ortak nedenlere yönelik ama farklı bir strateji ile yüzlerce otoimmün hastayı tedavi etmişlerdir. Fonksiyonel Tıp hakkında yazdığım makalede belirttiğim gibi, Fonksiyonel Tıp tedaviye bir yaklaşım tarzıdır. Semptomatik değil de nedensel bir bakış ile hastalıkları tedavi etmektir. Vücuda tek bir sistem olarak bakan bir yaklaşımdır. Bu yolda, Rantiyeci Tıbbın onayını beklemeden her türlü bilimsel çalışmalardan geç kalmadan istifade etmektir. Gereç olarak sadece sentetik ilaçlar ile sınırlı kalmayıp her türlü doğal tedavilere kucak açarak tedavi etmektir. Tedavi seçenekleri bu denli geniş olduğundan her Fonksiyonel Tıp hekiminin hastalığı tedavi etme stratejisi diğer hekimlerden farklıdır. İşte burada Gerçek TIP sanatı ortaya çıkar. Rantiyeci tıbbının yaptığı, hastalığın ismi ile genelde standart birkaç ilaç ismini 5 dakikada eşleştirmek hakiki tababet sanatı değildir. Fonksiyonel Tıp bir yol haritasıdır ve o yolda hedefe ulaşmak için her hekim ayrı bir yöntem ve strateji seçer.

Otoimmün Hastalıkların Tedavisinde Sülemi Stratejisi

Şimdi otoimmün hastalıkların tedavisindeki öngördüğüm strateji şöyledir.

  • Perhiz: İlk temel adım, otoimmün reaksiyonuna neden olan tüm faktörleri durdumak ve bunlardan uzak durmak ki bu ciddi bir hayat tarzı değişikliği gerektirir. Bu ilk esas adımdır. Çünkü odanızdaki bir doğalgaz borusu patlaması sonucu bir yangın oluşmuş ise ilk esas adım evin doğalgaz vanasını kapatmanızdır. Otoimmün hastalıklarının ortak yanı ise enflammasyondur ve dolayısıyla tedavideki ilk esas adım bu yakıcı enflammasyona neden olan ve dahi artmasını sağlayan tüm faktörleri durdurmaktır. Mutfağınızdan, banyonunuza, kullandığınız kozmetikten gıdanıza kadar tüm toksik ve kimyasallara son demeden yapacağınız her türlü tedavi ya başarısız olur yada sadece kendinizi çok kısa süreliğine iyi hissetmenizi sağlar.
  • Arınma: Otoimmün hastalığı olan kişiyi, hastalığına neden olan, toksinlerden, ağır metallerden ve enfeksiyonlardan arındırmak.
  • Onarım: Bağışıklık sistemini, detoksifikasyon kanallarını ve özellikle bağışıklığın %80’ini teşkil eden bağırsak florasını onarmak.

Bu 3 temel adım tonlarca detay içeren ve sabır isteyen uzun bir yoldur ! İç ortamın harap olduğu bu hastalığı başka türlü “tek bir ilaç” ile tedavi etmek serap peşinde at koşturmaktan başka birşey değildir.

Bendeniz ayrıca tedavinin Ultra Fonksiyonel olması gerektiği kanaatindeyim. Yani tedavilerin nedenlere yönelik olması yetmez. Nedensel tedavilerin iyisinin en iyisinin seçilmesi gerektiğine inanıyorum. Bunu şöyle yapabiliriz:

  • Teşhis Yöntemlerinin Zenginliği : Fonksiyonel Tıp, rantiyeci tıbbının tersine hastaları ve tüm hastalıklarının hikayesini uzunca dinler zaten. Ancak, sadece kan tahlilleri ve modern teşhisler ile yetinmeyip kadim teşhis yöntemlerini de kullanarak ultra fonksiyonel teşhis yaparsak çok daha iyi sonuçlar alabiliriz. Dil teşhisi, yüz teşhisi, tırnak teşhisi, göz teşhisi, reflex zonları teşhisi, görsel dışkı analizi vb. teşhisler önemlidir. Ayrıca kinesiolojik teşhis, wegamed testi vb. modern teşhi yöntemlerinden istifade edilebilir.
  • Her Zaman Doğalı Seçmek: Bazı Fonksiyonel Tıp hekimleri örneğin ağır metal tedavisinde yan etkisi olan sentetik şelatörler kullanırlar, halbuki dünyada yan etkisiz, doğal ve çok etkin şelasyon yöntemleri de mevcuttur. Bilinmelidir ki, her zaman güçlü ve doğal alternatifler mutlaka vardır. Fonksiyonel Tıp hekimleri bunları araştırıp öğrenerek Ultra Fonksiyonel tedaviler sunmaları gerekir ve herşeyden önce nedensel tedavi uğrunda olsa bile “zarar verme” ilkesini unutmamalıdırlar.
  • Sistemik ve Çok Yönlü Tedaviler: Doğu ve batıda binlerce yıldır uygulanan ve özellikle bilimsel olarak etkisi ispat edilmiş sistemik ve çok yönlü tedavi yöntemlerinden istifade etmek. Akupunktur, kuru kupa, yağlı kupa, ıslak kupa (hicâmet), hirudoterapi, fitoterapi, apiterapi vb. tedaviler. Bunlar insanoğlunun tabiatına uygun ekolojik tedavilerdir ve uzmanları tarafından uygulandıklarında bozulmuş bağışıklığı, kronik ağrıları ve vücudun birçok problemlerini kısa sürede hızlıca ve yan etkisiz onaran tedavilerdir. Fonksiyonel Tıp hekimleri bu tür tedavilerde uzman olup bunları kendileri uygulamaları en iyisidir. Ancak en azından bu tarz tedavi yöntemlerinin ana prensibini ve işleyiş mekanizmasını bilip hastalarına ihtiyaca göre reçete edip konu uzmanlarına yönlendirmeleri Ultra Fonksiyonel tedavi sunmak için şarttır.
  • Kişiye Özel Tedaviler: Kronik bir hastalığı olan herkesin tedavisi farklıdır. İki hastanın hastalık nedenleri aynı ve bir takım tedaviler ortak olsa bile beslenme dahil tüm tedaviler kişinin kan grubu, yaşadığı yöre, mizacı, alışkanlıkları, yakalandığı diğer hastalıklar vb. faktörler göz önünde bulundurularak kişiye özel olmalıdır. Bu anlamda hipokratın tıbbı olan Eski Yunan Tıbbından istifade edilmesi gerektiğine inanıyorum. Ne kadar günümüzde dört hılt teorisi bilimsel olarak yanlış olduğu ispat edilmiş olsa da, bu Eski Yunan Tıbbını komple yanlış kılmaz. Besin ve bitkiler ile ilgili yaptıkları araştırmaları gözardı etmemek gerekir. Birçok yiyecek ve bitkilerin vücudun birçok sıvı düzeyini, hazmı ve organları nasıl etkilediği ile ilgili binlerce yıldır araştırma yapmış olan Eski Yunan Tıbbından da istifade etmek çok önemlidir. Ayrıca bugün Rantiyeci Tıbbının baş edemediği safra taşları, dalak hastalıkları vb. birçok sıkıntının tedavisi Eski Yunan Tıbbında ayrıntılı anlatılmıştır ve bu tıp sisteminin eğitimi günümüzde dahi verilmektedir ve uzmanlarına Unani Tıp uzmanları denmektedir. Avrupa ve ortadoğuda modern tıp öncesi bu Eski Yunan Tıbbı hakim idi. Ayrıca Eski Yunan Tıbbı İslam Tarihi boyunca İbni Sina gibi birçok meşhur isim tarafından geliştirilmiştir.
  • Stres ve Psikolojiye Maddi ve Manevi Çözümler: Stres ve psikolojik sorunlar sadece geçmişte yaşanmış bir travma ile ilgili olmayabilir. Öfke ve üzüntü gibi toksik duygular elbette tedavi edilmelidir. Ancak, İnsülin direnci gibi bazı hastalıklar, B vitamini eksikliği gibi bazı yetmezlikler ve civa gibi bazı toksinlere maruziyet te stres ve psikolojiyi ciddi anlamda etkiler. Bunların da gözönünde bulundurulması gerekir. Ayrıca nazar ve büyü gibi manevi etkenlerin de şarlatanlıktan uzak ve bilimsel olarak tedavi edilmesi gerekir. Tüm hastalıkların ciddi ana nedeni olan stres ve psikolojik sorunlara, hem duygu ve sevgi, hem iletişim, hem affetme, hem çevresel ilişki, hem eksiklikleri giderme, hem toksinlerden arınma, hem fiziksel aktivite, hem sinir sistemini ve ruhu güçlendiren terapiler, hem de nazar ve büyü tedavisi bütünü ile hitap etmek gerekir.
  • Pratiklik ve Uygulanabilirlik: Otoimmün hastalıklarında ve her türlü kronik hastalıkta beslenme ve perhiz esastır. Hastaya uzunca yasak listesi koyduktan sonra ona pratik ve uygulanabilir yemek tarifleri vermekte hekimin görevidir. Razi gibi ünlü bir hekim “Kral Tıbbı” adlı kitabında o zehir tadlı bazı bitkilerin hangi yemeklerde tadının kaybedilebileceği ve birçok tedavinin krallar gibi insanlara nasıl daha nazik bir şekilde uygulanabileceği hakkında bir çalışma yapmıştır. Dolayısıyla yiyecekler hususunda Fonksiyonel Tıp hekimi usta bir aşçı olması gerekir. Hastaya gluten yok, şeker yok, o yok bu yok derken onun yiyebileceği alternatifleri hoş kılmak ta hekimin görevidir. Şekeri yasaklarken şekersiz tatlı tariflerini de hastasına reçete etmesi gerekir. Özellikle tedavi ettiği insanlar çocuk yaşta şeker bağımlısı insanlar ise çok daha usta olması gerekir. Zira, tedavi uygulanabilir ve pratik olmadıktan sonra çoğu insan bundan istifade edemez.

Son olarak, otoimmün hastalıklara nasıl yaklaşılacağı hastanın tercihidir. Bazıları kolayı seçip beslenme ve hayat tarzını değiştirmek değil de, sentetik ilaçları ve ameliyatı tercih edebilir. Bazıları ise, Fonksiyonel Tıp yaklaşımı ile problemin sebebine inmeyi ve doğal yöntemler uygulamayı tercih eder. Fonksiyonel Tıbbı seçtikten sonra da hangi strateji ve yöntemler ile tedavi olmayı da yine hasta seçer.

Ancak, artık, bilginin hemen hemen herkes için ulaşılabilir olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Şunu  da unutmamak gerekir ki, doğru tercihi yapmak bir nasip ve büyük bir nimettir. Bu yüzden bir yandan hem araştırmak gerekir ve öbür yandan da asıl şifayı bahşeden Yüce Allah’a, bizi en uygun şifa vesilesine denk gelmemiz için, O’na içten yakarmamız ve dua etmemiz gerekir ki böyle büyük bir nimet ile nasiplenmeye mazhar olalım. Zira, O dilemediği takdirde, bilgiyi hep yanlış yerlerde arar dururuz ve hep yanlış strateji ve tedavi yöntemlerine denk geliriz.

Maddi Sağlığınız ve Manevi Esenliğiniz Daim Olsun.

Cemil A. Sülemi
Bio-Dostu İntegratif Tıp & USR Metodu & ESR Terapisi Mucidi & Eğitmeni | Fonksiyonel Tıp Hekimi | Danışman | Yazar
e-posta: eniyitedavi@gmail.com

OTOİMMÜN HASTALIKLAR İLE İLGİLİ MAKALELER:

h_big_otoimmun_temel_adim1

h_big_otoimmun_hastalar_organik_3_neden

h_dis-otoimmun-iliskisi3

h_vucudunuza-kapa-ceneni-demeyi-birakin1

h_big_hastaliklara_isim_4

h_magnezyum_yetmezligine-fonksiyonel-bakis1

Büyük Tartışma: Hastalıkların Nedenleri / Ralph Metzner

19. yüzyılda her ikisi fransız olan, bilimsel tıbbın iki devi, hastalıkların tedavilerinin anlaşılmasında, günümüzde de halen geçerli olan, farklı radikal paradigmaları ileri sürmüşlerdir.

Kimyager ve mikrobiyolog olan Louis Pasteur (1822-1895), mikrop teorisini ortaya koydu. Buna göre, hastalıkların nedenini, farklı organ sistemlerinin işleyişinin ve yapılarının, bulaşıcı mikroplar tarafından zarara uğramasına bağlamıştır.

Bu paradigma, istilacı mikropları yok etmek için antibiyotiklerin kullanımına ve mikrobun düşük dozlarda verilerek vücudun bağışıklık ve savunma sistemine meydan okuyup bu şekilde sistemik enfeksiyonları önlemek için aşıların kullanımına temel oluşturmuştur.

Pasteur ile aynı devirde yaşamış olan arkadaşı, fizyolog Claude Bernard (1813-1878), farklı bir tartışma ile vücudun iç ortamının dengesinin önemi savunmuştur.  Milieu Intérieur diye isimlendirdiği vücudun bu iç ortamı hakkında şöyle der: “İç ortamın değişmezliği özgür ve bağımsız bir hayatın şartıdır”.

Bernard, vücudun enfeksiyonlara duyarlı bir hale gelmesinin ancak iç dengenin – yada bugünkü adı ile homeostasis – bozulmasından dolayı meydana geldiğini düşünmüştür. Sonuçta, kanımızda, bağırsaklarımızda ve vücudumuzda yaşayan milyarlarca mikrop ve bakteri bulunmaktadır. Neden bu enfeksiyonlar bizi bazen hasta ederken başka zamanlar bizi hasta etmiyor ? Bakteriyel veya viral ajanlar bizim deyişimizle “etrafta gezdikleri” zaman neden bazı insanlar hastalanır ve diğerleri sağlıklı kalır ?

Bir söylentiye göre Pasteur ölüm döşeğindeyken “Bernard haklıydı, mikrop hiçbirşeydir. Çevre ise herşeydir”  diyerek mikrop teorisinden vazgeçmiştir.

20. Yüzyılın ünlü Fransız-Amerikan mikrobiyoloğu René Dubos (1901-1982) Bernard’ın ilkesini kabul etmiş ve şöyle demiştir: “Mikrobiyal hastalıkların çoğu normal bireyin vücudundaki organizmalardan kaynaklanmaktadır. Vücudda bir rahatsızlık meydana geldiği zaman, bu organizmalar vücudun dengesini bozarak kendileri hastalığın nedeni olmaktadırlar.”

Günümüzde, Pasteru’ün mikrop teorisi, farmakoloji endüstrisinin, milyarlarca dolar araştırma ve daha güçlü anti-bakteriyel ve anti-viral ilaçların satış programlarının gerekçesine haline gelmiştir. Ayrıca, bakteriyel mutasyonun panzehir keşfinden çok daha hızlı ilerlediği gerçeğinin tahmin edilebilir bir sonuç olmasına rağmen, antibiyotikler hastalığa eğilimli kişilerde ve endüstriyel tarımda çokça kullanılmaya başlanmıştır.

Bernard/Dubos teorisinin uyarınca, sağlık ve sıhhatin, iç ortamda homeostatik dengenin bir neticesi olduğu gerçeği, günümüzde etkisi hızla ilerleyen, eski Hint Tıbbı, Çin tıbbı ve Fonksiyonel ve İntegratif tıp sistemi sahasında gayet belirgindir.

Tüm bu yaklaşımlarda, sağlığın tesisi ve hastalığın önlenmesi için, yaşam tarzı, çevresel faktörler, beslenme, egzersiz, psikolojik esenlik ve ruhsal sağlık ciddi bir şekilde önem verilen öğelerdir.

Dr. Grisantinin Notları:  Louis Pasteur’ün araştırmaları ve harika keşfine minnettar olmak büyük önem taşımaktadır. Bir zamanlar öldürücü olan bulaşıcı hastalıklar artık Louis Pasteur’ün sayesinde etkili bir şekilde tedavi edilmektedir. Ama, akut hastalıkları yönetiminde kullanılan bu teori, birçok kronik hastalıkları tedavi etmekte verimli değildir. Günümüzün tıp sistemi, diyabet, otoimmün, kanser ve kalp hastalıkları gibi birçok kronik hastalıkların tedavisinde  halen “tek bir” tedavi arayışı içindendir.

Bir grup insanları, sürekli, A yada B yada C hastalığı için bir “ilaç” koşturması içinde görürüz. A yada B yada C hastalığı için bir “ilaç” bulmak için bağış istenir bizden. Tekrar söylemek istiyorum ki, bu anlayış ancak Louis Pasteur’ün hatalı teorisini kronik ve uzun süren sağlık sorunları ile yanlış bir şekilde ilişkilendirmekten ötürü meydana gelmektedir.

Bunun yerine Claude Bernard’ın çalışmalarını kucaklamamız gerekir. O, vücudun iç ortam dengesini düzeltmek için daha çok vakit harcamamız gerektiğini söylerken tamamen haklıydı. İşte bu Fonksiyonel Tıbbın odak noktasıdır. Fonksiyonel Tıp pratisyenleri, tutkulu bir şekilde, vücudun iç ortamında nelerin yanlış işlediğini keşfetmeye  çalışıp bunu düzeltmek için çözümler sunarlar. Birçok uzun süren sağlık problemlerinin çözümünde sonuçlar inanılmaz derece şaşırtıcıdır.

Yukarıda da belirtildiği gibi, Louis Pasteur ölüm döşeğinde iken “Bernard haklıydı. Mikrop hiçbirşeydir. Çevre ise herşeydir” diyerek, Claude Bernard’ın çalışmalarının sonucunda yatan gerçeğe katılmıştır.

Şimdi sen hangi taraftasın ? Halen hastalığını tedavi edecek “tek bir” ilaç peşindemisin, yoksa hasta vücudunun iç ortamını tamir etmenin birçok sorununun çözümü olacağını anlıyormusun ?

Fonksiyonel Tıbbı araştır. Uzun zamandır aradığın cevabı onda bulabilirsin.

Yazan: Ralph Metzner
Tercüme Eden: Cemil A. Sülemi
Bio-Dostu İntegratif Tıp & USR Metodu & ESR Terapisi Mucidi & Eğitmeni | Fonksiyonel Tıp Hekimi | Danışman | Yazar
e-posta: eniyitedavi@gmail.com

RESİMİ BÜYÜLTMEK İÇİN TIKLAYINIZ:

img_hastaliklarinbuzdagi3

FONKSİYONEL TIP İLE İLGİLİ DİĞER MAKALELER:

OTOİMMÜN HASTALIKLARDAN KURTULUŞ YOLUNDAKİ İLK TEMEL ADIM .. ALS, ASTIM, BEHÇET, ALZHEIMER, ÜRTİKER, CROHN, ÜLSERATİF KOLİT, AKNE ROZASEA, GULLIAN-BARRE, SİSTEMİK LUPUS, MULTİPL SKLEROZ, MS, HASHİMOTO TROİDİTİ, ADDİSON, FİBROMİYALJİ, IGA NEFROPATİ, VİTİLİGO, OTİZM, DERMATOMİYOZİT, ANKİLOZAN SPONDİLİT, HEMOLİTİK ANEMİ, ÇÖLYAK, REAKTİF ARTİRİT, ALOPESİ AREATA, TİP1 DİYABET, EGZAMA, SEDEF MYASTHENİA GRAVİS, GRAVES, ROMATOİD ARTİRİT, FONKSİYONEL TIP, CEMİL SÜLEMİ, ULTRA TEDAVİLER, HACAMAT, TIBBİ HACAMAT, TIBBİ HİCAMET, SÜLÜK, HİCAMET, APİTERAPİ, FİTOTERAPİ, SÜLÜK, HİRUDOTERAPİ, AROMATERAPİ, TIBBİ BESLENME, TIBBİ PERHİZ, RUKYE, YAĞLI KUPA, RENK TERAPİSİ, PSİKOTERAPİ, ŞİFA, DUA, NEBEVİ TIP, AĞIR METAL, DOĞAL ŞELASYON, ALTERNATİF TIP, DOĞAL TEDAVİLER, GDO, ŞEKER, ORGANİK, EKOLOJİK, SAFRA, YUNAN TIBBI, İSLAM TIBBI, ALGOLOJİ, FONKSİYONEL ALGOLOJİ, KRONİK AĞRILAR, KRONİK HASTALIKLAR, BUZDAĞININ ALTI, HASTALIK NEDENLERİ, MİKROBİYATA, FAYDALI BAKTERİLER, MİGREN, ROMATİZMA, BAŞ AĞRILARI

h_big_hbuzdagi

h_big_hastaliklara_isim_4

h_magnezyum_yetmezligine-fonksiyonel-bakis1

h_big_hipertansiyon2

h_big_gercek_butik_tip