Kategori arşivi: Bio-Dostu İntegratif Tıp

MODERN BİLİMİN BÜYÜK KEŞFİ ! ESRARENGİZ BİR SIVININ DOLAŞTIĞI YENİ BİR DOLAŞIM SİSTEMİ BULUNDU “PRİMO VASKÜLER SİSTEM”

Modern tıp tarihinde devrim niteliğinde sayılan bu keşif, son dönemlerin en gözde konusu. O kadar önemli bir keşif ki, klasik temel tıp kitaplarının tekrar baştan yazılmasına neden olacak kadar ciddi bir nitelikte. Zira, 1627 yılında lenfatik sistemin keşfinin resmi olarak ilanından sonra, modern tıp tarihindeki en görkemli keşifin bu olduğunu söyleyebiliriz.

Modern bilim, birçok geleneksel ve kadim bigilerin ne kadar derin olduğunu her geçen gün, yaptığı deneysel çalışmalar ile daha da belirgin bir şekilde günyüzüne çıkartmaya devam ediyor. Geleneksel Çin Tıbbında binlerce yıldır yer alan meridyen sistemi, çoğu kişi tarafından gizemli bir enerji sistemi olarak kabul edilirken, artık bunun aslında temelde anatomik bir yapı olduğu ve bunun ötesinde muazzam bir sistem olduğu keşfedildi.

Bu sistemin içinde sadece bir enerjinin değil, DNA ve kök hücreleri başta olmak üzere birçok iletişim ve rejenerasyon maddelerinin bulunduğu esrarengiz bir sıvının aktığı yeni bir dolaşım sistemi olduğunun farkına varıldı. Bu akan esrarengiz sıvının da, biofotonik ve elektromanyetik özellikli bir sıvı olduğu keşfedildi. Ayrıca bu dolaşım sisteminin sadece deri yüzeyinde değil, kan ve lenf damarları içinde, merkezi sinir sistemde ve organların yüzeylerinde de bulunan, farklı alt sistemlerden oluşan, birbirleri ile bağlantılı ince bir ağ olduğu görüldü ve görüntülendi.

İşte, vücudumuzu çok karmaşık bir ağ gibi saran, içinde esrarengiz bir sıvı barındıran, ince mikro kanallardan (Akupunktur Kanalları) ve bu kanalları birbirine bağlayan mikro düğümcüklerden (Akupunktur Noktalarından) oluşan bu morfofonksiyonel integratif sistem, eskiden Bonghan Kim Sistemi ile anılırken buna 2010 yılından itibaren artık Primo Vasküler Sistem deniyor.

RESİMİ BÜYÜLTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYINIZ

img_primo-alt-sistemler1

Primo yani İlk, Vasküler yani Damarsal anlamına gelen kelimelerden oluşan bu sisteme bu adın verilmesinin nedeni, bu sistemin insan vücudunda, kan dolaşımından bile önce oluşan İlk Damarsal Sistem olmasından dolayıdır.

Bu sistemin mikro boyuttaki ve yarı saydam renkteki damarlarına  eski ismi ile Bonghan Kanalları (Bonghan Ducts) yeni ismi ile de Primo Damarlar (Primo Vessels) deniyor. Bu mikro kanallar içinde dolaşan sıvıya da eski ismi ile Bonghan Likörü (Bonghan Liquor) yeni ismi ile  de Primo Sıvı (Primo Liquid) deniyor. Primo damarlar arasında bulunan düğümsü yapıya sahip bağlantı noktalarına ise eskiden Bonghan Nodları (Bonghan Nodes) ve Bonghan Korpüskülleri (Bonghan Corpuscles) denirken yeni ismi ile Primo Nodlar (Primo Nodes) olarak anılıyor.

RESİMLERİ BÜYÜLTMEK İÇİN ÜZERLERİNE TIKLAYINIZ

Hem vasküler, hem nörolojik, hem hormonal, hem de immün sistemin özelliklerine sahip, tüm vücudu saran, bu yeni dolaşım ve iletişim sisteminin, doku rejenerasyonunda, inflamasyonda ve hatta kanser metastazlarındaki rolü, hakkındaki bilimsel çalışmalarda son 15 yılda çok hızlı bir sıçrama meydana gelmiştir.

İLK KEŞİF (1962-1965)

Primo Vasküler Sistem ile ilgili ilk bilimsel çalışma 55 küsür yıl öncesine kadar uzanıyor. Kuzey Korede, Pyongyang Medical University de yani Pyunyang Medikal Üniversitende çalışan, cerrahi uzmanı, Prof. Dr. Bong-Han Kim, Geleneksel Çin Tıbbında binlerce yıldır detaylıca zikredilmiş akupunktur meridyen sisteminin, yani akupunktur kanallarının ve akupunktur noktalarının, anatomik bir yapı olduğunu, bilimsel yöntemler ile bulduğunu açıklayan ilk kişidir.

İlk çalışmasını (1) 1962 yılında yayınladıktan sonra, 1963 yılında National Acupuncture Meridian Research Institute (Korece (經絡研究院) “Kyung-Rak institute”) adı altında, akupunktur meridyenlerini (Korece (經絡) “Kyungrak”) araştıran milli bir enstitü kurmuş ve başkanlığını yürütmüştür. Bu enstitüde, 1965 yılına kadar, 4 adet daha bilimsel çalışma yayınlamıştır (2-5). Enstitü, ekim 1965 yılında kapanmış, Prof. Dr. Bong-Han Kim kayıplara karışmış ve bir daha ondan haber alınamamıştır.

Prof. Dr. Bong-Han Kim, akupunktur meridyenlerine tekabül eden kanalımsı yapılara Bonghan Kanalları (Bonghan Ducts, ya da kısaca BHD) adını verirken, akupunktur noktalarına tekabül eden düğümsü yapılara ise Bonghan Nodları (Bonghan Nodes, ya da kısaca BHN) veya Bonghan Korpüskülleri (Bonghan Corpuscles, ya da kısaca BHC) adını vermiştir.

Prof. Dr. Bong-Han Kim, anatomik metodlar, histolojik metodlar, radyootografi, histokimyasal metodlar, “esrarengiz” mavi boyalama metodları ve radyoaktif dosimetri gibi farklı yöntemler kullanmıştır.

UZUN DURAKSAMA SÜRECİ

Prof. Dr. Bong-Han Kim, yaptığı çalışmalarda kullandığı boyama tekniklerini sır olarak saklaması ve çalışmasında kullandığı bilimsel protokolleri tam anlamı ile paylaşmaması neticesinde, çalışmasını tekrarlamak isteyen bir çok bilim adamı tam anlamı ile başarılı olamamış ve Prof. Kim’in bu bulguları yıllarca unutulmuştur.

Prof. Dr. Bong-Han Kim’in çalışmasını ilk onaylamaya çalışan Kellner, zamanının histolojik metodlarını kullanmış ve buna binaen Prof. Dr. Bong-Han Kim’in iddia ettiği buluşunu inkar etmiştir. Çalışmasını 1966 yılında yayınladı. (6). Halbuki, Kellner’in kullandığı konvansiyonel histolojik metodlar yetersizdi.

Kellener’den sonra, anatomi profesörü asistani olan Fujiwara ve arkadaşı Yu, çok ciddi bir çalışma ile ancak yaklaşık yarım yıl ciddi mesai sonrasında bazı olumlu sonuçlar alabilmişlerdi. Bu yaptıkları çalışma sonucu, Prof. Dr. Bong-Han Kim’in sonuçlarını, sadece kan damarları içinde ve organ yüzeylerinde bulmayı başarmışlardı. Çalışmaları 1967 yılında yayınlandı (7).

YENİDEN VE GÖRÜNTÜLERLE İSPATLANMIŞ KEŞİF (2002-ŞİMDİ)

1967 de Fujiwaradan sonra uzun yıllar konu üzerinde ciddi çalışmalar yapılmadı. Ta ki, Güney Korede, Seoul National University, yani Seoul Milli Üniversitesinde, Prof. Kwang-Sop Soh ve farklı bilimadamları tarafından oluşan ekibi tarafından, yapılan deneysel çalışmalar ve kullanılan yeni metodlar sonucu, Prof. Dr. Bong-Han Kim’in bulgularının çoğunu ispatlamayı ve bu sistemi görüntülemeyi başardılar.

RESİMLERİ BÜYÜLTMEK İÇİN ÜZERLERİNE TIKLAYINIZ

2010 yılında düzenlenen ilk uluslararası sempozyumda (International Symposium on the Primo Vascular System), artık bu sisteme Primo Vasküler Sistem (Primo Vascular System) adı verilmeye başlandı. Prof. Kwang-Sup Soh ve ekibi, Güney Korede kurulan, Nano Primo Research Center, yani Nano Primo Araştırma Merkezinde, çalışmalarına halen devam etmektedir.

Primo Vasküler Sistem ile ilgili şu ana kadar 50 den fazla bilimsel makale yayınlandı. Primo Vasküler Sistem ile ilgili bilimsel sonuçlar, birçok uluslararası bilimsel dergilerde yayınlanmış ve kabul görmüştür. (10) Bu dergiler başlıca şunlardır:

Anatomical Record Part B: The New Anatomist  (Amerikan Anomistler Birliğinin resmi yayınıdır)

Microscopy Research and Technique

Naturwissenschaften

Lymphatic Research and Biology

Applied Physics Letters

Current Applied Physics

Journal of Biomedical Optics

Microcirculation

New Journal of Physics

Cardiology

Lymphology

Journal of Health Science

Biologia

PLoS One

Journal of International Society of Life Information Science

Bu kısa sunum sonrasında, Primo Vasküler Sistem’i, Allah’ın izni ve yardımı ile, türkçe literatürde ilk defa bu kadar detaylıca ve son bilimsel çalışmalardan görseller ile desteklenmiş bir şekilde, yorumlarımızı da esirgemeden, uzun bir seri olarak ele almayı düşünüyoruz. Bu muazzam sistemi tanıyınca, vücut sistemlerinin ne kadar içiçe bağlantılı bütünsel bir yapı olduğunu göreceksiniz ve Allah’ın yaratıcılığına hayran kalacaksınız.

Hayırlı şifâlar dileğimle …

Cemil A. Sülemi
Bio-Dostu İntegratif Tıp Uzmanı
Hekim | Danışman | Araştırmacı | Yazar

Kaynaklar:

(1) B. H. Kim, “Study on the reality of acupuncture meridians,” Journal of Jo Sun Medicine, vol. 9, pp. 5–13, 1962 (Korece).

[2] B. H. Kim, “On the acupuncture meridian system,” Journal of JoSun Medicine, vol. 90, pp. 6–35, 1963 (Korece).

[3] B. H. Kim, “The Kyungrak system,” Journal of Jo SunMedicine, vol. 108, pp. 1–38, 1965 (Korece).

[4] B. H. Kim, “Sanal theory,” Journal of Jo Sun Medicine, vol. 108, pp. 39–62, 1965 (Korece).

[5] B. H. Kim, “Sanal and hematopoiesis,” Journal of Jo Sun Medicine, vol. 108, pp. 1–6, 1965 (Korece).

(6) Kellner G. Bau und Funktion der Haut. Deutsche Zeitschrift fu¨r Akupunktur. 1966;15:1e31 [Almanca].

(7) Fujiwara S, Yu SB. “Bonghan Theory” morphological studies. Igaki no Ayumi. 1967;60:567e577.

(6) Soh KS, Kang KA, Ryu YH. 50 years of BongHan theory and 10 years of primo vascular system Evid Based Complement Alternat Med 2013; 2013 : 587827.

(10) The primo vascular system as a new anatomical system. Stefanov M, Potroz M, Kim J, Lim J, Cha R, Nam MH.J Acupunct Meridian Stud. 2013 Dec;6(6):331-8. doi: 0.1016/j.jams.2013.10.001. Epub 2013 Oct 24.

Reklamlar

BİO-DOSTU İNTEGRATİF MİKROCERRAHİ (1) ESR TERAPİSİ … MİKROCERRAHİ’NİN YENİ GÖZ BEBEĞİ VE BİLİMSEL ETKİ MEKANİZMALARI

Klasik cerrahide, artık birçok kez sonuç odaklı çalışmalar yapıldığından, hem oluşan lokal, distal, segmental ve sistemik yan etkilerden dolayı, hem de multifaktöriyel etyopatogenez, bireysel ve bütünsel olarak giderilmediğinden, istenilen sonuçlar çoğu zaman alınamamaktadır. Buna ilaveten, bazı vakalar semptomatik olarak geçici bir süreliğine makyajlanmış gibi gözükse de, semptomlar tekrar nüksedebilmektedir.

Klasik mikrocerrahi ise, klasik cerrahiye göre, non-travmatik ve minimal invazif bir uygulamadır. Ancak uygulanan girişimler hem yüksek teknoloji gerektirmesi, hem çok iyi derecede mikrocerrahi anatomi bilgisi ve profesyonel bir ekip çalışması gerektirmesi nedeni ile, çok yüksek maliyetlidir ve aynı zamanda yine sonuç odaklı olduğu için başarı alanı yine eksiktir.

Birçok cerrahi hastalıklarda, lokal, distal, segmental ve sistemik boyutlu, bireysel, bütünsel ve multifaktöryel etyopatogenezli bir yaklaşım ile, daha az maliyetle, bio-dostu ve daha büyük başarılar elde etmek ALLAH’IN izniyle mümkündür.

ESR Terapisi, yani Esansiyel Sistemik Regülasyon Terapisi, mikrocerrahi etki mekanizmalarına sahip, klasik mikrocerrahiye göre, non-invazif ve non-travmatik, bio-dostu integratif bir regülasyon terapisidir. Uygulanan girişimler, yüksek teknolojiden öte, yüksek beceri gerektirmektedir. Ekip çalışmasından öte, bireysel, bütünsel ve sistemik bakış açısına sahip tek bir hekim, genelde yeterlidir. Neden odaklı bir çalışma olduğu için, başarı alanı, birçok vakada klasik  mikrocerrahiye göre çok daha yüksektir. Hatta nöroşirürjikal ve mikronöroşirürjikal müdahalelere rağmen tedavi olmayan veya tekrar nükseden birçok vakada bile, ESR Terapisi ile, daha kalıcı ve daha yüksek başarı elde etmek, ALLAH’IN izniyle mümkündür.   

Albert Einstein’ın dediği gibi, “Problemlerimizi, onları oluşturan aynı düşünce seviyesi ile çözemeyiz”. Dolayısıyla, ESR Terapisini uygulayabilmek ve daha iyi kavrayabilmek için, evvela bütünsel temel tıp bilimlerine hakim olmak gerekir. Kişiye evvela, bireysel, bütünsel, nedensel, multifaktöriyel ve çok boyutlu bir teşhis yapılması gerekir. Bu teşhis sonucu, temel 5 şey belirlenir:

1- Otoregülasyon sisteminin gücü.

2- Total toksik yük.

3- Genel toksisite evresi.

4- Temel tabiat (mizaç).

5- Lokal, distal, segmental ve sistemik boyutlardaki, mikrodolaşım yetmezliği zonları, bu zonlardaki mikrodolaşım yetmezliğinin tipleri, tabiatları (mizaçları) ve nedenleri ve bu zonlar arasındaki bütünsel fizyoanatomik etkileşim.

Bunların üzerine, bireye özel tedavi süreci, içeriği ve aşamaları belirlenir. Şimdi, ESR Terapisinin, mikrocerrahi etki mekanizmalarına, ESR Terapisinin uygulama aşamaları bazında kısaca bir göz atalım.

BİRİNCİ AŞAMA: PSİKOLOJİK REGÜLASYON

Terapinin başında, mutlaka kişinin sempatik hiperaktivitesinin ve psikopatolojisinin regüle edilmesi hedeflenir. Burada en hızlı etkili olan Sülemi Yaklaşımı ile Sistemik Aromaterapi uygulanır. Tıbbi esansiyel yağlardan, kişinin tabiatına (mizacına) en uygunu seçilir. Bu seçilen yağlar, kan-beyin bariyerini aşabilen mikroboyutta moleküllere sahip tipten uçucu yağlardır. İnhalasyon yolu ile verilmesi sonucu, etkisi saniyeler içinde gözlemlenebilir.

İKİNCİ AŞAMA: VERTEBRAL REGÜLASYON

Sülemi Yaklaşımı ile Sistemik Manuel Terapi ile, vertebral subluksasyonlar makro düzeyde çözülmeye çalışılır. Mikrovasküler yatağa ve miyofasyal dokulara zarar vermemek için en nazik teknikler kullanılır. Böylece makro düzeydeki miyofasya ve dolayısyla fasya içindeki mikrodolaşım rahatlar.

ÜÇÜNCÜ AŞAMA: SEÇİLEN ZONUN MİKRODOLAŞIMININ SİSTEMİK TERAPİLER VE İNTEGRATİF YÖNTEMLER İLE REGÜLE EDİLMESİ

Evvela Sülemi Yaklaşımı ile Sistemik Aromaterapi ile transdermal uygulanacak tıbbi esansiyel yağlar içeren tıbbi aromaterapik yağlar, kişinin temel tabiatına (mizacına) ve uygulancak dokunun da tabiatına (mizacına) göre belirlenir. Bu yağlar Sülemi Yaklaşımı ile Sistemik Yağlı Kupa Terapisi uygulamasında kullanılır ve böylece dokuların geçirgenliği ve esnekliği artırılır ve hümoral viskozite dengelenir.

Gerekli durumlarda Sülemi Yaklaşımı ile Sistemik Termoterapi uygulaması ile vücuttaki rüzgar ve soğuk blokajının atılmasına destek olunur.

Bundan sonra spesifik nokta uygulamalarına geçilir. Seçilen noktalara, evvela Sülemi Yaklaşımı ile Kuru Kupa Terapisi uygulanır. Bu uygulama ile mikrodolaşımın, lokal, distal ve segmental olarak stimülasyonu hedeflenir. Ayrıca, farklı doku sıvıları (kapiller kan, kapiller lenfa ve intersellüler sıvı), içerdikleri endojen (içsel) ve eksojen (dışsal) toksinler ile birlikte, epidermise doğru basınç etkisi (şiddeti, boyutu ve süresi tıbbi teşhiş sonrası bireyin dokusuna özel seçilmiş kontrollü basınç) ile vakumlanır.

Buna müteâkip, ESR Terapisi zincirinin en etkin halkası olan Sülemi Yaklaşımı ile Sistemik Hacamat Terapisi uygulamasına geçilir. Kuru kupa terapisi uygulanan noktalardan, bu terapiye uygun olanlara bir nevi aktif bütünsel mikrodolaşım drenaj yöntemi uygulanır. Başlıca drene edilen maddeler şunlardır:

1- Mikrovasküler yatağın extrasellüler alanında sıvı ve içerdiği toksinler.

2- Mikrovasküler yatağın arteriovenöz kapillerinde bulunan, genelde viskozitesi artmış, çoğu kez statik ve aneorobik halde bulunan kan ve içerdiği toksinler.

3- Mikrovasküler yatağın lenfatik kapillerinde bulunan, genelde viskozitesi artmış lenfa ve içerdiği toksinler.

Burada, hekimlerin ve özellikle nörocerrahi uzmanlarının aklına şöyle bir soru gelebilir. Uygulanan bu aktif bütünsel mikro drenaj, kupanın basıcına maruz kalan, kutanöz ve subkutan dokular ile ilgilidir. Peki,bu etki visserale ve özellikle intrakraniyal dokulara nasıl ulaşabilir ?

Evvela, serobrospinal venöz ve serobrospinal lenfatik yetmezliğinde, bu uygulamanın, doğru teknik ve doğru aşamalar ile uygulanması durumunda, adeta bir hayat kurtarıcı etkisi olduğunu, üzerine basa basa ve altına çize çize belirtmek isterim. İntrakraniyal ve ektrakraniyal venöz sistem, emisser venler ile bağlantılıdır. Beyindeki lenfatik sistem de venöz yapı ile beraberdir. Yaptığımız uygulamanın etkisi, mikrovasküler yapı üzerinden gerçekleştiği için, özellikle emisser vene veya emisser vene yakın bölgelere yapılırsa, valvsız bir venöz yapı sözkonusu olduğu için, bu aktif bütünsel mikro drenajın etkisi intrakraniyal sisteme direkt olarak erişir. Etyolojik bakışa sahip bir hekimin bu zikrettiğimiz etki mekanizmasının etyolojik değerinin ne kadar muazzam bir şey olduğunu anlaması için biraz düşünmesi yeterlidir. Diğer visseral organlara gelince, buradaki etki, direkt mikrovasküler bir bağ ile değil, distal, segmental ve sistemiktir.

Şunu iyice anlamalıyız ki, hiçbir regülasyon terapisinin ve hiçbir yüksek teknolojik mikrocerrahi girişiminin böyle bir aktif ve bütünsel mikrodolaşım drenaj etkisi yoktur. Diğer, biyoregülasyon terapilerinde, mikrodolaşımdaki toksinlerin drenajı farklı yöntemler ile sadece stimüle edilir. Ancak hiçbirinde bütünsel aktif drenaj yoktur. Yani yük otoregülasyon sistemi üzerindedir. Bir tek flebotomi (venipunktur) yönteminde aktif drenaj sözkonusudur. Ancak, bu drenaj makro düzeydedir ve sadece venözler ile ilgilidir. Ancak, hacamat terapisindeki drenaj, mikro bazda, bütünsel ve aktiftir. Bu nedendir ki, Hacamat Terapisi, tüm biyoregülasyon terapilerinin şâhıdır. Sistemik olarak ve ESR Terapisindeki gibi diğer farklı terapiler ile destekli uygulandığında mikrocerrahi etki mekanizmaları kat  be kat artmaktadır.

Hacamat Terapisinin, aktif bütünsel mikro drenaj etkisinin maksimum düzeyde işleyebilmesi, bu terapinin uygulamasındaki ince sanatsal boyutlar ile alakalıdır. Bu sanatın en önemli anahtar faktörlerinden birisi ise, uygulanan mikro çiziklerin çok yüzeysel olmasıdır. Maksat, epidermisteki ve dermisin papiller tabakasının süperiorundaki sinir uçlarını stimüle etmek (uyarmak) ile birlikte, epidermal bariyeri ve papiller tabakasındaki mikrodermovasküler yatağın süperior ucunu açmaktır.

Bu çizikler o kadar yüzeyseldir ki, uygulamaya müteakip kan akışı bir kenara mikro sızıntı bile meydana gelmemelidir. Vakumlama esnasında çok aşırı kan kaybı meydana gelmemelidir. Uygulama sonrasında ise hiçbir tıbbi müdahele yapılmaya gerek kalmadan kanama durmalıdır. Tedavi sonrasında bazen hemencecik, bazen de birkaç gün içinde ardında deride hiçbir şekilde iz bırakmamalıdır.

Eğer, çizikler derin uygulanırsa, prekapiller sfinkterler geç kapanacağı için, lenfatik kapiller ve intersellüler sıvı üzerindeki vakum gücü azalacak, arteriovenöz kapiller üzerindeki basınç artacak ve prekapiller sfinkterler kapanmadığı için otoregülasyon sisteminin gücünü zayıflatan gereksiz arteryel kan kaybı meydana gelecektir. Ek olarak skar dokusu formasyonu gerçekleşirse, bozucu alan tehlikesi oraya çıkacaktır. Bu konulara çok dikkat etmek gerekir.

Hacamat Terapisinden istifade ettiğimiz tek etki mekanizması, aktif bütünsel mikro drenaj değildir. Uygulanan yüzeysel mikro insizisyonlar (mihcem çizikleri) sonucu ve kontrollü basınç altında duvarı aşırı zayıflamış kapillerin parçalanması sonucu, vücudun endojen maddelerinin salınımını tetkilenmekte ve regülasyon ve rejenerasyon süreçleri aktive olmaktadır.

Sülemi Yaklaşımı ile Sistemik Hacamat Terapisinin farkı, doğru teknikleri savunmak ve çok ince sanatsal detayları içermekle birlikte, sistemik mantıkla çoklu ve aşamalı uygulama olmasında ve diğer sistemik terapiler ile tek bir seansta entegre edilmesindedir.

Şimdi ESR Terapisine devam edelim …

Çok ileri düzey uygulamalarda Sülemi Yaklaşımı ile Sistemik Akupunktur Terapisi ile Primo Vasküler Sistemdeki, Primo Nodlarına, bir akupunktur iğnesi ile, farklı stimülasyon yöntemleri (kuru/ıslak) uygulanarak farklı mekanizmalarda etkiler hedeflenir. Buradaki başlıca mekanizma ise, Qi yani Primo Vasküler Sistem içinde dolaşan elektromanyetik dalganın, hiper aktivite veya hipo aktivitesini regüle etmektir. Islak uygulama ise spesifik olarak çok belirli noktalara uygulanır ve ek mekanizma olarak birkaç damla kan drene edilerek Primo Nod etrafındaki kan stazı giderilmesi hedeflenir.

Şimdiye kadar farklı terapileri uyguladığımız noktalara ve zona, son olarak, Sülemi Yaklaşımı İle Zengin Montmorillonit Mineralli Tıbbi Kalsiyum Bentonit Kil Terapisi uygulanır. Burada birçok amaç vardır. Bunlar kısaca:

1- Lokal dezenfeksiyon.

2- Mikrodolaşımın lokal ve segmental stimülasyonu.

3- Lokal dokulara ve buradan sistemik dolaşıma karışan, kan-beyin bariyerini, aşabilecek mikro-boyuttaki montrmorillonit moleküllerinin, absorbsiyon ve adsorbsiyon mekanizmaları ile pozitif iyonlu toksik moleküllere bağlanması ve vücudun doğal drenaj kanalları ile drene edilmesi. Özellikle bu iki mekanizmaya aynı anda sahip başka doğal ve sentetik hiçbir maddenin bulunmadığına işaret etmek istiyorum. Allah’ın yarattığı bu doğal mucize, başlı başına bir mikrocerrahi etkili uygulamadır. Bütünsel aktif mikro drenaj yöntemi olan, Hacamat Terapisi ile kombine edildiğinde, müthiş sinerjik bir etki de ortaya çıkmaktadır.

ESR Terapisinde, bazen bu uygulama sonrası veya istenilen kalitede bentonit kil bulunmadığı zamanlarda veya bentonit kilin tedavi uygulanan zonun veya noktaların tabiatına (mizacına) uygun olmadığı zamanlarda, mikrodolaşımın regülasyonu hedeflenerek, kişinin tabiatına (mizacına) ve tedavi uygulanan zonun ve noktaların tabiatlarına (mizaçlarına) uygun  Sülemi Yaklaşımı ile Sistemik Aromaterapi uygulanarak terapi seansına son verilir.

Son sözümüz, âlemlerin Rabbi olan ALLAH’A Hamd Olsun.

Hayırlı şifâlar dileğimle …

Cemil A. Sülemi
Bio-Dostu İntegratif Tıp Uzmanı
Hekim | Danışman | Araştırmacı | Yazar

BÜTÜNSEL TEMEL TIP BİLİMLERİNE GİRİŞ (1) BÜTÜNSEL ANATOMİ

Son zamanlarda sirkte tutulan fillerin bir kısmı, nasıl olduysa uyanmaya başladı. Şu anda bir kısmının, özlerine dönüş yolunda, zorlu bir yolculuğa koyulduklarına tanık olmaktayız. Ancak, uzun süre ve adeta sürgünde, filliği türlü türlü hilelerle unutturularak yaşamış bu fillerin, beyin esaretinden tamamen kurtulup, özlerine dönmeleri biraz vakit alacaktır. Sirkten kurtuldum derken, başka sirklere veya yanlış mekanlara takılmayıp, öz vatanlarına dönmeleri ve döndükten sonra da, filliğin abc’sini sil baştan öğrenmeleri de ayrı bir süreç gerektirecektir.

Sahi, neydi bu sirk fillerinin hikayesi ?

İşte, resimdeki gibi sirklerde oynayan o koskaca filleri, sirk sahipleri – aslında filler isteseler kolaylıkla koparabilecekleri – ince bir bağla tutar.

img_fil-bag-2

img_fil-bag-1

Nasıl mı ? Herşey çocukluklarında başlamıştır. Ailelerinden koparılan bu filler, zorla sağlam bir bağla ve umutları kırılana kadar, bir yere bağlı tutulurlar. Aynen şu şekilde.

img_fil-bag-3

img_fil-bag-4

O bebek filler bir müddet direndikten belli bir süre sonra, o sağlam bağı koparmanın imkansız olduğunu anlayıp, umutları kırılır ve direnmeyi ve tekrar denemeyi bırakırlar. Günler geçer, bebek filler büyür ve güçlenir. Artık güçleri o bağı kopartmaya yetiyordur, bağ da aynı bağdır, ama hiçbir zaman bunu denemezler. Hatta daha basit bir iple bile bağlansalar yine onu kopartmayı denemezler. Çünkü artık bağ onların beyinlerindedir.

İşte kapitalist tıp ta, doktorları bu şekilde evcilleştirmeye çalışmıştır. Onların bağı ise, onlara koyulan ve kopartılması imkansız olduğu ile kandırıldıkları textbooklardır.

Ah o textbooklar ! Doktorların beyinlerde ta gencecik yaşlarından beri öyle bir bağ yapmıştır ki, yıllar sonra gözleri ile klinik hayatlarında defalarca aksini görmelerine rağmen, artık onun dışına çıkmayı denemek bile istemezler. Kapitalist tıp, onları çok erken yaşlarından itibaren, demode olmuş textbook bağı ile sımsıkı kendine bağlamış ve yıllarca onlara “tek doğru tıp biziz, gerisi tıp bile değil, tamamen şarlatanlık”, “tek bilim bizim çalışmalarımız, gerisi bilim bile değil”, “tek ilaç bizim ürettiğimiz ilaçlar, gerisi ot çöp”, “hastalıkların çoğu idiyopatik, çözmeye uğraşma, semptomu baskıla gitsin” gibi yalanlarla büyütmüştür. Sonra şifânın değil, adından da anlaşıldığı üzere, hastaların hânesi olan sirklerinde istedikleri gibi oynatmıştır. Bu oyunun adı “hastalığa isim koy, ismi suçla, sonra da ismi evcilleştirmek için herkese aynı ilacı(mızı) yaz” oyunudur.

Bu sirkte oynayanların bir kısmı hayatından mutlu ve cumhurun alkışları ile hayatına devam ederken, bir kısmı ya eşşekten düştüğü için, ya da textbookların tersini hayatlarında bizzat gözlemledikleri için, oyunun farkına varıp bu bağı nihayetinde koparırlar.

Prof. Dr. Ahmet Aydın şöyle der: “Yapılan pek çok bilimsel araştırmanın verileri eğer gıda ve ilaç sanayinin satışlarını azaltıyorsa, klasik kitaplara giremiyor. Önemli sayıda hekimimiz, maalesef tıp literatürünü ilaç firmalarının dağıttıkları broşürler aracılığı ile izliyor. Ne zaman internet yaygınlaştı, pek çok şeyden haberimiz olmaya başladı. Ta 1930’lu yıllarda yazılmış birçok değerli literatüre ulaştık”. (1)

Dr. Alex Vasquez şöyle der: “İdiyopatik mi yoksa Multifaktöriyel mi ? İdiyopatikliğin parlayan iki örneği olarak sedef hastalığına ve romatoid artrite bakalım. Standart tıbbi bir ders kitabı incelendiğinde, bu hastalıkların bilinen bir nedeni olmadığı ve bu nedenle de anti-inflamatuar ilaçların ömür boyu reçete edilmesinin varsayımsal olarak meşrulaştırıldığı görülür. Aksine, herhangi bir tıp kütüphanesinde birkaç gün geçirirseniz, bu hastalıkların nedenlerine işaret eden ve daha sonra, doktorların ve hastaların yolunu (ve yollarını) gerçek düzelmeye veya tam şifaya doğru aydınlatan makaleler bulabilirsiniz.

… Güvenilen doktorların, çoğu hastalığın “kökeninin bilinmediğini” iddia edebileceği zaman geçti. Gerçek şu ki, hastalarımıza yardım etmek için ihtiyaç duyduğumuz bilgilere artık erişebiliyoruz.” (2)

img_fil-bag-5

İşte, bazı doktorlar, bu bağı kopararak esaretten kurtulmanın ilk adımı attılar atmasına, ama, işte asıl yolculuk orada başlamıştı. Herkes farklı bir rota takip etmişti. Genelde çoğunluğun takip ettiği rota ise, farklı tedaviler peşinde koşmak idi. Nitekim, çoğu doktorun duvarı farklı terapilerin sertifikaları ile dolup taştı. Bu terapilerin bir kısmı zayıf etkili terapilerdi. Bir kısmı ise, temelinde güçlü terapiler olmasına rağmen, konvansiyonel batı tıbbının, indirgemeli temelleri ile kısırlaştırılmış ve endikasyon alanları darlaştırılmış terapilerdi. Buna rağmen, doktorlar, eski esarete göre daha başarılı sonuçlar almaya başlamışlardı. Başarısızlığın çölünde susuzluktan kıvranırken, kuru damakları ilk su damlacıkları ile ıslanmaya başlamıştı. Ama bu damlacıklar yeterli mi idi ? Elbette değildi. Çünkü yanlış yoldan başlamışlardı.

Bütünsel temel tıp bilimlerini öğrenmeden, zayıf etkili terapileri seçip, bu zayıf etkili terapilerle yetinmenin veya aslında güçlü etkili terapiler olmalarına rağmen, indirgemeli bakış açıları ile temellendirilmiş, farklı tedavi yöntemlerini, ezbere standart uygulamalar bazında öğrenmeye çalışmanın, yanlış bir başlangıç olmakla birlikte, bazen kısır, bazen eksik, bazen de zararlı sonuçlar doğurabileceğinin farkında değillerdi.

Halbuki, baştan takip edilmesi gereken yol ve doğru başlangıç, evvela bütünsel tıp temellerini kavradıktan sonra, gerçek tedavi yöntemlerini de, bu bütünsel temellere göre öğrenip, bireysel, bütünsel ve multifaktöryel etyopatogenezli bir yaklaşım ile teşhis ve tedavilere konulmaktı. Zira, bütünsel temel tıp bilimleri olmadan, ne bütünsel teşhis yapabilirsiniz, ne de bütünsel tedavi protokolleri koyabilirsiniz. Yoluna, bu başlangıç ile başlamayan bir hekim de, bütünsel tıp hekimi değil, o öğrendiği terapinin yüzeysel bakışlı bir terapistinden başka birşey olamaz ve dolayısıyla başarısı sınırlı ve yetersiz olacaktır.

Bu yetersizliği gidermenin en doğru yolu işe temelden başlamaktır. Yani Bütünsel Temel Tıp Bilimlerini öğrenmektir. Kapitalist tıp, temel tıp bilimlerinin tümünü parça parça ele aldığı için, bütünsel temel tıp bilimlerini öğrenme konusunda doğru bir kaynak değildir. Hatta, temel tıp bilimlerini, parça parça bile olsa öğrenmek isteyen kişi, kapitalist tıbbın textbooklarının ne kadar yetersiz ve demode olduğunu görecektir. Bunun örneklerini, az sonra daha da net bir şekilde izah etmeye çalışacağız.

Ancak buradaki ek arzetmek istediğimiz sıkıntı, günümüzün bilimsel çalışmalarının ciddi bir kısmının yönünün de, bütünsellikten kopuk olmasıdır. Hatta moleküler ve hücresel düzey bir kenara, daha hümoral, dokusal ve organsal düzeyler de bile bütünsellikten kopukluk yaygındır. Bu sıkıntıyı çözmenin anahtarının, integrasyonda olduğu düşünüyoruz. Yani, en güncel bilimsel çalışmalara ve farklı geleneklerin kadim bilgilerine, elden geldiğince kapsayıcı bir şekilde yönelip, bunları, Allah’ın yardımı ile, doğru bir şekilde sentezlemeye çalışmaktır. İşte o zaman büyük aydınlık resimi görme imkanımız daha mümkün olabilir. Böyle bir bütünselliğin de, tam anlamı ile bütünsel olabilmesi için, bireysel, multifaktöriyel ve çok boyutlu olması gerektiğini de düşünüyoruz.

Öte yandan, bütünselliğin de dereceleri ve farklı derinliklerdeki katmanları olduğunu da unutmamak gerekir. Bu farklı katmanları incelerken, elbette makrodan mikro düzeyine doğru inmek en doğru yön olacaktır. İşte, ancak o zaman, mikro ağların en azından bir kısmını daha iyi anlayabilir ve mikro ile makro arasında doğru bağlantıları kurabiliriz.

img_beden-aglari1

Yani, bütünsel temel tıp bilimlerini, daha organ, doku ve dolayısıyla hümoral ağlar düzeyinde çözmeden, hücresel ağlar düzeyine, hücresel ağlar düzeyini de çözmeden moleküler ağlar düzeyine geçmek vakit kaybı olacaktır.

Şunu da çok iyi kavramak gerekir. Moleküler bazda incelenen bilgiler, moleküler ağlar bazında tam anlamı ile entegre edilmediği ve makro bakış ile bağlantıları tam anlamı ile bilinmediği sürece, eksik, yetersiz ve klinik açıdan faydasızdır.

Ayrıca, herhangi bir bilimi öğrenmeden önce, evvela o bilimin doğru mercilerini (kaynaklarını), usulünü (öğrenmede takip edilmesi gereken metodolojiyi) ve âdâbını (edebini) bilmenin elzem olduğunu unutmayalım. Zira, bu tabâbet ilmi için de geçerlidir.

Bunları da öğrendikten sonra, fizyopatolojisi ve tedavi metodolojisi konumuz olan, fizyoanatomik ve psikolojik boyutları ile en mükemmel şekilde yaratılmış bir varlıktan bahsediyor isek, evvela bu varlığın orijinini, yaradılış süreçlerini ve onu oluşturan elementleri (maddeleri) bilmek gerekir. Zira bu temel ondan sonraki süreçleri ciddi anlamda etkilemektedir.

Bunları öğrendikten sonra, bu varlığı  yapısal olarak ve en azından makro düzeylerde tanımamız gerekir. Yani Bütünsel Anatomi Bilimini öğrenmemiz gerekir. Kapitalist tıbbı incelersek, temel anatomi biliminde bile, bütünsellikten uzak olduğunu görürüz.

Doç. Dr. Yavuz Dizdar şöyle der: “… bir diğer yaklaşım ise “insan vücudunun bağımsız parçalardan oluştuğuna yönelik” Kartezyen mantıktır. Çok değil, 150 yıl önceki anatominin baba atlasların da bile (bu konuda basılmış ilk sistematik kitaplar, zaman zaman İstanbul Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı’ndan aldığımız örneklerini paylaşıyoruz) sistemler “appareil”, yani “düzenek, kurulmuş mekanizma” olarak geçmektedir. Halbuki canlı vücudu tek bir hücreden bir bütün olarak gelişmektedir, her hücre de bütünle bir şekilde ilişkilidir.” (3)

Peki, teknolojik bilim ve modernlik ile övünen bu kapitalist tıbbın, parça parça da olsa, anatomi hakkında en temel bilgileri gerçekten yerinde mi ?! Yoksa kapitalist tıbbın, şarlatanlık damgası vurduğu ve binlerce yıldır geçmişi olan farklı kadim tıp ekolleri, kapitalist tıbbın saklamaya çalıştığı en güncel modern bilimsel çalışmaların bulgularının sonuçlarından da anlaşıldığı üzere, anatomiyi daha mı iyi biliyor, gelin kısaca bir inceleyelim.

Fasya, öz bağ dokusu veya extrasellüler matrix, modern bilimin hayran kaldığı üç boyutlu kesintisiz organımız, sıvı kristalimsi yapısı ile çok güçlü bir iletişim ağı, bilgi saklama deposu ve sistemik bağ görevleri başta olmak üzere birçok fonksiyonu olan, en temel ve en büyük organlarımızdan birisidir. Geleneksel çin tıbbında ise buna, üçlü ısıtıcı  (Triple Heater), üçlü enerji verici (Triple Energizer) veya üçlü yakıcı (Triple Burner) isimleri verilmekte ve binlerce yıllık kitaplarda detaylı patolojileri ve tedavi etme yöntemleri zikredilmektedir. Bu kadim ve güncel bilgilerin birbirleri ile nasıl örtüştüğünü görmek sizi hayran bırakacaktır. Çok gariptir ama, klasik romatolojii veya klasik ortopedi textbooklarında bu organ hakkında belki sadece birkaç paragraf bulabilirsiniz.

Lenfatik sistem, vücudun en büyük drenaj sistemi, uzun süredir ikincil değersiz bir dolaşım sistemi olarak görüldü ve bu fevkalade dolaşım sistemi henüz hakettiği ilgiyi göremedi. Klasik anatomi kitaplarında, beyindeki lenfatik sisteminin varlığından halen bahsedilmemektedir. Halbuki bilimsel literatürde, beyindeki lenfatik sistem, 1869 yılında Schwalbe tarafından, 1948 yılında ise Brierly ve Field tarafından ortaya kondu. Hatta, 1960 yılında, Endre Csanda ve Michay Földi liderliğindeki macaristanda bir grup, lenfatik sisteminin, merkezi sinir sisteminde bulunduğunu açıkladı. (4)

Ancak bu bulgular zamanla unutuldu. Ta ki, son zamanlarda, Antoine Louveau önderliğinde 12 bilimadamı, beynin dural sinüslerini astarlayan, fonksiyonel lenfatik damarları bulduklarını ilan ederek, dünyanın haber gündemine oturdular. Ekip, bu merkezi sinir sistemindeki lenfatik sistem buluşunun, nöroimmünoloji bilimindeki en temel varsayımların tekrar değerlendirilmesine yol açacağını görmekte. Ayrıca, bu buluşun, nöroinflamasyon ve nörodejenerasyon ile ilgili hastalıkların etyolojisinin, immün sistemin disfonksiyonu ile ilgisine de bir ışık tutacağını düşünmekteler. (5) (6)

Halbuki, lenfatik sistemin beyinde de varlığı bir kenara, nasıl tedavi edilebileceği  bir çok kadim tıp ekolünde detaylı bir şekilde anlatılmıştır. Ne acıdır ki kapitalist tıbbın textbooklarında, beyin halen lenfatik dolaşımdan yoksundur !

Primo Vasküler Sistem, beyni ve vücudu saran yeni keşfedilen esrarengiz bir dolaşım sistemi. Geleneksel çin tıbbında detaylı bir şekilde anatomisi, fizyopatoljisi ve farklı tedavi etme yöntemleri detaylıca açıklanmış akupunktur kanal sisteminin yeni bilimsel isminden bahsediyoruz. Güncel bilim bunu fiziksel olarak ispat etmek ile kalmadı. Bunun rejenerasyondaki ve kanser metastazlarındaki rolü hakkında bilimsel çalışmalar yaparak hızlı bir şekilde, bu sistemin sırlarını her geçen gün daha açığa çıkarıyor. Ancak, Türkiyede değil tüm dünyada kaç doktor bu yeni dolaşım sisteminin adını en azından yüzeyel bir şekilde duymuştur acaba ?

Son yılların modası haline gelmiş insan mikrobiyatasına, rant kapısı oldu ve moda oldu diye yönelen ve kronik vakaları bile “yerine koy” mantığı ile, sadece probiyotik destekler ile tedavi etmeye çalışan kapitalist tıp, neden halen kandaki mikrobiyatayı kabul etmiş değil acaba ?!

Dr. Alan Cantwell şöyle der: “Modern tıbbın, kandaki bakterileri tanıyamaması ve önemini anlayamaması modern bilimin en büyük trajedisidir.”

Öte yandan, bu yeni keşfedildiği zannedilen mikrobiyata, birçok kadim tıp ekolünde zaten mevcuttu. Zaten, şu an tedavisi o kadar zor olan, aşırı geçirgen barsak sendromu, kronik kandida enfeksiyonları vb. hastalıkların tedavisinde kadim tıp ekolleri halen önde.

Yitik anatomi bilimleri sadece bu kadarı ile de sınırlı değildir. Geleneksel çin tıbbındaki zikredilen yönetici organ (governor vessel) nedir ? Yunan tıbbında zikredilen kara safra veya sevdâ diye adlandırılan, kronik hastalıklarda önemli bir yere sahip, siyah renkli sıvı nedir ? Ve daha nice soruların bütünsel ve çok boyutlu cevaplarını öğrenmek gerekir.

Doç. Dr. Yavuz Dizdar batı tıbbını kastederek şöyle der: “Tıp, insanı ne kadar anlamıştır ki tantana yapar?” (7)

İşte, bu zikrettiğimiz, bütünsel anatomi biliminin sadece parçalarıdır ve anatomiyi bütünsel bir şekilde kavramak, bunları bilmekle de bitmiyor. Bu farklı anatomik dokuların, organların ve sistemlerin integrasyonunu, yani birbirleri ile içiçe girmiş bağlantılarını bilmek, bütünsel tıp hekiminin öğrenmesi gereken en temel bilimlerden biridir. Bu bağlamda Segmental Anatomi ve özellikle, Allah’ın yardımı ile geliştirdiğimiz İntegratif Segmental Anatomi bilimini çok iyi bilmek gerekir.

Bir sonraki yazımızda, diğer temel tıp bilimlerinin de nasıl bütünsel olması gerektiğine, bu bilimlerin de birbirleri ile nasıl entegre bir şekilde ele alınması gerektiğine, Allah’ın izniyle, kısaca ve öz bir şekilde değinmeye çalışacağız.

Bilinmelidir ki, bilmenin en büyük düşmanı, yoksunluğu değil, ona sahip olduğunu sanmanın ilüzyonudur.

Hayırlı şifâlar dileğimle …

Cemil A. Sülemi
Bio-Dostu İntegratif Tıp Uzmanı
Hekim | Danışman | Araştırmacı | Yazar

Dipnot:
(1) Tıp Bu Değil, İlknur Arslanoğlu, 1.cilt, sayfa 50, ithaki, 5. Baskı, 2012.
(2) High Blood Pressure and Chronic Hypertension Treatment with Nutrition, Integrative Medicine and Functional Medicine, Dr. Alex Vasquez.
(3) Kanserde metastaz (koparak yayılma) kavramı ne kadar gerçekçidir? Doç. Dr. Yavuz Dizdar.
(4) Mezey E and Palkovits N. Forgotten findings of brain lymphatics. Nature. 2015;524:415.
(5) Louveau A. et al. Structural and functional features of central nervous system lymphatic vessels. Nature. 2015;523:337-341.
(6) How Many Circulatory Systems Exist in the Brain? Are there Circulatory Systems Which are Responsible for Brain’s Fluid Draining? Miroslav Stefanov, Department of Animal Morphology, Physiology and Nutrition, Trakia University, Bulgaria
(7) Tıp insanı ne kadar anlamıştır ki tantana yapar? Doç. Dr. Yavuz Dizdar.

Şekil (1) Bioregulatory systems medicine: an innovative approach to integrating the science of molecular networks, inflammation, and systems biology with the patient’s autoregulatory capacity? Front Physiol. 2015; 6: 225.

VÜCUDUNUZA “KAPA ÇENENİ” DEMEYİ BIRAKIN

İnsan vücudu, mükemmel bir şekilde yaratılmış ve otomatik ayarlama, otomatik savunma, otomatik tamir etme ve otomatik yenileme vazifelerini üstlenen çok karmaşık bir sisteme sahiptir. İşte bu muazzam sisteme otoregülasyon sistemi denir.

Bu otoregülasyon sisteminiz zayıflamaya başlayınca size bazı sinyaller vermeye başlar. Halsizleşmeye başlarsınız, uykunuz düzensizleşir, yedikleriniz artık sizi uzun süre tok tutmaz vb. uzun liste sinyaller meydana gelir. Gerçek hekimler, bu sinyalleri doğru bir şekilde anlayıp bu zayıflayan otoregülasyon sistemini, ona uygun, maddi ve manevi ihtiyaçları ile güçlendirmeyi reçete eder.

Maalesef günümüz insanlarının çoğu bu sinyallere aldırış etmez ve bu sinyalleri doğru anlayan gerçek bir hekime denk gelmeniz kolay değildir. Günümüz insanlarının çoğu otoregülasyon sisteminin verdiği “benim gücüm azalıyor, beni doğru ve temiz gıdalar ile besle, ruhunu temiz duygular ve temiz davranışlar ile güçlendir, tembelliği bırak artık, uyan, kalk, yürü ve bana iyi bak” mesajını içeren sinyallere aldırış etmez ve tam tersine, hareketsizlik, toksik hava, toksik gıdalar, toksik ağır metaller, toksik düşünceler ve toksik davranış şekilleri ile otoregülasyon sistemlerini ve tüm hücrelerini daha çok zayıflatmaya devam eder.

Buna eş zamanla, bunu fırsat bilen, dışardan gelen hırsızlar (dışardan bulaşan mantar, küf, virüs, parazit vb. patojenik mikro-organizmalar yani mikroplar) ve içeride fırsattan güçlenen hırsızlar (içinizde doğal olarak az sayıda bulunup fırsattan istifade artışa geçen kandida gibi fırşatçı mikro-organizmalar yani mikroplar), bu zayıflamış otoregülasyon sistemine kolayca sızarlar ve sinsi bir düşman gibi size şu farklı şekillerde zarar vermeye başlarlar:

1- Hücrelerinizin besinlerine göz koyarlar ve bu şekilde hücreleriniz, dokularınız, organlarınız ve sonuç olarak siz zayıflamaya ve halsizleşmeye başlarsınız. (Düşük hayat kalitesi)

2- Ürettikleri toksinler (zehirler) veya bizzat kendileri hücrelerinize bağlanarak hücrelerinizin kimliklerini değiştirirler ve hücreleriniz bu şekilde vücudunuz tarafından düşman ilan edilecek yeni bir hale dönüşürek immün sisteminizin yani bağışıklık sisteminizin savaşına maruz kalır. (Otoimmün ve otoinflamatuar hastalıklar)

3- Ürettikleri toksinler (zehirler) ile veya bizzat kendileri hücrelerinizin dejenere olmasına (yaşlanmasına) ve sonunda ölmesine yol açar. (Dejeneratif hastalıklar)

4- Ürettikleri toksinler (zehirler), hücrelerinizin içinde depolanıp hücelerinizin mutasyonuna yani kansorejen bir hücreye dönüşmesine yol açar. (Kanserler)

Herşeye rağmen, tüm bu süreçlerde sizin kendi ellerinizle zayıflattığınız vefalı dostunuz olan otoregülasyon sisteminiz sizi tüm yaptıklarınıza rağmen yalnız bırakmaz. Size, gerçek hekimlerin anlayacağı farklı sinyaller gönderir, ve size ağrı ve sızı gibi bazı imdat çığlıklarını ve alarm seslerini duyurmaya çalışır. Bununla da yetinmez, bu maruz kaldığınız hırsızları yakalamak ve bertaraf etmek için immün sistemi yani bağışıklık sistemi dediğimiz vücudun askerlerini harekete geçirir ve savaş başlatır. Bu savaşın belirtilerini, ağrı, ateş, terleme vb. farklı inflamasyon yani iltihabi belirtiler ile görebilir ve hissedebilirsiniz.

İşte burada gerçek hekimlik ortaya çıkar. Gerçek bir anne, nasıl ağlayan bebeğine kızmak ve ona “kapa çeneni” demek yerine, bu ağlamanın ardındaki problemleri doğru bir şekilde anlamaya çalıştıktan sonra, bebeğine en uygun ve en nazik yöntemler ile yardımcı olmaya çalışıyor ise, gerçek hekim de, en vefalı ve sürekli doğruları söyleyen bu otoregülasyon sisteminizin verdiği farklı sinyalleri, farklı imdat çığlıklarını ve farklı alarm seslerini doğru bir şekilde anlamaya çalışır ve bunları susturmak yerine, otoregülasyon sisteminize dostça davranıp destek olmaya çalışır. Onu doğru, temiz, maddi ve manevi ihtiyaçları ile güçlendiren bio-dostu ilaçlar reçete eder ve otoregülasyon sisteminizi, işleyişini bozan ve onun yolunun önünü tıkayan zararlı maddelerden, bio-dostu ve nazik yöntemler ile ve doğru aşamalar ile arındırmaya çalışır.

Ama gel gelelim kendini modern sanan tıp ve kendini modern sanan 21. yüzyıl insanları, kendi öz vücutlarına ve kendi öz otoregülasyon sistemlerine düşmanca yaklaşırlar. Nasıl mı ?

Otoregülasyon sisteminin farklı yöntemler ile sesini duyurmaya çalışmasına “Kapa Çeneni !” diyen yöntemler kullanarak.

Kronik ağrınız vardır, vücudunuz size “imdat bana yetiş, bana yardımcı ol” diye çığlıklar atıyordur. Konvansiyonel batı tıbbının güya bazı modern algoloji uzmanları gelir ve size “kronik ağrı bir hastalıktır, bir belirti değildir ve vücudunuz aptal olduğu için size abartılı sinyaller veriyor” diyerek bu imdat çığlıklarını anlamadıkları için sustururmaya çalışırlar. Nasıl mı ? Radyofrekans vb. sinir hücrelerini ve ağrı mekanizmalarını bloke eden yöntemler ile. Tabi bunun uzun süre kalıcı olmasında her zaman başarılı olamazlar. Çünkü aptal sandıkları bu otoregülasyon sistemi çoğu zaman bu blokajları onarır ve kronik ağrılarınız tekrar gündeme döner.

Otoimmün hastalığınız vardır. Kendini modern tıp sanan konvansiyonel batı tıbbı uzmanları size “vücudunuzun bağışıklık sistemi şaşırmış, kafayı yemiş ve kendi vücudunuza saldırıyor” der. Halbuki bazı toksinler vücudunuzun bazı hücrelerine bağlanarak, o hücrelerin kimliğini bozmuştur ve immün sisteminiz yani bağışıklık sisteminiz doğal vazifesini yapıyordur. Ya da dolaşımınıza sindirilmemiş bir gıda sızmıştır (sindirilmemiş gluten ve sindirilmemiş kazein gibi sindirilmemiş protein parçacıkları) ve doğal olarak yine immün sisteminiz yani bağışıklık sisteminiz harekete geçmiştir. Yabancılaşan hücrelerinize veya yabancı maddelere (kan dolaşımındaki sindirilmemiş besin parçacıklarına) savaş açar ve bu savaşın adına tıpta inflamasyon yani iltihap denir.

Ama vücuda düşman olan ve kendini hekimlik yaptığını sanan konvansiyonel batı tıbbı uzmanları, bağışıklık sisteminize “kapa çeneni ve vazifeni yerine getirme” diyen toksik kimyasallar verir. Ama bunun da etkisi çok uzun sürmez. Vücudunuzun askerleri olan immün sisteminiz yani bağışıklık sisteminiz, zorla susturulduğu için, hırsızlar yani farklı toksinler daha da çoğalarak, başka dokularda cirit atmaya başlarlar ve bilindiği üzere tüm bu susturucu ilaçlara rağmen otoregülasyon sisteminiz, immün sistemini yani bağışıklık sistemini tekrar saldırıya geçirir ve alın size 2. ve 3. ve hatta 4. ve 5. otoimmün hastalıkları.

Madem bu kadar vücudunuza düşmansınız, o zaman bundan sonra gece yarısı arabanızın veya evinizin alarmı çaldığı zaman sizi rahatsız ediyor diye alarm sesini susturup tekrar yatın şekerim ! Arabanız ve eviniz mi daha değerli yoksa vücudunuz mu ?

Hatta daha ileri gitsem ve arabanızın veya evinizin alarmı sürekli çalıyorsa ve bu sizi çok rahatsız ediyorsa o zaman alarmı da kökten bir çözüm olarak yerinden sökün ve böylece artık sizi rahatsız edecek alarm kalmasın desem kaç kişi bunu yapmaya cesaret edebilir acaba?! Ama vücuduna bunu yapanlar inanın çoktur. Bademcikler sürekli mi iltihaplanıyor, aldır bademciği gitsin. Tiroid sürekli mi iltihaplanıyor, aldır tiroidini gitsin vb. mantıkta insanlar elbette az değil.

Ama unutmayın arabınızın ve evinizin alarmı hatalı veya abartılı ötebilir ama vücudunuz hiçbir zaman size aptal sinyaller vermez ! Aptal olanlar bu sinyalleri anlamadıkları için bu alarm sinyallerine aptal ve hatalı sinyaller diyenlerdir ! Hele hele bu alarmı komple sökmeyi önerenlere ne dememiz gerektiğini siz düşünün.

Vücudunuzu en az eviniz ve arabanız kadar seviyorsanız, onun alarm seslerine kulak verin. Gaflet uykunuzu bölün ve alarmın ardındaki sizi yiyen endojen yani içsel ve eksojen yani dışsal toksinleri bio-dostu yöntemler ile kovun.

Arabanızın ve evinizin telafisi olabilir. Ama kaybettikten sonra vücudunuzun telafisi bu dünyada yoktur. Dünyanın tüm malı size kendi dokularınız ve kendi organınız gibi bir doku ve organ yaratmaya kadir değildir. Ama otoregülasyon sistemine dostça yaklaşarak, ona iyi bakarsanız, yani ona zarar veren toksinleri bio-dostu yöntemler ile uzaklaştırır ve ona doğru ihtiyaçları ile destek olursanız, ALLAH’IN size bahşettiği bu inanılmaz otoregülasyon sistemi, otomatik tamir ve otomatik yenileme vazifesi ile organlarınızı çok geç olmadan yenileyebilir ve kronik hastalıklarınız hiç olmamış gibi tamamen düzelebilir.

Tabi ki, Gerçek Şifayı veren ALLAH, hastalığınız ile ilgili tüm bulmaca parçalarını (doğru ve nedensel teşhis, doğru hekim, doğru aşamalar ile  yapılan doğru tedaviler, bu tedavileri uygulayabilmek ve sürdürebilmek için maddi ve manevi hazırlılık vb.) doğru bir şekilde birleştirmenize yardımcı olursa. Aksi takdirde, sürekli daldan dala dolaşır, dünyayı gezer durusunuz da bulmacanın bir parçası sürekli eksik kalır.

Son olarak, vücuda düşmanca yaklaşan günümüzün kendini modern olarak lanse eden tıp sisteminin yaygın olması ve kendini bilimsel tıp olarak yutturmaya çalışması, doğru olduğu ve gerçekten bilimsel olduğu anlamına gelmez. Günümüzde hemen hemen her yerde, zülüm, haksızlık, hırsızlık, sahtekarlık, taşiş, kandırmacılık, ihanet, yalancılık, vefasızlık, kibir vb. manevi hastalıklar ve manevi hastalar yaygındır ve yaygın olmaları doğru oldukları anlamına gelmez. Aslında böyle bir dünyaya en çok yakışan tıp da bu konvansiyonel batı tıbbıdır.

Yeni dünya düzeninin zorlayıcı gücü ile yaygınlaşmış konvansiyonel batı tıbbı, aynı düzenin gıdaları gibi genetiği değişmiş ve toksik yani zehirli bir sistemdir. Ayrıca, bu tıp sistemi, öğrencilerinin beyinlerini, “insan maymundan türemiş aptal bir robot parçalarından meydana gelen bir makine”, “tıp pozitif bir bilimdir”, “kronik hastalıkların nedenlerinin çoğu bilinmiyor”, “sinir hücreleri yenilenmez”, “bizim ürettiğimiz kimyasallar ve tedavi yöntemleri dışında ne varsa bilimsel ilaç veya bilimsel tedavi yöntemi değildir” vb. en güncel modern bilime zıt yalanlar ve efsanaler ile zehirlemeye çalışır.

Halbuki, insan vücudu muazzam bir şekilde içiçe girmiş harika sistemlerden oluşan beden ve o hakkında az bilgimiz olan esrarengiz ruh bütününden meydana gelen birçok yaratılmışlardan üstün tutulmuş bir varlıktır. Modern bilim ışığında sinir hücreleri yenilenebilir ve buna nörogenez denir. Genlerdeki hatalar, bazen gıdalar ile bile düzeltilebilir ve buna epigenetik denir.

Kronik ağrılar, otoimmün hastalıklar vb. sistemik, komplike, karmaşık ve kronik hastalıkların tüm bulmaca parçaları doğru bir şekilde birleştirilir ve altta yatan nedenleri tüm gereken tedaviler ile bütüncül bir şekilde ve bio-dostu yöntemler ile tedavi edilirse, elbette ALLAH’IN izniyle iyileşebilir ve sadece belirtilerin kaybolmasından öte bu hastalıklar hiç olmamış gibi eski sağlığınıza kavuşulabilirsiniz.

Hayırlı şifâlar dileğimle …

Cemil A. Sülemi
Bio-Dostu İntegratif Tıp Uzmanı
Hekim | Danışman | Araştırmacı | Yazar

BİO-DOSTU İNTEGRATİF TIP NEDİR ?

Bio-Dostu İntegratif Tıp sistemi, uzun bir bilim yolculuğu sonrası, Cemil Sülemi tarafından, birçok farklı yeni ve kadim tıp ekollerini, bilimsel ve sanatsal olarak harmanlayarak sentezlediği yeni bir integratif tıp sistemidir.

Bio-Dostu İntegratif Tıp, temelde bütünsel bakış açısını savunur. Ruh ve beden bütünlüğünü ve sistemlerin biyolojisini, yani organların ve sistemlerinin hepsinin biyolojik olarak tek bir parça gibi inanılmaz bir âhenk, uyum, yardımlaşma ve ortak savunma içinde çalıştığını savunur.

Bio-Dostu İntegratif Tıp, tedavilerde de fonksiyonel yani nedensel bakış açısını savunur. Biyolojinin; bazen kendini tamir etmesinden, bazen kendisini korumasından, bazen kendisini iç veya dış zararlı maddelere karşı savunmasından, bazen de farklı şikayetlerden kaynaklanan bazı alarm sesleri veya imdat çığlıkları çıkardığını duyabiliriz. Bu sesler ve çığlıkların, ağrı, ateş, inflamasyon, alerji, otoimmün ataklar, yüksek tansiyon, kolesterol artışı vb. değişik renkleri ve tonları vardır. Bu farklı tondaki sesler, bizi rahatsız edebilir, bazen de çok gürültülü seyredebilir.

Bio-Dostu İntegratif Tıp, bu sesleri, düşmanca (toksik ilaçlar ve gereksiz cerrahi işlemler ile) susturmak, uyutmak, bloke etmek veya makyajlamak yerine, dostâne bir yaklaşım ile bu nedenleri iyice dinler, gerçek bir dost gibi tüm altta yatan kök nedenleri doğru anlamaya çalışır ve vücüdun öz tamir sistemi olan otoregülasyon sistemini bütünsel olarak desteklemeyi hedefler.

Bio-Dostu İntegratif Tıp sisteminde gerçek bir hekimin 3 temel vazifesi vardır:

1- Otoregülasyon sistemini, kişiye özel, zararlı etmenlerden koruyarak gözetmek.

2- Otoregülasyon sistemini, kişiye özel, maddi ve manevi ihtiyaçları ile güçlendirmek.

3- Otoregülasyon sistemini bozan, tüm zararlı etmenlerden, özellikle eksojen ve endojen toksinlerden yani dışsal ve içsel zehirlerden arındırmak.

Bunlar yapıldığı takdirde, Allah’ın insan vücudunda yarattığı muazzam öz tamir sistemi olan otoregülasyon sistemi, geri kalanları, Gerçek Şifayı veren Allah’ın izniyle üstlenecektir.

Bio-Dostu İntegratif Tıp sistemi, isminden de anlaşıldığı gibi sadece bio-dostu tedavi yöntemlerini ve tedavi destekleri seçilir. Bio-düşmanı olan toksik, sentetik ve yarı doğal çözümleri ciddi anlamda mecbur kalmadığı sürece kullanmaz.

Bio-Dostu İntegratif Tıp sistemi, gerçek hekimliği savunur. Herkese verilebilecek genel spektrumlu çok sınırlı sayıda tedavi ve terapiler bulunmakla birlikte, tedavi ve terapiler kişiye özel olmalıdır. Hekim, arapça bir kelime olup hikmet sahibi demektir. Hikmet sahibi olmak, bir şeyi doğru yerine koymak demektir. Yani doğru tedavileri, doğru dozda, doğru şekilde ve doğru zamanda, doğru hastaya vermektir.

Bio-Dostu İntegratif Tıp sistemi, Fonksiyonel TıpBioregülasyon TıbbıHomotoksikoloji, Osteopati vb. nedensel ve bütünsel tıbbı genel anlamda savunan yeni ve farklı birçok integratif tıp ekollerinin en iyi yanları içerir. Bununla yetinmeyip, antik yunan tıbbına, İslam tarihi boyunca farklı hekimlerin antik yunan tıbbını geliştirmesi ile meydana gelen farklı tıp ekollerine (İbn-i Sina, Er-Râzi, İbnü’l-Baytâr, İbnü’n-Nefîs vb. ekollere), geleneksel ve modernleştirilmiş çin tıbbına, tibet tıbbına, ayurvedaya vb. birçok kadim tıp ekollerine, en çağdaş modern bilim ışığında anlam vermeye çalışır ve sahih kaynaklardan ve en doğru anlayışa dayanan, Nebevî Tıp süzgecinden geçirerek sentezler. Bunu yaparken, Allah’ın yardımıyla, ilaveler, keşifler ve iyileştirmeler yapmayı da ihmal etmez.

Bio-Dostu İntegratif Tıp sistemi çerçevesinde, Allah’ın kesintisiz yardımı ile, USR Metodu yani Ultra Sistemik Regülasyon Metodu ve ESR Terapisi yani Esansiyel Sistemik Regülasyon Terapisi başta olmak üzere, yeni tedavi protokolleri ve terapi yöntemleri geliştirilmiştir.

Hayırlı şifâlar dileğimle …

Cemil A. Sülemi
Bio-Dostu İntegratif Tıp Uzmanı
Hekim | Danışman | Araştırmacı | Yazar