SÜREKLİ YORGUNLUK HÂLİ İLE DİŞLERİN İLİŞKİSİ

Sürekli yogunluk hâli olarak adlandırdığımız kronik yorgunluk, gerçekten bazen tedavisi ciddi sabır isteyen uzun bir yolculuk olabiliyor. Çünkü, kronik yorgunluk, multi-faktöryel yani birden fazla nedene bağlı çok karmaşık bir rahatsızlık olabiliyor.

Peki, altta yatan kök nedenleri kişiden kişiye çok ciddi farklılık gösteren bu komplike tablonun suçlularından birisi diş ile ilgili toksik maddeler olabilir mi acaba ?! Amalgam dolgulardan 7 gün 24 saat boyunca azımsanmayacak miktarlarda kan dolaşımına salınan ve toksik ağır metal olan cıva, bazı diş kaplamalarından salınan  ve toksik ağır metal olan nikel vb. diğer toksik metaller, kanal tedavili dişlerden ve kavitasyonlardan salınan farklı toksik maddeler ve diş ile ilgili diğer toksik maddeler, sürekli yorgunluk halinin en gizemli nedenlerinden biri olabilir mi ?

İşte bu durumu aydınlatmak için, dünyaca ünlü Dr. Hal Huggins’in kurduğu Toksik Elementleri Araştırma Vakfının önemli bir çalışmasını ve bulmuş olduğu yeni bir kanıtı, ilk defa türkçe diline kazandırarak ele alıyoruz. Sözü şimdi Toxic Element Research Foundation (TERF), yani Toksik Elementleri Araştırma Vakfına bırakıyorum:

YENİ KANITLAR KRONİK YORGUNLUĞU YAYGIN DİŞ HEKİMLİĞİ MALZEMELERİ İLE İLİŞKİLENDİRİYOR

Kronik yorgunluk günümüzde toplumunun büyük bir oranını etkilemektedir. Geçmiş 20 yıl içerisinde %20’lik bir artış kaydedilmiştir. Bunun sebepleri olmalıdır. Toksik Elementleri Araştırma Vakfı, bu konuyu geçen 10 yıldır araştırmaktadır. Yaygın “gümüş” renkli dolgulardan sızan cıva, hemoglobinle oksijen taşıma yerlerinden birleşerek oksijen taşıma kapasitesini sınırlar ve potansiyel olarak kronik yorgunluğa sebep olabilecek bir faktör olarak gösterilir. Bu durumda neden gümüş-cıva dolgulardan kurtulmayalım? Kulağa çok basit gelmektedir. Ancak, dolguların uygun olmayan yöntemlerle çıkarılmasının sistemi bozduğu ve neticede yeni hastalıkların çıkmasına sebep olduğu gösterilmiştir.

Dolgulardaki cıvanın, temel enerji molekülleri olan “hem” ve ATP (adenozin trifosfat) oluşumuna müdahale ettiği bilinmektedir. Cıvanın müdahalesinin idrarda bulunan “porfirinler”in çalışılması yoluyla gözlenmesi, suçlunun cıva olduğuna işaret eder. “Hem” molekülü ya hemoglobine dönüşür ya da vücudun bütün enerji ihtiyacının çoğunu karşılayan ATP oluşumunu uyarır. Cıvanın müdahalesi “hem” oluşumunun ön maddesi olan porfirinlerin idrar yoluyla atılmasına sebep olur. Sonuç? Bütün vücut reaksiyonları için daha az enerji bulunmasının yanı sıra yıpranmış dokuların bakımı ve tamiri işlemlerine de engellemeler olur.

Cıvanın ayrıca tiroid hormonuna bağlanma gibi bir eğilimi vardır. Tiroid hormonuna bağlanan cıva, bu hormonu inaktif (işe yaramaz) hale sokar ama kan testlerinde bakılan tiroid hormon sayısı bundan etkilenmez. Oysa tiroid hormonuna gelince sayıdan öte bu hormonların fonksiyonu (işlevi) söz konusudur.

Pek çok hastada dolguların çıkarılmasının ilk bir haftasında enerji artışı gözlemlenir fakat daha da önemlisi dünyanın en popüler diş dolgu malzemesi (gümüş-cıva amalgam) ilk baştan kullanılmayarak bu problemden kaçınılabilirdi.

DİŞ DOLGULARI SONUCU OLARAK KRONİK YORGUNLUK

1988 yılında 1320 hastanın %63.1’i kronik yorgunluğu olduğunu ve bunun en can sıkıcı problemlerinden biri olduğunu ifade ederken bu oran 2009 yılında %90’a kadar çıkmıştır. Bu kadar büyük bir artışın olması, bu meseleye muhtemel olarak katkısı olan faktörlerin araştırılmasını en öncelikli düşünce hâline getirir. Hepimiz daha çok enerji isteriz değil mi? Ya bu gerçekten başarılabilseydi ya da, daha da iyisi düşük enerji en baştan önlenebilseydi?

Sorun, epidemik (salgın) hastalık oranının çok daha ötesinde görünmektedir. Kronik yorgunluk neredeyse bir on yıl boyunca araştırmalara sebep olmuştur. Epidemik (salgın), tanım olarak, nüfusun %5’inden daha fazla demektir. Bunun tersine “endemik” yaklaşımlar neredeyse bütün nüfusu içerir. Bu karmaşık sorunun, aslında basit bir çözümü olan endemik bir boyuta nasıl yaklaştığının hikâyesi aşağıdadır. Diş ile ilgili malzemeler ile alakalı kan değişiklikleri takip edilip hangi değişikliklerin yapılması gerektiği tayin edilebilir.

Peki “enerji” nedir? Temelde, oksijenin kullanılmasıdır. Fakat tüm hikâye bundan ibaret değildir. Oksijen nereden gelir? Havadan. Hava, deniz seviyesinde ya da bir dağın tepesinde yaşamanıza göre %19 ila %21 arasında oksijen içerir. Havadaki oksijeni daha verimli bir şekilde içinize çekebilir misiniz? Evet, hücre zarının emerek içine alma yeteneğini  değiştirerek bu mümkündür. Fakat bunu yapabilmek için hücre zarının aktivitesine müdahalede bulunan bozucu etkenleri gidermek gerekir.

Başka hangi büyük faktörler mevcuttur? Örneğin, bir alyuvarın ne kadar oksijen taşıyabileceği. Daha derin bakarsak, alyuvarların içindeki hemoglobin ne kadar oksijen taşıyabilir? Bu sıklıkla gözden kaçırılan fakat kontrol edilebilir bir durumdur. Fiziğin temel bir konseptini içerir. İki nesne aynı yeri aynı zamanda dolduramaz.

Hemoglobin molekülleri, 4 “bağlanma yeri”, ya da diğer deyişle oksijenin taşındığı oturma yeri içerir. Oksijen, akciğerlerde, alyuvarlar içindeki hemoglobin molekülleri tarafından alınır ve daha sonra tüm vücut içerisinde taşınır. Yeterli oksijeni olmayan bir dokunun yanından geçerken, hemoglobin bağlanma yerinden atlayan oksijen, bu dokuya enerji sağlamak üzere geçiş yapar. Oturma yerleri boşalan hemoglobin damarlar yoluyla tekrar akciğerlere döner ve bir sonraki seyahat için biraz daha oksijen alır.

Ancak, burada temel problemin kökeni yatmaktadır. “Gümüş” renkli amalgam dolgulardan 7 gün 24 saat boyunca cıva salınımı meydana gelir. Bu cıva, dolgulardan nefes alma yoluyla doğrudan akciğerlere çekilir ve alyuvarlara girerek hemoglobin otobüsünde boş oturma yeri arar. Cıva bu oturma yerlerini sever ve bağlandığı o belirli hemoglobin molekülünün ömrünün sonuna (bir alyuvarın total ömrü 120 gündür) kadar orada kalabilir. Bu süre boyunca o koltuğa (bağlanma yerine) hiç bir oksijen binemez. Hemoglobin kan testi yeterli sayıda hemoglobin molekülü varlığını gösterebilir, ancak bütün bağlanma yerlerinin oksijene doymuş olup olmadığını gösteremez. Her hemoglobin molekülünde 4 bağlanma yeri bulunur. Diyelim bu yerlerden ikisi uzun süreli cıva atomu yolcusu tarafından doldurulmuş olsun. Bu, normalde taşıyor olmanız gereken oksijen miktarının sadece yarısını taşıyabildiğiniz anlamına gelir. Bu kanınızın yarısının eksik olması gibidir. Sizce bunu farkedebilir misiniz? Bu durum kesinlikle kronik yorgunluğa katkıda bulunur.

RESMİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYINIZ

img_dentalhalsizlik1B

u süreç oksijene daha çok yer açmak için tersine çevrilebilir mi? Evet. Peki nasıl? Kaynağı, yani gümüş-cıva amalgam diş dolgularını çıkararak. Bir bakıma. Eğer birinin cıva amalgam dolguları rastgele şekilde çıkarılır ve yerine alüminyum bileşikleri bakımından zengin “beyaz” dolgu yapılırsa, bu insanların %63’ünde 6 ay içerisinde amalgam çıkarılması öncesinde sahip olmadıkları bir hastalık geliştiği bulunmuştur. Pek de iyi bir alışveriş değil.

Oksijen taşımasına başka bir müdahale de mevcuttur. Gümüş-cıva amalgam dolgular (ağırlıklarının %50’si cıvadır) küçük piller gibidir. Tek bir dolguda 5 metal ve 16 aşındırma ürününün oluşturduğu kombinasyon, salya gibi bir elektrolitin içerisinde elektrik akımı üretir.

Eğer dolgular “sırayla” çıkarılırsa, yani, negatif elektrik yüklü dolgular önce çıkarılır ardından pozitif elektrik yüklü dolgular çıkarılırsa, hemoglobin seviyeleri tepki gösterir. Tepki mi gösterir? Evet, ama her zaman beklendiği şekilde değil.

Hemoglobin seviyeleri sıklıkla çarpıcı biçimde düşmüştür.

RESMİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYINIZ

img_dentalhalsizlik2

Değişiklik çizgisi başlangıç noktasının altına düştüğünde, kanda ilk andakine göre daha az alyuvar vardır.

Bu insanlara ne olmuştur? Şaşırtıcı biçimde, enerji seviyeleri YÜKSELMİŞTİR. Oysa mantık, daha az alyuvarın daha az oksijen taşınması anlamına geleceğini söyler.

Oksijen taşıma kapasitesi düşerken nasıl olur da enerji seviyesi artabilir? Başta mantıklı gelmemiştir; ancak vücudun fıtri bilgeliğinin olduğunu hatırlayın. Gözümüzden kaçan bu bilgelik nedir? Oksijen satürasyonunu (doygunluğunu) gerçekten ölçebilen, oksihemoglobin adı verilen başka bir testi bulmak bir 2 yılımızı daha almıştır. Atardamarlardaki değil, TOPLARDAMARLARDAKİ doygunluğun gözlenmesi gerektiği bulunana kadar çalışmalar başta başarısızlıklarla doluydu. Önemli olan, genel bakım ihtiyacını karşıladıktan sonra geriye ne kadar kaldığı idi.

Alışılageldiği üzere, oksihemoglobin ATARDAMARLARDAKİ kanda ölçülür. Bu, kandaki oksijenin “dolu depo”sunu gösterir; dinlenme hâlinde yaşamak için ne kadar gerektiğini değil. İhtiyaç duyulan kayıp veri buydu.

Sıra ile çıkarma tekniği kullanıldığında (yani önce negatif yüklü dolgular çıkarıldığında), vücut bir şekilde seçici olarak cıva yüklü çok miktarda alyuvarı atmıştır ve kanda daha büyük oranda oksijen yüklü hemoglobin bırakmıştır.

RESMİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYINIZ

img_dentalhalsizlik3

Simültane testler göstermektedir ki, hemoglobin azalırken ve oksihemoglobin artarken, idrar ile atılan cıva artmaktadır. Matematiği yaparsanız bunların hepsi akla yatar. Vücut seçici olarak cıva ile kontamine olmuş alyuvarları atarken, daha yüksek doygunlukta, yeni ve kirletilmemiş alyuvarlar sayesinde vücutta genel oksijen yoğunluğu artmaktaydı. İşte insanlara gümüş-cıva dolgu yapılmasının sonlandırılması için bir sebep daha budur. Birkaç hafta içerisinde hemoglobin seviyeleri tekrar yükselir ve daha çok hemoglobin daha çok oksijen taşıdığı için daha fazla enerji ortaya çıkar.

Bütün bu bilgiler daha derinlikli bir araştırmaya yol açtı – hemoglobin nereden gelir? Kan kimyası dünyası için bir bakıma “bebekler nereden gelir” sorusu gibi bir soru. Bu soru büyük kelimelerin dünyasına doğru bir yol açtı ama cıvanın kronik yorgunlukta oynadığı role daha büyük bir anlayış getirdi.

Bu senaryodaki aktif karakter hem’dir. “Hem” nedir? Belli ki globinle birleşen birşey, fakat “hem” nereden gelir ve cıvanın bu sihirli kombinasyonla ne işi vardır? Araştırmada yeni bir çocuk çıkar ortaya, adı “porfirin”dir. Porfirin, üzerine 8 adet daha küçük molekülün bağlı olduğu bir moleküldür. Bu 8 molekülü çıkardığınızda işte karşınızda hem vardır. Aha öyle demek !

Şimdi cıvanın bozucu müdahalesini görelim. Bu 8 molekülün sırayla azalıp 7 molekül, sonra 6 molekül ve en son sıfır molekül olunca elde edilen bileşiğe “hem” adı verilir – tabi bu süreçte başka şeyler yaşanmazsa. Bir porfirin 8 molekülden 7’ye ve daha azına dönüşürken, dolgudan çıkan bir cıva atomu bu porfirine darbe indirirse, yıpranmış bu porfirin hızlıca idrarla atılır. İşte enerjiniz kelimenin tam anlamıyla tuvalete gitmektedir.

RESMİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYINIZ

img_dentalhalsizlik4

Resimlerden görüldüğü üzere, “hem” azalmasının kaynağı sadece cıva değildir, nikel de (diş laboratuvarlarına göre daha pahalı olan altının yerine bugün diş tacı kaplamalarında %85’i geçen oranlarda kullanılmaktadır) aynı şeyi yapar. Bu gerçeğe bir de kanal tedaviler ve kavitasyonlardaki anaerobik bakterilerden gelen toksinlerin de, porfirinlerin idrarla atılmasına sebep olduğunu ekleyin. Dişlerin gözden geçirilip düzeltilmesi (diş ile ilgili bütün toksik malzemelerin temizlenmesi) burada bir değişiklik oluşturur mu? Haydi inceleyelim.

RESMİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYINIZ

img_dentalhalsizlik5

Mantıklı bir şekilde açıktır ki, eğer bu kadar hemoglobin oranı, diş kaynaklı toksinler sebebiyle, idrarla atılmaya zorlanıyorsa, dişlerdeki cıvanın uygun bir şekilde gözden geçirilip  düzeltilmesi sonrası, kronik yorgunlukta çarpıcı bir şekilde gelişme gözlenmesi şaşırtıcı olmaz.

Düşük enerji seviyeleri için düşük tiroid fonksiyonu da suçlanır. Acaba başka bir bağlantı da mı vardır? Kesinlikle. Stokholm, İsveç’ten Dr. Patrick Stortebecker (MD, PhD) 1962 yılında köpeklerin dişlerine gümüş-cıva dolgu yaptığı çalışmalar gerçekleştirmiştir. Tek fark olarak iz sürebilmek için radyoaktif cıva kullanmıştır. Dolguyu yerleştirdikten sonra 4 dakikadan daha kısa bir süre içerisinde radyoaktif cıvayı köpeklerin tiroid bezlerinde bulmuştur. Bu durumda eğer bir cıva dolgu ağızda 4-5 dakikadır bulunuyorsa; daha düşük fonksiyonla çalışan, ya da eninde sonunda bu hâle gelecek tiroid bezi var demektir. Tiroid hormonlarına bağlanan cıva, bu hormonları, tiroid testlerinde hâlâ “var” olarak görünüyor olsalar da, “fonksiyonsuz” hâle getirir. Testlerin sıklıkla yeterli miktarda hormon seviyesi gösterip, aktivitelerini (işlevselliklerini) kaydedememesi bundandır. Sizin nasıl hissedip hissetmediğiniz aktivite (işlevsellik) ile ilgilidir.

Kronik yorgunluk, dolgulardaki cıvanın, ister oksijen taşıma alanlarını meşgul etmesinden, ister porfirinlerin idrarla atılmasına sebep olarak “hem” oluşumuna engel olmasından, ister tiroid fonksiyonunu (işlevini) kontamine etmesinden ya da bunların bir kombinasyonundan kaynaklansın; kronik yorgunluk söz konusu olduğunda cıva bir arkadaş değildir. Toksik Elementleri Araştırma Vakfı bunun düzeltilebilir bir problem olduğuna inanır.” (1)

Bizde elbette bunun düzeltilebilir bir problem olduğuna inanıyoruz. Ancak bu çalışmada da belirtildiği üzere, diş ile ilgili tüm toksik maddeler (toksik ağır metaller, kanal tedavili dişler, kavitasyonlar vb.) mutlaka uygun aşamalar ve uygun yöntemler ile temizlenmelidir.

Cıvalı amalgam dolgular gibi, ağzınızda önceden bilmeyerek bulundurduğunuz toksik maddeleri, standart yöntemler ile ağzınızdan çıkartmak, hastalığınızın daha da kötüye gitmesine neden olabilir. Özellikle cıvalı gümüş dolgular, ağızdan, doğru ve özel yöntemler ile çıkartılmaz ise, bu hem diş hekimine hem de hastaya ciddi zararlara yol açabilir. Çünkü uygulanan standart işlem sırasında, havaya ve hastanın ağzının içine parçacık ve buhar olarak ciddi anlamda cıva salınımı meydana gelmektedir. Dolayısıyla hem tedavi ortamı için, hem hasta için, hem de holistik diş hekimi için özel güvenlik önlemleri alınmalıdır.

Bu güvenlik önlemlerinin en meşhuru, Dr. Huggins’in geliştirdiği özel güvenlik önlemleridir (Dr. Huggins’in, cıvalı amalgamı sökme öncesi uyguladığı intravenöz sentetik c vitamini tedavisini önermediğimi de burada belirtmek isterim. Bunun daha doğal alternatifleri vardır. Burada işlem esnası uygulanan önlemlerden bahsetmekteyim, tedavilerden değil. Yoksa bağışıklık sistemini destekleyici tedaviler kişiye özel olarak ve bu bireyi bütüncül olarak teşhis eden hekimin işidir).

International Academy of Oral Medicine and Toxicology (IAOMT) yani Uluslararası Oral Tıp ve Toksikoloji Akademisi de, Safe Mercury Amalgam Removal Technique (SMART) yani Güvenli Amalgam Sökme Tekniği kısaltması olan SMART tekniğini geliştirmiştir. SMART tekniği yıllar boyunca geliştirilerek, son olarak 6 aralık 2016’da 172 adet bilimsel çalışmaya dayanarak güncellenmiştir.

Çok araştırmama rağmen ülkemizde ne yazık ki ne Dr. Hal Huggins’in tavsiye ettiği önlemlerin tamamını ne de Uluslararası Oral Tıp ve Toksikoloji Akademisi’nin 172 bilimsel kaynağa dayanarak geliştirmiş olduğu SMART tekniğini uygulayan hiç bir diş hekimi bulamadım. Umarız çok yakında ülkemizde hem SMART tekniğini hem de Dr. Hal Huggins’in tavsiye ettiği önlemleri uygulayan diş hekimlerini bulma fırsatımız olur. Zira sadece rubber dam takıp soğuk işlem uygulamak ile holistik (bütünsel) diş hekimi olunmaz.

Aşşağıdaki şu resimler, size, cıvalı amalgamı sökme işlemi esnasında uygulanan güvenlik önlemlerinin ciddiyetini bir nebze olsun hissettirebilir.

RESİMLERİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERLERİNE TIKLAYINIZ

img_amalgam-sokumu1

img_amalgam-sokumu2

img_amalgam-sokumu3

img_amalgam-sokumu4

img_amalgam-sokumu5

img_amalgam-sokumu6

img_amalgam-sokumu7

Ayrıca, işlem sırasında alınacak önlemler de yetmeyebilir. Zira, bu gibi toksik maddeleri, ağızdan çıkartmadan önce, mutlaka vücudun farklı dokularında birikmiş olan, toksik ağır metalleri vücuttan güvenli yöntemler ile arındırmaktan ve bağışıklık sistemini doğru ve etkin bir şekilde dengeleyip güçlendirilmekten anlayan bütüncül bir tıp hekiminin tedavisi de gerekebilir.

Aynı şekilde kanal tedavili dişlerin de kavitasyonların temizlenmesi de işlem öncesi, işlem esnası ve işlem sonrasında kişiye özel adımlar gerektirir.

İntegratif ve bütünsel bakışı benimsemiş fonksiyonel bir hekim olarak holistik (bütünsel) diş hekimliği ile ilgili ele aldığım tüm makalelerde şunu önemle tekrar tekrar vurgulamak istiyorum. Özellikle kronik bir hastalığınız var ise, diş ile ilgili toksik maddelerin temizlenmesi ile ilgili tedaviler, multi-disipliner yani çok branşlı bir yaklaşım gerektirir. Yani bu bir ekip işidir. Bu ekipte hem holistik bir diş hekiminin, hem de bütüncül bir hekimin bulunması şarttır. Bazen, postüroloji ve manuel terapi uzmanları gibi farklı ek branşlar da gerekebilir. Her birinin farklı rolleri olduğu gibi, ortak almaları gereken kararlar ve bazen de holistik diş hekiminin ve diğer branşların, bütüncül tıp hekiminin kararına uyması gereken durumlar da vardır. Doğru ve sağlıklı sonuçlara ancak, uyumla, doğru bilgiler ve doğru aşamalar doğrultusunda yapılan bir ekip çalışması ile ulaşabilirsiniz. Aksi takdirde hastalığınız çok daha kötüye gidebilir.

Unutmamak gerekir ki, özellikle diş sağlığı ile ilgili doğru bilgilere ve bu bilgileri kişiye özel en doğru şekilde uygulayan hekimlere ulaşmak ta büyük bir nimettir. Zira, özellikle sanat sahibi ve doğru bilgiler ile donanmış gerçek holistik (bütünsel) diş hekimleri bu devirde elle sayılacak kadar azdır. Aramak önemlidir ama bunları bulmak sadece aramak ile de olmaz. Şifâyı veren ve şifânın nedenlerini kolaylaştıran ALLAH’A yönelip, doğru bilgilere ve sanat sahibi gerçek hekimlere ulaşmak için dua etmemiz ve günahlarımızdan arınınmaya çalışıp, Rabbimizin bize verdiği nimetleri hatırlayıp şükreden bir kul olmaya çalışmamız da çok önemlidir.  Çünkü ALLAH dilemedikçe sürekli eksik ve yanlış bilgilere ve sürekli yanlış uygulayıcılara denk geliriz.

Ancak, böyle bir ekibe muvaffak olmadan önce diş ile ilgili zararlı maddelerin ve yanlış tedavilerin zararlı etkilerini azaltmak için herkesin hayat boyu uygulayabileceği temel 3 şey şudur:

1- Toksinlerden uzak durmak. Zira diş ile ilgili toksik maddelerin saçtığı tehlike vücuda yeter de artar da. Ateşe benzin dökercesine buna ilave yapmamak için toksik gıdalar, çevresel toksinler ve duygusal toksinler başta olmak üzere tüm toksinlerden elden geldiğince uzak durmak gerekir.

2- Ağız ve diş temizliğine aksatmadan özen göstermek.

3- Dozunda alınan zengin montmorillonit mineralli tıbbi bentonit kildir. Bunun 5 şekilde alınması gerekir:

  • Dahili olarak su ile seyreltilmiş şekilde.
  • Harici olarak tüm vücuda uygulama şekli ile.
  • Çekme yöntemi ile. Yani ağızda iyice bir miktar 20-30 dk bekletilip tükürülür.
  • Gargara yöntemi ile. Özellikle boğazdaki bakterileri kendisine çekmesi için.
  • Diş macunu olarak yemeklerden önce ve sonra.

Tıbbi bentonit kil, ağızda kullanılan farklı metallerden salınan toksik ağır metal iyonlarını, anaerobik bakterileri ve bu bakterilerin ürettiği toksik maddeleri sünger gibi içine çekerek (absorbsiyon ederek) ve mucizevi bir şekilde mıknatıs gibi kendi üzerine çekerek (adsorbsiyon ederek) başka hiçbir doğal maddenin yapamadığı çifte bir mekanizma ile yan etkisiz bir şekilde en güvenli detoksu sağlar. O kadar güvenlidir ki, montrmorillonit mineralinden zengin tıbbi bir bentonit kili dozunda alındığı sürece çocuklar ve hamileler bile zerre endişe etmeden hayat boyu tüketebilir.

Elbette tıbbi bentonit kil tek başına tedavide yeterli değildir. Çünkü bataklığı kurutup ağız içindeki bozucu alan oluşumuna neden olan tüm toksik maddelerin kişiye uygun tedaviler ve kişiye uygun aşamalar ile yok edilmesi ve kişiye özel bio-uyumlu alternatifler kullanılmalıdır. Bu da yetmez, bu zararlı maddelerin vücudun diğer doku ve organlarına verdiği zararlar da yine kişiye uygun tedaviler ve kişiye uygun aşamalar ile fonksiyonel ve bütünsel olarak tedavi edilmelidir.

Hayırlı şifâlar dileğimle …

Cemil A. Sülemi
Bio-Dostu İntegratif Tıp Uzmanı
Hekim | Danışman | Araştırmacı | Yazar

Dipnot:

(1) NEW EVIDENCE CORRELATES CHRONIC FATIGUE WITH COMMON DENTAL MATERIALS, Toxic Element Research Foundation (TERF), Chronic Fatigue News Article adlı pdf dosyası.

HOLİSTİK (BÜTÜNSEL) DİŞ HEKİMLİĞİ İLE İLGİLİ MAKALELER:

h_holistikdishekimligi-nedir2

h_dis-otoimmun-iliskisi5

h_civa-ile-kandida-dansi1

h_implant-tehlikeleri1-2

kanal-tedavisi-kulucka1.1

h_kavitasyonlar1-1

 

Reklamlar