DİŞ İMPLANTI’NIN GİZLİ TEHLİKELERİ (1) TOKSİK ELEMENTLERİ ARAŞTIRMA VAKFI’NIN ÇALIŞMASI

Kronik bir hastalığınız var ise ve size bu hastalığınızın nedeninin kafanızda olduğu söylenir ise, bu doğru olabilir. Ancak bu neden kafanızın üst değil alt yarısında saklı olabilir !

Kronik ve kompleks hastalıkların çok bilinmeyen kök nedenlerinden biri de şüphesiz diş implantlarıdır. Yani bir deyişle kafatasına yerleştirilen ölü veya yapay kemikler ve farklı malzemelerden yapılan vidalardır.

İntegratif ve fonksiyonel bir hekim olarak, kompleks ve kronik hastalıklarda tüm hastalığın altta yatan nedenlerinin bilinip araştırılması gerektiğine inanıyorum. Zira, tüm altta yatan kök nedenler eksiksiz bir şekilde tespit edilip, doğru tedaviler ve doğru aşamalar ile çözülmedikçe, tedavide gerçek başarıya ulaşmak imkansızdır.

Diş implantlarının bilinmeyen tehliklerini bir seri yazı olarak, bilimsel çalışmalar ile ilk defa türkçe diline kazandırarak ele alacağız inşâALLAH.

Diş implantlarındaki gizli tehlikeler serisine, dünyaca ünlü Dr. Hal Huggins’in kurduğu Toksik Elementleri Araştırma Vakfının yapmış olduğu ilginç bir çalışma ve önemli bir keşfi ile başlıyoruz.  Sözü şimdi Toxic Element Research Foundation (TERF), yani Toksik Elementleri Araştırma Vakfına bırakıyorum:

TOKSİK ELEMENTLERİ ARAŞTIRMA VAKFI DİŞ İMPLANTLARININ BARINDIRDIĞI GİZLİ TEHLİKELERİ KEŞFETTİ

ÖZET

Kimse dişini kaybetmek istemez fakat iş o duruma gelirse, hastanın dişleri hem estetik hem de fonksiyonel olarak kabul edilebilir hâle getirilebilir mi? Evet, ya köprüler aracılığıyla ya da şimdilerde popüler bir uygulama olan diş implantlarıyla. Diş taçlarını yerinde tutmak amacıyla çene kemiğine seramik, cerrahi paslanmaz çelik ve titanyum implantlar yerleştirilmektedir. Fakat bu uygulama hasta için güvenli midir?

Eski bir Kolorado Üniversitesi profesöründen alıntılarsak, “Kemiklerin içine yerleştirilen her şey otoimmün yanıta neden olur. Tek fark bu yanıtın oluşması için gereken vakittir”.

Toksik Element Araştırma Kurumunun sponsor olduğu bir çalışmada, X ışınları ile sağlıklı olduğu görünen implantlar gönüllü olarak sökülmüş ve implant yanındaki kan ve dokudaki bakteriler DNA teknolojisiyle incelenmiştir.

Hem kemik aşılarında hem de metalik implantlarda bir düzineden daha fazla farklı anaerobik bakteri (1) tespit edilmiştir. Bu anaerobik bakteriler tarafından üretilen toksinlere maruziyetin ciddi hastalıklarla potansiyel olarak ilişkilendirildiği bilinmektedir. Kan testlerinde de, implantlar ve diğer bağışıklık zorlayıcılar giderildikten sonra istatistiksel olarak önemli değişiklikler gözlenmiştir.

TERF, araştırma câmiâsında konuya ilgi uyandırmaya ve kamuoyunu diş hekimliğinde kullanılan malzeme ve prosedürlerle ilişkili potansiyel problemlerden haberdar olması için bilgilendirmeye çalışan, kâr amacı gütmeyen bir araştırma kuruluşudur. Özellikle sağlığın riske atıldığı durumlarda, potansiyel problemler hakkında hastayı bilgilendirerek onayını almak, hasta tarafından daha bilinçli kararlar verilmesini sağlayacaktır.

DİŞ İMPLANTLARI – KEMİK AŞISI VE METAL YAPI

Tüm yeni nesil metalik diş implantları diş hekimliğinin yeni kurtarıcısı haline gelmiştir. Uygun bakım ve beslenme alışkanlıkları uygulanmadığında dişler kaybedilir. Problemli dişin çevresindeki enfekte olmuş kemik, hasta, ölü ya da ölmekte olan dişi reddeder. Sonrasında diş ya kendiliğinden düşer, ya da bir diş hekimi kök kanalı tedavisi uygular ya da ağrıyı kesmek için dişi çeker.

Eğer diş çekilirse arkasında bıraktığı boşluğu ne yapmak lazımdır? Sabit ya da çıkarılabilir köprüler geçmişte bu ihtiyacı karşılamıştır. Ancak 1960’lardan itibaren metalik implantların kullanımı bu problemin çözümü için gitgide artan şekilde daha popüler bir seçenek haline gelmiştir. Bu iyi ya da kötü bir şey midir – ya da ikisinin arasında mıdır?

img_implants1-1

img_implants1-2

img_implants1-3

Kolorado Üniversitende Profesör olarak ve ilerleyen zamanda dekan olarak görev yapmış Dr. Douglas Swartzendruber’a “Diş implantları ne kadar güvenilir?” sorusu yöneltilmiştir. Prof. Dr. Douglas Swartzendruber, diş hekimliğinde kullanılan malzemelerin, bağışıklığın kandaki tepkisine göre, güvenli olup olmadığını test eden kan tahlilini geliştiren ekipte denetleyici olarak görev yapmıştır. Ona yöneltilen bu soru, özellikle bağışıklığın tepki göstermediği metaller ile ilgiliydi ve bağışıklığın tepki göstermediği bu metallerin implant olarak kullanımının kabul edilebilir olacağı düşünülerek böyle bir soru yöneltilmişti. Prof. Dr. Douglas Swartzendruber’ın cevabı şaşırtıcı idi:

“Kemiklerin içine yerleştirilen her şey otoimmün yanıta neden olur. Tek fark bu yanıtın oluşması için gereken vakittir”.

Bunun üzerine ona “Otoimmün hastalıkları mı kastediyorsun?” diye sorulduğunda, o da “Otoimmün yanıtın anlamı da budur” diye cevap verdi.

Bunun üzerine ona “Kandaki bağışıklık uyumu testi bunların güvenli olduğunu göstermiyor mu?” diye sorulduğunda ise, o şu şekilde cevap vermiştir:

“Bunları ağız içinde köprü veya diş tacı (kron) olarak kullanmakta bir sorun yoktur. Bu şekilde kullanıldığında bunlar vücudun dışındadır. Ancak, kemiklere, herhangi birşey yerleştirdiğinizde, bağışıklık sisteminin “sen kemik olarak kayıtlı değilsin, yani yabancı bir cisimsin ve bu yüzden kaldırılman gerekir” diyerek, “otoimmün bir tepki” oluşturmasına neden olursunuz.”

Bu durum diş implantlarının da potansiyel olarak sağlığı bozduğu bilinen diş ile ilgili malzemeler ve bakteriyel toksinler grubuna eklenmesi gerekliliğini göstermiştir. Diş implantlarını (diğer bağışıklık zorlayıcıları ile beraber) çıkarttıran insanların kimyalarındaki değişiklikler gözlemlendiğinde, TERF iki yaygın bulguya ulaşmıştır. Alyuvar sayıları düşük tarafta kalmış ya da düşmüştür.

Örnekler:

4-6 ay boyunca – Kararlılık Noktası %46 & Başabaşlılık noktası %42

Hematokrit (HCT)

40.6             39.2             40.4

40.0             39.3             37

45.4             43.6             40.4

41.9             43.2             42.8

44.7             42.5             43.6

İyileşmedeki bu eksiklik implantların civarında anaerobik bakterilerin yaşadığına dair bir şüphe oluşturmuştur. Civa, nikel ve alüminyum gibi diğer suçlular da kimyasal değişikliklere neden olabilir, bu belirli bakteriler de.

DNA numunesi alma tekniği ile, TERF implantlar çevresindeki kemiği ve sıradışı görünen dokuları incelemiştir. Bir çok implantın çıkarılması oldukça zordu. Peki neden? Çünkü vücut kan dolaşımına zorla itilen toksinleri limitlemek için implantlar çevresinde bir kalkan oluşturmuştu. Bu sert kemiğin implantın başarısını gösterdiği düşünülürdü. Doğal kemikle yapay maddenin simbiyotik bir karışımı gibi. Büyük ihtimalle çenedeki kemik kusurlarına kadavra kemiklerinin yerleştirilmesi konseptinin genişletilmiş hâli.

DNA tanımlaması tekniği ile hem implant olarak kullanılan kemikler hem de implant olarak kullanılan metaller anaerobik bakterinin varlığı ya da yokluğu açısından incelenmiştir. TERF’in aradığı bakteriler, örneğin havaya maruz kalmış bir kesikte görülen aerobik bakterilerin tersi olan anaerobik bakteriler idi. Anaerobik bakteriler oksijen yokluğunda yaşarlar ve çok daha berbattırlar. Bazıları pek çok insanın adını duymuş olduğu bakterilerdir. En iyi bilinenlerden ikisi botulizm ve tetanozdur. Ölümcül olabilirler.

Aşağıda, bazı temel anaerobik bakterilerin varlığının tespiti için dama tahtası analitik tekniği kullanılarak yapılan DNA testlerinin sonuçları yer almaktadır. Büyük ihtimalle daha çok bakteri vardır. Çünkü bu testler sadece en yaygın görülen 85 adet anaerobik bakteri ile sınırlıdır. Sadece Streptococcus pneumonia (pnömokok) gibi, Clostridium botulinum (botulizm) gibi ya da Corynebacterium diphtheriae (difteri basili) gibi tek bir mikrobun aktivitesi bile taşıyıcının yaşam kalitesini azaltmaya yeterli olabilir.

Metal implantlarda ve kemik aşılarında bulunan belirli bakterilerin varlığıyla ilişkilendirilmiş hastalıkları aşağıda bilgi olarak sunuyoruz.

  • Cemella morbillorum – menenjit, kan damarlarının iç çeperinde akut yayılıcı enfeksiyonlar.
  • Porphyromonas gingivalis – damarların endotelyal tabakasının bütünlüğünü değiştirir. Aterosklerozu (damar sertleşmesini) arttırır.
  • Prevotella intermedia – kalp hastalıklarına katkıda bulunur, hücrelerin içine girer ve dolayısıyla bağışıklık sistemi ve antikorlardan saklanır.
  • Staphlococcus anginosus – kalp kapakçıklarında pıhtı hücresi kümelenmesine yol açarak enfektif endokardite neden olur.
  • Veillonella parvula – Sinüsler, kalp, kemik ve merkezi sinir sistemi enfeksiyonları ile alakalı bir patojen.
  • Strep constellatus – miyokardiyal apselerle, ventriküler sistemde daralmayla ve ciddi beyin şişmesi ile ilişkilendirilir.
  • Prevotells melaninogenica – apseler, cerrahi işlem sonrası yara yerlerinde bakteremi (kan dolaşımına bakteri karışması), genital sistem hastalıkları ve periodontal (dişlerin çevresini saran dokularda) hastalıklar gibi enfeksiyonlara sebep olabilir.

Bu bakteriler öncelikle implantı çevreleyen en yakındaki kan ve dokuda ya da implante edilmiş “steril” kadavra kemiğinin hemen yanındaki kemiğin içerisinde bulunurlar. İmplante edilen kemiğin, sanıldığı gibi çözünerek normal kemiğe dönüşmediği; fakat bazen bir parça mercanın yoğunluğunda olduğu; ancak genellikle anaerobik bakterilerle dolu peltemsi yapışkan bir madde kıvamında olduğu bulunmuştur. Etrafını çevreleyen kemiğe herhangi bir bağı yoktur.

Bir diğer tutarlı olan bulgu ise porfirinlerle alakalıdır. Porfirinler önemli bir belirteçtir. Normalde dişteki toksinler giderildiğinde, bozucu alan kaldırılmış olur, dolayısıyla hem ve ATP üretimi artarak idrardaki porfirin miktarı birkaç gün içerisinde azalır. İmplantlar söz konusu olduğunda, bunlar çıkarıldığı zaman porfirin atımı artıyordu. Peki neden ? İmplantı çevreleyen kemiğin kuluçkaya yatmış toksik bakteriler için bir hazne olduğu ve implant çıkarıldığında dolaşım sisteminin bu bölgeye ulaşarak akyuvarlarla beraber bu hazne içeriğini boşaltarak yok ettiği varsayımı düşünülmektedir. Bu konsepti destekleyen bir bulgu, porfirinlerin ilk anda hemen artması ve sonra 1 ila 3 aylık bir süreç içerisinde düşmesidir. Bu konsept tartışmaya açıktır. Ancak toksik zehirlerin varlığı tartışmaya açık değildir. Her numunede 20 ya da daha fazla anaerobik bakteri bulunmuştur.

Porfirinlerin 6 günlük bir örneklemesi şöyledir:

83.2 -> 105 mcg

72.5 -> 85.4 mcg

70.7 -> 132.8 mcg

14.2 -> 110.6 mcg

Değişimdeki miktar bir şekilde çıkarılan implant sayısıyla ilişkili görünmektedir. Bu sayılar çıkarılan 6 adet implant’a kadardır.

SONUÇ

Diş implantlarının yerleştirilmesinin direkt sonucu olarak bir hastanın ölümcül anaerobik bakteriye maruz kalıp kalmadığının tespiti için gerçekleştirilen bu çalışma türünün  ilk örneğidir.

DNA testleri kesin olarak göstermiştir ki, bu anaerobik bakteriler implant yerini çevreleyen dokularda mevcuttur. Dahası, bu anaerobik bakteriler sayısız hastalığa atfedilmiştir. Toksik Elementleri Araştırma Vakfı, bu gözlemlerden yola çıkarak, diş implantlarının hastalara tehlikeli olduğu ve bunların güvenli olduğuna dair yeterli sayıda uzun vadeli çalışma yapılana kadar kullanımlarının ivedi olarak durdurulması gerektiği sonucuna varmıştır.

Yine bu gözlemler göstermiştir ki diş hekimliği mesleği metalik implantların ve ölü kemiklerin kullanımını yeniden değerlendirirken, toksikoloji ve biyokimya meslekleriyle birlikte çalışmalıdır. İmplantların kullanımı bırakılmadığı sürece, TERF, yapay ya da ölü kemik ya da metalik implantın yerleştirilmesinden önce ve bir hafta sonra en azından basit kan testlerinin (tam kan sayımı) yapılmasının hastanın vücudunun bu yerleştirilen malzemeyi nasıl karşıladığının göstergesi olacağına inanmaktadır. ” (2)

Bu önemli çalışmayı ilk defa türkçe olarak arzettikten sonra, integratif ve bütünsel bakışı benimsemiş fonksiyonel bir hekim olarak holistik (bütünsel) diş hekimliği ile ilgili ele aldığım tüm makalelerde şunu önemle tekrar tekrar vurgulamak istiyorum. Özellikle kronik bir hastalığınız var ise, diş ile ilgili toksik maddelerin temizlenmesi ile ilgili tedaviler, multi-disipliner yani çok branşlı bir yaklaşım gerektirir. Yani bu bir ekip işidir. Bu ekipte hem holistik bir diş hekiminin, hem de bütüncül bir hekimin bulunması şarttır. Bazen, postüroloji ve manuel terapi uzmanları gibi farklı ek branşlar da gerekebilir. Her birinin farklı rolleri olduğu gibi, ortak almaları gereken kararlar ve bazen de holistik diş hekiminin ve diğer branşların, bütüncül tıp hekiminin kararına uyması gereken durumlar da vardır. Doğru ve sağlıklı sonuçlara ancak, uyumla, doğru bilgiler ve doğru aşamalar doğrultusunda yapılan bir ekip çalışması ile ulaşabilirsiniz. Aksi takdirde hastalığınız çok daha kötüye gidebilir.

Unutmamak gerekir ki, özellikle diş sağlığı ile ilgili doğru bilgilere ve bu bilgileri kişiye özel en doğru şekilde uygulayan hekimlere ulaşmak ta büyük bir nimettir. Zira, özellikle sanat sahibi ve doğru bilgiler ile donanmış gerçek holistik (bütünsel) diş hekimleri bu devirde elle sayılacak kadar azdır. Aramak önemlidir ama bunları bulmak sadece aramak ile de olmaz. Şifâyı veren ve şifânın nedenlerini kolaylaştıran ALLAH’A yönelip, doğru bilgilere ve sanat sahibi gerçek hekimlere ulaşmak için dua etmemiz ve günahlarımızdan arınınmaya çalışıp, Rabbimizin bize verdiği nimetleri hatırlayıp şükreden bir kul olmaya çalışmamız da çok önemlidir.  Çünkü ALLAH dilemedikçe sürekli eksik ve yanlış bilgilere ve sürekli yanlış uygulayıcılara denk geliriz.

Ancak, böyle bir ekibe muvaffak olmadan önce diş ile ilgili zararlı maddelerin ve yanlış tedavilerin zararlı etkilerini azaltmak için herkesin hayat boyu uygulayabileceği temel 3 şey şudur:

1- Toksinlerden uzak durmak. Zira diş ile ilgili toksik maddelerin saçtığı tehlike vücuda yeter de artar da. Ateşe benzin dökercesine buna ilave yapmamak için toksik gıdalar, çevresel toksinler ve duygusal toksinler başta olmak üzere tüm toksinlerden elden geldiğince uzak durmak gerekir.

2- Ağız ve diş temizliğine aksatmadan özen göstermek.

3- Dozunda alınan zengin montmorillonit mineralli tıbbi bentonit kil. Bunun 5 şekilde alınması gerekir:

  • Dahili olarak su ile seyreltilmiş şekilde.
  • Harici olarak tüm vücuda uygulama şekli ile.
  • Çekme yöntemi ile. Yani ağızda iyice bir miktar 20-30 dk bekletilip tükürülür.
  • Gargara yöntemi ile. Özellikle boğazdaki bakterileri kendisine çekmesi için.
  • Diş macunu olarak yemeklerden önce ve sonra.

Tıbbi bentonit kil, ağızda kullanılan farklı metallerden salınan toksik ağır metal iyonlarını,  anaerobik bakterileri ve bu bakterilerin ürettiği toksik maddeleri sünger gibi içine çekerek (absorbsiyon ederek) ve mucizevi bir şekilde mıknatıs gibi kendi üzerine çekerek (adsorbsiyon ederek) başka hiçbir doğal maddenin yapamadığı çifte bir mekanizma ile yan etkisiz bir şekilde en güvenli detoksu sağlar. O kadar güvenlidir ki, montrmorillonit mineralinden zengin tıbbi kalitede bir bentonit kili dozunda alındığı sürece çocuklar ve hamileler bile zerre endişe etmeden hayat boyu tüketebilir.

Elbette tıbbi bentonit kil tek başına tedavide yeterli değildir. Çünkü bataklığı kurutup ağız içindeki bozucu alan oluşumuna neden olan tüm toksik maddelerin kişiye uygun tedaviler ve kişiye uygun aşamalar ile yok edilmesi ve kişiye özel bio-uyumlu alternatifler kullanılmalıdır. Bu da yetmez, bu zararlı maddelerin vücudun diğer doku ve organlarına verdiği zararlar da yine kişiye uygun tedaviler ve kişiye uygun aşamalar ile fonksiyonel ve bütünsel olarak tedavi edilmelidir.

Hayırlı şifâlar dileğimle …

Cemil A. Sülemi
Bio-Dostu İntegratif Tıp & USR Metodu & ESR Terapisi Mucidi & Eğitmeni | Fonksiyonel Tıp Hekimi | Danışman | Yazar
e-posta: eniyitedavi@gmail.com

Dipnot:

(1) Bakterilerin az veya hiç oksijen olmayan yerlerde yetişen bakteri türüdür.

(2) TOXIC ELEMENTS RESEARCH FOUNDATION DISCOVERS HIDDEN DANGERS WITHIN DENTAL IMPLANTS, Toxic Element Research Foundation (TERF), Online yayınlanmış Implants News Release adlı pdf dosyası.

HOLİSTİK (BÜTÜNSEL) DİŞ HEKİMLİĞİ İLE İLGİLİ  DİĞER MAKALELER:

h_holistikdishekimligi-nedir2

h_dis-otoimmun-iliskisi5

h_civa-ile-kandida-dansi1

kanal-tedavisi-kulucka1.1

h_kavitasyonlar1-1

h_yorgunluk-dis-iliskisi2

Reklamlar