GİZLENEN SIR: KOLESTEROL İLAÇLARI SADECE KOLESTEROLÜ MÜ DÜŞÜRÜR?

Ne şiş yansın ne kebap türü birçok kolesterol ilacı haberlerine hazırlıklı olun!

Kolesterol ilaçları kalp için iyi ama hafıza için kötüymüş.

Kolesterol ilaçları böbrekler için zararlıymış, kas, karaciğer rahatsızları gibi bazı olumsuz etkileri görülse de bu biraz daha araştırılmalı, kesinleştirilmeliymiş.

Kolesterol düşürücü statinler diyabet (şeker hastalığı) riskini arttırıyormuş bu yüzden yüksek doz olarak statin kullananlar dikkatli olmalıymış. Paradoksa bakın ki, şekeri yüksek olanlara çoğu zaman kolesterolü yüksek olmasa da, kalp krizinden korumak adına kolesterol ilacı (statin) verilebiliyor, bu ne yaman çelişki…

Daha bir çok şey yazılabilir: Kas krampları, kas erimesi, eklem ağrıları, kas ağrıları, uykusuzluk, hafıza kaybı, huzursuzluk, anksiyete, alerjik reaksiyonlar, erkek çocuklarda meme büyümesi, hepatit, kataraktın kötüleşmesi, iktidarsızlık, kaşıntı, egzama, karaciğer enzimlerinde artış,vertigo gibi etkiler de var, ama bu hiç önemli değil. Bunlar önemsiz ve değersiz yan etkiler bazılarına göre! Kolesterol ilacı veririz, kolesterol düşer, yukarıda belirtilen yan etkiler ortaya çıkınca, (hasta bu durumun aldığı ilaçtan kaynaklanabileceğini zaten genellikle bilmez,) söz konularda ilgili başka uzmanlara gider, söz konusu etkiler içinde ayrıca ilaç kullanır. Yine bazılarına göre bunlar önemsiz detaylarmış, şeker hastalığı (diyabet) bu ilacın bir riski bile olsa şekerin tedavisi daha kolaymışmış…

Bu durum, hastasını gerçekten düşünen hekimler için gerçekten büyük bir paradoks gibi görünse bile hekimlerimiz bu konuyu aşabileceklerini düşünüyorum. (İşe steroid-metabolizmasının insan için öneminden başlamak çok önemli)

*****************************

Kanda kolesterol düzeyi düşürmek için, kolesterol sentezini statinlerle engellemek sadece madalyonun hekimlerimize  anlatılan kısmıdır. Gerçekte kolesterol düşürücü ve kötü kolesterol düşüren (LDL-k) statinlerin kullanılmasında hekimlerimize gösterilen amaç ve ortaya çıkan gerçek sonuç söylenenden çok farklı ve göründüğünden çok daha fazladır. Statinler hakkındaki açıklama her zaman olmasa da basit bir mantığa dayalıdır: ‘Bu ilaç hücre içinde kolesterol sentezini engeller. Kanda kolesterol düzeyi yüksek olanlara bu ilacı ver, kandaki kolesterol düşsün ve hasta iyi olsun’ hep düz mantıkla kurulmuş aynı masal…

Keşke bu kadar basit olsa!

Önce bir soru; kanda tek başına kolesterol diye bir molekül bulmak mümkün mü?

Boşuna aramayın, kanda tek başına dolaşan kolesterol diye bir molekül bulamazsınız. Çünkü kanda kolesterol partiküllerle (VLDL, IDL, LDL, HDL, Şilomikron) taşınmak zorundadır!

img_cholesterol-31.jpg

Total kolesterol dediğimiz olgu da partiküllerdeki toplam kolesterol miktarıdır. Kötü kolesterol dediğimiz LDL partikülünde bulunan kolesterol miktarıdır, iyi kolesterol dediğimiz ise HDL partikülünde bulunan kolesterol miktarıdır. Yani tek başına, partiküllerden bağımsız kolesterol molekülü yoktur ve olmamıştır. Gerçekten düşünen bir beyinle baktığınızda, kanda partikül sayısı artışıyla kolesterol düzeyiniz birbirleriyle yakından ilişkilidir. ‘Ne kadar ekmek, o kadar köfte’ meselesini sanıyorum bütün okuyucular biliyordur. Kolesterol içinde aynı şey geçerlidir: Kanda ne kadar (özellikle LDL) çok partikül varsa, o kadar fazla kolesterol vardır. Bunun tersini iddia etmek reel düşüncenin sınırlarını aşar.(Daha korkunç olan, köftenin de ekmeğin de azaldığı durumlar var ‘small LDL’, fakat bu daha sonraki zamanlarda ele alınmalı )

Burada, sözde değil özde bilim insanlarının sorgulanması gereken, kolesterol artışı değil, kanda partikül artışının nedenleri olmalıdır. Çünkü kanda partikül dolaşıyor, kolesterol sadece partiküller üzerindeki bileşenlerden biri. Bu nedenle kolesterole çok fazla takılmayın-kolesterol zorunlu olarak zaten partiküllerde bulunmak zorunda. Yüksek kolesterol değerlerine sahip birini gördüğünüzde, mutlaka kişinin partiküllerinde de bir artış olduğunu unutmayın yeter. Yani kolesterol yüksekliğini tanısal anlamda, kandaki partikül çokluğunu göstermek açısından değerlendirebilirsiniz elbette, burada bir sorun yok. LDL’ye ait kolesterol yüksekse (LDL-k), LDL partikül sayısı da yüksek olmak zorundadır, fakat gerçek temel sorun size anlatıldığı gibi kolesterol değerinin düşürülmesi değildir!

Asıl sorun başka, uzmanım diyenler de bence meselenin aslını görmek istemiyor!

Günümüzdeki kapitalist bilim anlayışı, kandaki partikül artışını neden-sonuç ilişkisini sorgulayacak durumda değil. Çünkü kandaki partikül çokluğunun neden ve sonuçları hekimlerimizin kafasına takılırsa, bu iş hücre içinde kolesterol sentezini engellemekten çıkar, çok daha farklı ve daha akılcı noktalara varır. Bu durumda işini adam gibi yapan hekimler dışında kalan grup, birçok insan ve ilaç şirketleri mutlaka zarar eder. İşte bu nedenle olabildiğince bilim insanlarının, doktorların ve araştırmacıların kafasının karıştırılması gereklilikten öte mutlak bir zorunluluktur. Bunu ilaç şirketleri ve şirketlerin destekledikleri araştırmacılar yapar genellikle. Olayı bilenler, bilip de söylemeyenler dışında kalan büyük bir çoğunluk, kanda partikül çokluğunun nedenlerini sorgulamamalıdır, bu konuya asla girmemelidir. Çeşitli yayınlarla mutlaka hedef saptırılmalıdır, araştırmacılara gösterilen hedef partikül artışı değil kolesterol artışı olmalıdır. Çünkü şimdilik kolesterol düşürücü ilaçlardan para kazanılacaktır. Birileri siz farkında olmasanız da hepimizi kolesterol molekülüne, kolesterol artışına yönlendiriyor, çünkü kolesterol yüksekliği bahanesiyle kazanılacak milyarlarca dolar kendilerini bir köşede bekliyor. Onlar için hücre içi metabolik bir yolun engellenmesinden dolayı kaç insanın zarar gördüğü hiç önemli değil, insan nüfusu sürekli artıyor nasıl olsa…

******************************************

Sahi hücre içinde metabolik bir yol engellendiğinde, metabolik yolları engellenen hücrelere ne olur?

Hastalarını düşünen bir hekimin bilmesi gereken şu: Partikül oluşumunu, dolayısıyla partikül salgılayan hücreleri öldürmeden kan kolesterol düzeyini düşürmeniz mümkün değildir. Yani ilaçlarla (statinlerle) kolesterol düştüğünde kandaki partikül sayısı-yoğunluğu da (özellikle LDL) azalacaktır. ‘Buyurun işte kolesterolü düşürdük’ diye sevinecektir birileri…

Unutmayın!

Sadece kolesterolü düşürmediniz, karaciğer hücrelerinin kana partikül vermesini (VLDL) de engellediniz, başka türlü düşmez ki bu kolesterol!…

Peki kan kolesterolünü düşürebilmek adına, hücre içinde partikül oluşumunu nasıl engelleriz?

Bu sorunun cevabı oldukça basit! Hücre içinde partikülü meydana getiren bileşenlere yani kolesterol, apo B-100, trigliseritler veya fosfolipitlere doğrudan çeşitli ilaçlarla saldırın ve partikül oluşmasını-partikülün kana verilmesini engelleyin, bu durumda kan kolesterolü mutlaka düşük görülecektir!

Bu olayı kavramak için hücre içindeki metabolik yollara saldıran, piyasada bulunan bazı kolesterol düşüren ilaçları tiplerine göre inceleyelim isterseniz. Şimdilik bildiğim kadarıyla lipoprotein partikül bileşenlerinden kolesterole, apo B-100’e ve trigliserit oluşumuna etki eden ve kolesterol düzeylerini düşüren ilaçları var. Yani kolesterol sentezini etkilemeden de, kan kolesterolünü düşüren ilaçlar var, bunu biraz düşünmenizi isterim doğrusu…

1) Kolesterol sentezini engellersiniz (statinlerle), böylece dolaylı olarak partikül oluşumunu da engellemiş olursunuz. Statinler, kolesterol oluşumunu engeller, kolesterol oluşmayınca partikül (VLDL) oluşumu engellenir ve hücre içi lipoprotein metabolizması bozulur. Kana partiküller salınamaz, kanda kolesterol düşük görülür.

2) Kan kolesterolünü düşürmek için farklı bir şey yapmak istiyorsanız, partikül yapısında bulunan, lipitleri taşıyan apolipoproteinleri de hedef alabilirsiniz. Hücre içinde ApoB-100 oluşumunu engellersiniz, örneğin genetik kolesterol yüksekliği için kullanılan mipomersen adı verilen ilaç bu işe yarar. Apo B-100 oluşmayınca da yine partikül oluşumunu engellemiş olursunuz. Böylece hücrenin lipoprotein metabolizması bozulur, kana partikül salınamaz ve kanda kolesterol değerleri düşük görülür.

3) Partikülü trigliserit aktarılmasını sağlayan enzimleri Lomitapide gibi ilaçla bloke edersiniz, böylece hücre içinde, trigliseritler partiküle aktarılamadığı için sağlıklı partikül (VLDL) oluşamaz, kana partikül verilemez ve kanda kolesterol düşük görünür!

Başka bir yol yok!

Sonuç olarak hekimlerden gizlenen, sizlere ilaçlar konusunda söylenmeyen gerçek hedef her zaman kana verilen partiküllerdir, kolesterol bu işin küçük bir basamağını oluşturur. Çünkü partikülü oluşturan bileşenler (lipoprotein partikülü, şekil) yok edildiğinde sağlıklı bir partikül oluşamaz ve salgılanamaz. Başka türlü de kanda kolesterol düzeyi ilaçlarla asla düşmez, düşemez! Başka kanıt mı istiyorsunuz: Kandaki çoğalan partikülleri çeşitli cihazlarla temizleyerek kanda kolesterol düşüklüğünün sağlanması da bu nedenle yapılmıyor mu, bu kanıt yeterli değil mi sizce?

İyi işte hem kolesterol, hem de partikül sayısı azalıyor daha ne olsun, sen biyolog olarak ortalığı neden karıştırıyorsun, neden boşuna düşman ediniyorsun, belanı mı arıyorsun’ demek için çok erken, bunun için acele etmeyin!

Kolesterol yüksekliği sorunu, karaciğerin fazla partikül ya da kolesterol üretmesiyle ilgili olsaydı inanın hiç sesimi çıkarmaz, kendi köşemde oturur, canlılığın (biyolojik) başka gerçekleri üzerinde kafa yorar, hem boş yere düşman kazanmaz ve hem de yorulmazdım.
Ama öyle değil!

Kanda partikül (dolayısıyla kolesterol) artışının nedeni, hücre içinde fazla partikül ya da kolesterol yapımı değildi ki! Neden hücrelerin yapım fonksiyonlarına (anabolizma) müdahale ettim, Asıl sorun hücrelerin üretilmiş partikül ve kolesterolü kullanmamasıydı (katabolizma), bu nedenle kanda partikül ve kolesterol birikiyordu.

Yani katabolizması bozuk hücreleri iyileştirmek yerine, ben anabolizmayı da bozdum!

Gerçekten iyi mi yaptım?

Genetik kolesterol yüksekliğine yeniden bir bakın, sorun fazla kolesterol yapımı mı yoksa üretilen partiküllerin çeşitli nedenlerle (LDL reseptörleri, apo B-100 mutasyonları vs) kandan geriye alınamaması mı, biraz dikkatli bakın mutlaka göreceksiniz?

Kandaki kolesterol yüksekliğinde gerçek sorunun hücresel olarak fazla partikül üretimiyle ilgilisi olmadığını, bir televizyon da uygulamalı olarak biz gösterdik. Dahası hiç anlamayacak insanlar belki anlar diye yaptık, hatta bazı uzmanların gizli ve açık hakaretlerine  maruz kalsak da aldırmadık. Daha sonra ilaç şirketi araştırmacıları da (tesadüf bu ya) hemen yeni ilaçlarını piyasaya sürmek için harekete geçtiler. Çünkü gerçekten de kandaki yüksek kolesterol fazla üretim, fazla partikül sorunu değildi. Bazıları duymamak için kulaklarını tıkasa da, yıllar önce bizim söylediğimiz gibi kanda çeşitli nedenlerle (genetik ve çevresel) ortaya çıkan partikül birikimi sorunuydu. Kandaki kolesterol yüksekliğinin, engellemiş olduğunuz hücre içindeki kolesterol üretimiyle veya fazla partikül oluşumuyla hiçbir ilgisi yoktu! Üretilen partikül ve kolesterol kullanmadığı, karaciğere geri dönemediği için kanda birikiyor ve kolesterol yüksek çıkıyordu…

Dürüst çalışan hekimlerin birçok sorusunun olduğunu biliyorum: Mademki hücre içinde fazla partikül oluşumu ya da fazla kolesterol sentezi yok, o halde neden partikül oluşumunu ya da kolesterol sentezini engelliyorum? Kandaki kolesterol yüksekliğinin nedeni fazla partikül oluşumu, fazla kolesterol yapımı değilse ben ne yapıyorum? Bu ilaçları insanların kolesterol düzeyini düşürmek için kullanmakla iyi mi yoksa kötü mü yapıyorum? Kolesterol yüksekliğinin hücresel sentezlerle ilişkisi yok, ben neden hücresel sentezleri bloke ediyorum?

Bu soruların cevabını hekimleriz kendisi bulmak zorunda. Ben sıradan bir biyolog olarak düşüncelerimi aktarmakla sorumluyum, temel tıp bilimleriyle uğraşan biri olarak temel sorumluluğum bu…

Temel tıp bilimlerinde hücre biyolojisinin en gerçek kuralını asla unutmayın: Hücre içinde yaşamsal metabolik yollardan herhangi birini engellerseniz, o hücreyi de zaman içinde mutlaka öldürmüş olursunuz: Örneğin antibiyotikler ve kanser ilaçları bunun için piyasada bulunuyor.

Statin, mipomersen veya lomitapide gibi kolesterol düşürücü ilaçlar ne yapıyor, hücre içi metabolizmayı bozmuyor mu?

Elbette ilaç ve tedavi işi de hekimlerin sorumluluğunda!

Unutmayın, sizler hekim olarak tıp tarihine, ailenize, insanlara ve kendinize söz verip ‘önce zarar verme’mek üzere yemin etmiş ‘Primum nil nocere!’ ilkesini kabul etmiştiniz!
Ve gerçek bir hekimseniz bu ilkeden asla vazgeçmeyin!

Yazan: Uzm. Biyolog Mevlüt Durmuş

Reklamlar