BAĞIRSAK – BEYİN İLİŞKİSİ

Modern tıp, biz insanları farklı sistemlere ve alanlara böldü: kardiyovasküler sistem, sindirim sistemi, sinir sistemi, vb. Bu bölümlere göre her biri insan vücudunun belirli parçalarıyla ilgilenen farklı tıp uzmanlıkları yaratıldı: kardiyoloji, gastroentoloji, jinekoloji, nöroloji, psikiyatri, vb. Böyle olmasının bir sebebi var. Yıllar içinde tıp bilimiyle ilgili biriken devasa miktarda bilgi var. Dünyada hiçbir doktor hepsini detaylarıyla bilemez. Uzmanlaşmak doktorların belirli bir ilgi alanına odaklanmasını, o alana iyice hakim olup konularında ustalaşmalarını sağlar.

Ancak doktorlar, uzmanlıklara ayrılarak çalışmaya başladığından beri bir sorunun farkındalar. Bir alanda uzmanlaşan doktorlar, en iyi bildikleri organları incelemeye eğilimli oluyor, vücudun geri kalanını göz ardı ediyorlar. Her organın vücudun geri kalanıyla birlikte var olduğu ve işbirliği içinde çalıştığı unutuluyor. Her bir sistemin, organın, dokunun ve hatta hücrenin diğerine bağlı olduğu, birbirini etkilediği ve birbiriyle iletişim kurduğu vücudumuz bir bütün olarak yaşar ve çalışır. Hiçbir organ, vücudun geri kalanını hesaba katmadan bırakın tedavi edilmeyi, muayene bile edilmemelidir.

Tıbbın özellikle bir alanı, ilgili organı vücudun geri kalanından ayırarak inceler. Bu alan, psikiyatridir. Akıl sağlığıyla ilgili sorunlar, genetik, çocukluk deneyimleri, psikolojik etkilenimler gibi pek çok açıdan incelenir. Hesaba katılacak son yer hastanın sindirim sistemidir. Modern psikiyatri sindirim sistemini hiç hesaba katmaz. Oysa tıp tarihinde, psikiyatrik hastalıkların sadece bağırsağın “temizlenmesiyle” iyileştirildiğine dair yeterince örnek bulunuyor.

Ünlü Japon Profesör Kazudzo Nishi, psikiyatrik vakaların en azından onda birinin, bağırsağın kendi kendini toksinlemesinden kaynaklandığını düşünüyor.

Psikiyatri hastalarının büyük bir çoğunluğu sindirim sorunları da yaşar; ancak bunlar doktorlar tarafından göz ardı edilir. Bağırsak-beyin ilişkisi, çoğu günümüz doktorunun nedense anlayamadığı bir ilişkidir. Milyonlarca anti-depresan, uyku hapı ve hastaların beyinlerine etki etmesi için sindirim sistemlerine aldıkları daha bir sürü ilaç reçete etmelerine rağmen, sindirim sistemi ve beyin arasındaki bağlantıyı hala göremiyorlar. Alkolün beynimizi nasıl etkilediğini herkes bilir. Alkollü içecekleri nasıl tüketiriz ? Elbette içerek ve sindirim sistemimize göndererek. Ama beyinlerimizi etkileyen toksik maddeleri tüketmemiz gerekmez. Sindirim sistemimizde bazı mikropların bulunması, kendi vücudumuzda sürekli bir toksisite kaynağına sahip olmamız için yeterlidir.

Bir önceki bölümde söylediğimiz gibi, GAPS’lı bir kişinin {GAPS ingilizce Gut And Psychology Syndrome yani Bağırsak Ve Psikoloji Sendromunun kısaltmasıdır} sindirim sistemi, vücudun ana toksisite kaynağı haline gelir. GAPS’lı çocuk ve yetişkinlerin anormal bağırsak floraları, bilinmeyen sayıda çeşitli nörotoksinler üretir. Bu toksinler hasarlı bağırsak duvarından kana geçerler ve böylece beyne ulaşırlar. Hangi toksinlerin bir araya geldiği kişiye özeldir. Bu yüzden her GAPS hastası birbirinden çok farklıdır. Söylediğim gibi, anormal floranın ürettiği toksinlerin sayısı bilinemez. Yine de GAPS’lı çocuklarda ve yetişkinlerde yaygın olarak görülen bazı nörotoksinler hakkında elle tutulur bir bilgiye sahibiz. Bu toksinler herhangi bir kişiyi akıl hastası yapabilir. Geçen bölümde bazılarına göz atmıştık. Ne yazık ki incelenecek daha çok hastalık var.

Etanol ve asetaledehid

Otizm, DEHB, şizofreni, disleksi, dispraksi ve diğer psikolojik problemler söz konusu olduğunda alkolizm genellikle akla gelmez. Ama aralarında ciddi bir ilişki vardır. GAPS hastalarında çeşitli faktörlere bağlı olarak patolojik vücut florasının aşırı çoğaldığını biliyoruz. Bu patojenlerin bir grubu da nerdeyse istisnasız olarak, aralarında Candida türlerinin de bulunduğu mayalardır. Mayalar, glikozla ve diğer şeker türleriyle beslenir. Şeker, karbonhidratların sindirilmesiyle açığa çıkar. Sağlıklı insanlarda glikoz adı verilen biyokimyasal işlem sonucu glikoz, laktik asit, su ve enerjiye dönüşür. Mayaların aşırı çoğaldığı bir vücutta Candida glikozu ele geçirir ve glikozun, akollü fermantasyon adı verilen bir işlemle sindirilmesine neden olur. Bu biyokimyasal süreçte  Candida ve diğer mayalar, besinlerden alınan glikozu alkole (etanol) ve yan ürünü olan asetaldehide çevirirler. Bu olgu ilk kez, alkol tüketmeden sarhoş gibi olan yetişkinlerde tespit edildi. Bu yetişkinlerin bağırsaklarında mayaların aşırı çoğalarak alkol ürettikleri ve kişiyi sürekli “sarhoş” durumuna soktukları anlaşıldı. Bu kişiler özellikle karbonhidratlı yiyecekler tükettiklerinde “sarhoş” oluyorlardı. Karbonhidratlar, Candida tarafından tüketilip alkol olarak ortaya çıkıyordu. Bu kişiler alkol kullanmasalar da alkolizmin tipik belirtilerini taşıyorlardı.

Alkol ve yan ürünlerinin moleküler ağırlığı düşüktür. Bu sayede vücuttaki bariyerleri kolaylıkla geçerler. Kana kolayca karışır, plasentayı geçerek anne karnındaki bir cenine rahatça ulaşabilirler. Hamilelik, bağışıklığın doğal olarak baskılandığı bir süreçtir. Bir kadının vücudunda hali hazırda Candida artışı varsa, hamilelik durumu daha da kötüleştirir. Hamile kadının vücudunda çoğalan mayalar, alkol ve yan ürünlerini ortaya çıkararak bebeğin gelişimini etkiler. Çocuk doğduktan sonra da anne sütüyle birlikte alkol ve yan ürünlerini almaya devam eder. Anne sütündeki alkol miktarı genellikle karnındakiyle aynıdır. Annesinin maya miktarı yüksek vücut florasını miras aldığı için, çocuğun vücudu da kendi alkolünü ve diğer toksik maddeleri üretmeye başlar. Babanın alkol tüketimi ve vücudunda maya artışı da çocuğun gelişimini etkiler. Kliniğime gelen otistik çocuk babalarının yarısından fazlasında anormal bağırsak florası ve buna bağlı hastalıklar bulunuyor.

Alkol ve yan ürünleri bizi nasıl etkiliyor ? Alkolün özellikle de çocuklar için toksik olduğunu hepimiz biliyoruz. Çok az miktarlarda da olsa, sürekli alkol alımından etkilenmeyecek bir organ yoktur. Vücutta sürekli olarak alkol bulunmasının birkaç sonucuna bir göz atalım:

– Mide duvarının mide asidi üretme yeteneğinde azalma.
– Pankreasın hasar görmesi ve pankreas enzimlerinin azalması sonucu sindirimin bozulması.
– Bağırsak astarının doğrudan hasar görerek emilim bozukluğunun ortaya çıkması.
– Çoğu vitamin, mineral ve amino asidin kötü emilimi sonucu oluşan besin eksikliği. Özellikle B ve A vitamini eksiklikleri.
– Bağışıklık sisteminde hasar.
– Karaciğer hasarı sonucu ilaçların, diğer toksinlerin ve kirli maddelerin yeterince temizlenememesi.
– Karaciğerin eski nörotransmitterleri, hormonları ve normal metabolizmanın diğer yan ürünlerini atma yeteneğinde azalma. Sonuç olarak bu maddeler vücutta dolaşarak davranış anormalliklerine ve başka sorunlara yol açar.
– Öz kontrol eksikliği, koordinasyon bozukluğu, konuşma gelişiminde bozukluk, öfke, zihinsel gerilik, hafıza kaybı ve uyuşukluk haliyle kendini gösteren beyin hasarı.
– Periferik sinir hasarıyla birlikte hislerde değişme ve kaslarda zayıflama.
– Kas dokusunun doğrudan zarar görmesiyle birlikte kasılma ve rahatlama hareketlerinin değişime uğraması, kasların zayıflaması.
– Yaygın olarak kullanılan ilaçların, çevreden gelen kirli maddelerin ve diğer toksinlerin etkilerinde artış.
– Vücuttaki proteinlerin, karbonhidrat ve yağların metabolizmalarında değişiklik.

Asetaldehid, alkol yan ürünlerinin en toksiği olarak bilinir. Bu kimyasalın en yıkıcı etkilerinden biri, proteinlerin yapısını değiştirebilme yeteneğidir. Büyük oranda proteinlerden meydana geliriz. Hormonlardan enzimlere kadar vücudumuzda bulunan sayısız ve çeşitli aktif madde proteindir. Yapıları asetaldehidle değiştinde, fonksiyonlarını gereğince yerine getiremezler. Asetaldehid’in değiştirdiği proteinlerin, bağışıklık sisteminin kendi vücuduna saldırdığı pek çok otoimmün reaksiyondan sorumlu olduğu düşünülüyor. Asetaldehidin değiştirdiği proteinleri yok etmesi için bağışıklık sistemi tarafından üretilen antikorlar, vücutta benzer yapıya sahip normal proteinlere de saldırabiliyorlar. GAPS hastalarında genellikle kendi dokularına saldıran antikorlar bulunuyor. Bunların en yaygınlarından biri, miyelin adı verilen bir maddedeki proteinlere saldırır. Miyelin, beyin anatomisinin ve sinir sisteminin geri kalanının ayrılmaz bir parçasıdır. Beyin hücrelerini ve bu hücrelerin uzantısı olan sinir tellerini kaplar. Yetişkinlerde miyelin hasarı kendini multipl skleroz hastalığı olarak gösterir. Otizm ve dispraksi hastası çocuklarda görülen nörolojik tablo, multip skleroz hastalarınınkiyle benzerlik gösterir. Sebebi, bu çocuklarda aşırı maya artışının asetaldehid üretimine yol açması olabilir.

Alkol ve asetaldehid, vücutta pek çok temel besini işe yaramaz hale getirir. Örneğin proteinlere bağlanan asetaldehid; nörotransmitter üretiminde, yağ asitlerinin metabolizmasında ve vücutta daha pek çok süreçte rol alan B6 vitaminin işlevsel eksikliğine yol açar. İşlevsel eksiklik nedir? Kişi, besinlerden yeterince B6 vitamini alabilir ama asetaldehid, bu vitaminin proteinler üzerindeki çalışma alanını işgal ederek işini yapmasına engel olur. Böylece vitamin vücutta amaçsızca dolaştıktan sonra dışarı atılır. Bu durum sadece B6 vitamini değil, işlevini yerine getirmek için proteinlere bağlanması gereken daha bir çok maddenin başına da gelir. GAPS hastalarında bir başka yaygın işlevsel eksiklik, tiroit yetmezliğidir. Tiroit bezi yeterince hormon üretse de, çalışma alanları asetaldehid ve diğer toksinler tarafından işgal edilmiştir. Sonuç olarak kişide tiroit yetersizliğinin tipik belirtileri olan depresyon, cansızlık, yorgunluk, kilo alma, vücut ısısı kontrolünün zayıflaması, bağışıklığın zayıflaması, vb. görülür.

Böylece çocuklar ve genç yetişkinlerde alkolizmi ele almış olduk. Çok şaşırtıcı, değil mi?

Sırada ne var? Şimdi de madde bağımlılığında bahsedeceğiz.

Gluten ve kazeindeki opiatlar

Afyon, morfin, eroin gibi madde bağımlılarının yaygın olarak kullandığı uyuşturuculara, opiatlar denir. Pek, bunların GAPS’lı çocuklar ve yetişkinlerle ne ilgisi vardır?

Glüten tahıllarda; en çok da buğday, çavdar, yulaf ve arpada bulunan bir proteindir. Kazein; inek, keçi, koyun, insan sütlerinde, diğer sütlerde ve süt ürünlerinde bulunan süt proteinidir. GAPS’lı hastalarda bu proteinler gerektiği gibi sindirilemez ve kimyasal yapıları morfin, eroin gibi opiatlara benzeyen maddelere dönüşür. Bu alanda Dohan, Reichelt, Shattock, Cade ve diğerleri tarafından yürütülmüş çok fazla sayıda araştırma bulunuyor. Şizofreni, otizm, DEHB, doğum sonrası psikoz, epilepsi, Down sendromu, depresyon ve romatizmalı atardamar yangısı gibi bazı otoimmün hastalıklarda, hastaların idrarlarında glütenomorfin ve kazomorfin adı verilen glüten ve kazein peptitlere rastlanır. Tahıllarda ve sütte bulunan bu opiatların kan-beyin bariyerini geçip tıpkı morfin veya eroin gibi beynin bazı bölgelerinin işlevini engellediği düşünülüyor.

Bunun sebebi ne? Cevabı şüphesiz, kişinin sindirim sisteminde saklı.

Daha önce gördüğümüz gibi GAPS hastalarının sindirim sistemleri zayıftır. Proteinlerin sindirimi, mide duvarı tarafından üretilen bir protein sindirme enzimi olan pepsinlerin faaliyetiyle midede başlar. Protein sindiriminde mide asidi esastır. Pepsinin, proteinleri daha kısa peptit zincirlerine parçalaması için gerekli olan normal şartları sağlar. GAPS’lı kişilerde, anormal bağırsak florası ve hastalığa neden olan patojen floranın aşırı çoğalması nedeniyle mide asidi seviyesi düşüktür. Örneğin, sadece Candida bile mide asidi üretimini güçlü bir şekilde bastırabilen toksinler üretir. Emziren bir annenin bağırsaklarında aşırı miktarda Candida varsa, bu toksinler anne sütüne de geçer. GAPS’lı çocukların, hayatlarının geri kalanında mide asidi üretimlerini bozacak bu toksinleri, bebeklikleri sırasında annelerinden almış olma ihtimali vardır. Anne sütünün sindirilmesine gerek olmadığı için çocuk, emzirme sırasında mide asidine ihtiyaç duymaz. Ama başka gıdalar almaya başladığında  düşük mide asidi sorunlara yol açar. Memeden kesildiği sıralarda çocuğun sindirim sisteminde, kendi Candida’ları ve toksin üretecek diğer patojenler zaten oluşmuştur. Böylece mide asidi seviyesi düşmeye devam eder. Sütten kesilen çocuğun sindirim sistemine genellikle ilk giren proteinler, bebek maması formüllerindeki kazein ve buğdaydaki glütendir. Asidi düşük bir midede, bunların ve diğer çoğu proteinin sindirimin ilk adımları iyi bir şekilde gerçekleşmez. Sonra bu kötü sindirilmiş proteinler, pankreas sindirim enzimlerinin proteinleri parçalamaya devam etmesi beklenen bağırsaklara geçer. Düşük mide asidi seviyesi, pankreas enzimlerinin üretimini de olumsuz etkilediğinden, protein sindiriminin bu aşaması da başarısız olur. Ardından bu kötü sindirilmiş proteinler sindirimin son aşamasına, bağırsak duvarına ilerler. Bağırsak duvarı son derece karmaşık yapıları olan enterosit hücreleriyle kaplıdır. Çeşitli besinlerin sindiriminin son aşamasını tamamlamak için yüzeylerinde bol miktarda farklı sindirim enzimi bulunur. Bağırsak florasıyla ilgili bölümde öğrendiğimiz gibi GAPS hastalarında bu hücreler, anormal floraya bağlı olarak güçsüz durumdadır. Kazein, glüten ve pek çok diğer besinin sindirimindeki bu son aşamayı tamamlayamazlar. Florida Üniversitesi’nden Dr. J. Robert Cade’in 1999 Mart’ında Health Science Centre’a verdiği röportajda söylediği gibi, “Otizm ve şizofrenide temel sorunun bağırsakta olduğunu düşünüyoruz. Bu kişilerde emilen beta kazomorfin-7 vücutta parçalanıp amino asitlere dönüşmek yerine, 12 amino asit uzunluğuna çıkabilen peptit zincirlerine dönüşüyor.”

Enterositler üzerinde yaşayan bir protein sindirim enzimi hakkında da yayınlanmış bazı araştırmalar bulunuyor. Dipeptidil peptidaz IV (DPP IV) adı verilen bu enzim normalde, kazomorfin ve gliadomorfini daha küçük peptit parçalarına böler. GAPS’lı çocuklarda bu enzimin eksikliği görülür. İlginç bir şekilde alkolizm, şizofreni, depresyon veya otoimmün hastalıklarda da enterositler zarar görür. Şimdi bu araştırmaya dayanarak bazı sindirim enzimi formüllerine DPP IV ekleniyor. Bu formüller besin desteği olarak GAPS hastalarına önerilebiliyor. Sorun şu ki, üzerinde araştırma yapılmış ve hakkında bir şeyler bildiğimiz tek enzim bu. Acaba enterositlerin üzerinde, şu anda hakkında hiçbir şey bilmediğimiz veya çok az bilgimiz olan daha kaç enzim var? Normalde bu hücrelerin üzerinde yaşayarak onları besleyen ve koruyan yararlı bakteriler olmadan, bu hücreler hastalanır ve görevlerini iyi bir şekilde yerine getiremez. Sonuç olarak GAPS’lı bağırsakta, kötü sindirim ve kötü emilim tablosu ortaya çıkar. Bu esnada patojen bakteriler, mantar ve virüsler bağırsak duvarına zarar vererek; kazomorfin, gliadomorfin gibi kötü sindirilmiş proteinlerin ve diğer maddelerin kana karışmasına ve beyne gitmesine izin verirler.

Bu problemin başka bir yüzü de var. Normalde proteinler bağırsakta emilmeden önce parçalanarak amino asitlere dönüşürler. Bazı proteinler, hepimizde peptitler (kısmen parçalanmış proteinler) halinde veya hiç parçalanmamış olarak emilirler. Bu peptitler, vücutta peptidaz denilen, görevlerini tamamlamış olan nörotransmitterleri, hormonları ve daha pek çok aktif maddeyi parçalamaktan sorumlu özel bir enzim grubu için inhibitör (durdurcu/baskılayıcı) görevi görürler. GAPS hastalarında peptidazlar, çok fazla peptitin birikmesi ve vücudun kendi peptitlerinden yarattığı enkaz yüzünden baskılanır; hasara ve psikolojik semptomlara yol açarlar.

Glütenomorfin ve kazomorfinler üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda Glütensiz ve Kazeinsiz Diyet (GKD) geliştirildi. Bazı otistik çocuklarda bu diyet sayesinde ciddi gelişmeler keydediliyor. Ancak çoğu çocukta bir etkisi olmuyor. Çünkü GAP sendorumu, glütenomorfinler ve kazomorfinlerden çok daha fazla bileşeni içeriyor. Bu yüzden hastaların çoğu diyet uygularken GAPS’ı diğer pek çok açıdan da ele almalı.

Diğer toksinler

Önceki bölümde Clostridia ailesi ve toksinlerden bahsetmiştik. Bu ailenin üyeleri oksijensiz ortamda yaşadığı için incelemeleri çok zordur. Ancak Dr. William Shaw, Clostridia’ya karşı geliştirilen ilaçlarla ciddi ilerleme kaydeden otistik çocukları kitabında detaylarıyla ele almıştır. Ne yazık ki bu çocuklar ilaç kesilir kesilmez yine otizme geri dönüyorlar. Geçen bölümde bahsettiğimiz gibi Clostridia ve bağırsaktaki diğer patojenlerle başa çıkmanın en iyi yolu, sağlıklı bir bağırsak florası oluşturmak ve yararlı bakteriler sayesinde doğal yollardan kontrol sağlamaktır.

Otistik çocuklarda, biyokimya alanında çalışan Dr. Alan Friedman tarafından başka korkutucu toksik maddeler de bulundu. Deltorfin ve delmorfin adlı bu kimyasallar ilk kez Güney Amerika’da, zehirli bir kurbağa türünün derisinde keşfedildi. Yerliler, düşmanlarını felç etmek için oklarının ucunu bu kurbağanın salgıladığı mukusa batırıyorlardı. Deltorfin ve delmorfin, son derece güçlü nörotoksinlerdir. Dr. Friedman bu toksinleri kurbağanın değil, kurbağanın derisinde yaşayan mantarların ürettiğini düşünüyordu. Bu mantarların otistik çocukların bağırsaklarında ortaya çıkması mümkündür. Gelecekteki araştırmaların bu konuyu açıklığa kavuşturacağını umuyoruz.

GAPS hastalarında başka bir dizi güçlü toksin daha tespit edildi ve araştırıldı. Bu kitapta bunların hepsini inceleyemeyiz. Ama bilmemiz gereken önemli nokta, GAPS’lı çocukların ve yetişkinlerin oldukça toksik bireyler olduğudur. Bu toksisite sindirim sistemlerinden kaynaklanır. Bu yüzden tedavi için herşeyden önce kişinin sindirim sistemine odaklanmalıyız.

Kaynak: GAPS Bağırsak ve Psikoloji Sendromu, Uzm. Dr. Natasha Campbell-McBride MD, Sayfa 49-57, Adalin Yayınları, 2014.

MİKROBİYOM TIBBI İLE İLGİLİ MAKALELER:

h_icimizdeki-dunya-mikrobiyom2

h_big_mikrobiyata1

OTOİMMÜN HASTALIKLARDAN KURTULUŞ YOLUNDAKİ İLK TEMEL ADIM .. ALS, ASTIM, BEHÇET, ALZHEIMER, ÜRTİKER, CROHN, ÜLSERATİF KOLİT, AKNE ROZASEA, GULLIAN-BARRE, SİSTEMİK LUPUS, MULTİPL SKLEROZ, MS, HASHİMOTO TROİDİTİ, ADDİSON, FİBROMİYALJİ, IGA NEFROPATİ, VİTİLİGO, OTİZM, DERMATOMİYOZİT, ANKİLOZAN SPONDİLİT, HEMOLİTİK ANEMİ, ÇÖLYAK, REAKTİF ARTİRİT, ALOPESİ AREATA, TİP1 DİYABET, EGZAMA, SEDEF MYASTHENİA GRAVİS, GRAVES, ROMATOİD ARTİRİT, FONKSİYONEL TIP, CEMİL SÜLEMİ, ULTRA TEDAVİLER, HACAMAT, TIBBİ HACAMAT, TIBBİ HİCAMET, SÜLÜK, HİCAMET, APİTERAPİ, FİTOTERAPİ, SÜLÜK, HİRUDOTERAPİ, AROMATERAPİ, TIBBİ BESLENME, TIBBİ PERHİZ, RUKYE, YAĞLI KUPA, RENK TERAPİSİ, PSİKOTERAPİ, ŞİFA, DUA, NEBEVİ TIP, AĞIR METAL, DOĞAL ŞELASYON, ALTERNATİF TIP, DOĞAL TEDAVİLER, GDO, ŞEKER, ORGANİK, EKOLOJİK, SAFRA, YUNAN TIBBI, İSLAM TIBBI, ALGOLOJİ, FONKSİYONEL ALGOLOJİ, KRONİK AĞRILAR, KRONİK HASTALIKLAR, BUZDAĞININ ALTI, HASTALIK NEDENLERİ, MİKROBİYATA, FAYDALI BAKTERİLER, MİGREN, ROMATİZMA, BAŞ AĞRILARI

h_big_hasta_bagirsak_ne_yem

Reklamlar