OTOİMMÜN HASTALIKLARDAN KURTULUŞ YOLUNDAKİ İLK TEMEL ADIM .. ALS tedavisi, ASTIM tedavisi, BEHÇET tedavisi, ALZHEIMER tedavisi, ÜRTİKER tedavisi, CROHN tedavisi, ÜLSERATİF KOLİT tedavisi, AKNE ROZASEA tedavisi, GULLIAN-BARRE tedavisi, SİSTEMİK LUPUS tedavisi, MULTİPL SKLEROZ tedavisi, MS tedavisi, HASHİMOTO TROİDİTİ tedavisi, ADDİSON tedavisi, FİBROMİYALJİ tedavisi, IGA NEFROPATİ tedavisi, VİTİLİGO tedavisi, OTİZM tedavisi, DERMATOMİYOZİT tedavisi, ANKİLOZAN SPONDİLİT tedavisi, HEMOLİTİK ANEMİ tedavisi, ÇÖLYAK tedavisi, REAKTİF ARTİRİT tedavisi, ALOPESİ AREATA tedavisi, TİP1 DİYABET tedavisi, EGZAMA tedavisi, SEDEF tedavisi, MYASTHENİA GRAVİS tedavisi, KAS ERİMESİ tedavisi, GRAVES tedavisi, ROMATOİD ARTRİT tedavisi, FONKSİYONEL TIP, CEMİL SÜLEMİ, ULTRA TEDAVİLER, HACAMAT, TIBBİ HACAMAT, TIBBİ HİCAMET, SÜLÜK, HİCAMET, APİTERAPİ, FİTOTERAPİ, SÜLÜK, TIBBİ SÜLÜK, HİRUDOTERAPİ, AROMATERAPİ, TIBBİ BESLENME, TIBBİ PERHİZ, RUKYE, YAĞLI KUPA, RENK TERAPİSİ, PSİKOTERAPİ, ŞİFA, DUA, NEBEVİ TIP, TIBBI NEBEVİ, AMALGAM, CİVA ZEHİRLENMESİ, KADMİYUM ZEHİRLENMESİ, AĞIR METAL, DOĞAL ŞELASYON, ALTERNATİF TIP, TAMAMLAYAICI TIP, DOĞAL TEDAVİLER, GDO, ŞEKER, ORGANİK, EKOLOJİK, SAFRA, YUNAN TIBBI, MİZAC, MİZAÇ, İSLAM TIBBI, ALGOLOJİ, FONKSİYONEL ALGOLOJİ, KRONİK AĞRILAR, KRONİK HASTALIKLAR, BUZDAĞININ ALTI, HASTALIK NEDENLERİ, MİKROBİYATA, FAYDALI BAKTERİLER, MİGREN, ROMATİZMA TEDAVİSİ, BAŞ AĞRILARI, KRONİK BAŞ AĞRISI TEDAVİSİ

FONKSİYONEL ALGOLOJİ (1) : BEDENSEL NEDENLERE BAĞLI KRONİK AĞRI TEDAVİSİNDEKİ KAYIP YOL HARİTASI

Fonksiyonel Tıp, binlerce yıldır birçok tıp sisteminde uygulanan bir paradigma (bakış açısı) olmasına rağmen, yeni modern versiyonu ile aslında dünyada daha yeni yeni ses getiren ve hızla yükselen bir tıp ekolüdür. İşlevsel Tıp, 21. yüzyılın tıbbı, tıbbın geleceği ve modern tıbbın ötesi olarak ta ifâde edilen bu tıp ekolünde, hastalıktan çok hastaya ve belirtilerden çok nedenlere bakılırken, tedavide sentetik ilaçlar ile sınırlı kalınmayıp, perhiz, beslenme ve doğal tedavi yöntemlerine de kucak açılır.

Fonksiyonel Tıp, paradigma itibari ile kadim birçok tıp sistemine benzerlik gösterse de, başlıca ayrıştığı nokta, modern gelişmeler ve kadim yöntemleri sentezleyerek, hastalığın tüm altta yatan gerçek nedenlerine yönelik bütüncül çözümler sunmaya çalışmasıdır.

Louis Pasteur’ün (1822-1895), mikrop teorisi, bugün modern tıp olarak bilinen alopatik tıbbın ilk temellerinin atılmasına yardımcı olmuştur. Halbuki, Louis Pasteur, ölüm döşeğinde iken “Bernard haklıydı, mikrop hiçbirşeydir. Çevre ise herşeydir” diyerek, mikrop teorisinden vazgeçerek, vücudun iç ortamının dengesini savunan fizyolog Claude Bernard’ın (1813-1878) görüşüne katılmıştır. (bknz. Büyük tartışma: Hastalıkların Nedenleri)

Alopatik tıp olarak bilinen ve hastalıkların sadece belirtilerini yok etmeye çalışan bu tıp ekolü, dünyada konvansiyonel yani en yaygın tıp haline gelmeyi başarmış ve dev farmakoloji sektörü ve sahip olduğu dev medya sayesinde kendisini modern, çağdaş, bilimsel ve ortodoks (doğru tıp) olarak tanımlarken, binlerce yıldır uygulanan tüm diğer tıp paradigmalarını ve tedavi yöntemlerini gerici, felsefi, bilimdışı ve şarlatan olarak ilan etmiştir.

 Dr. İlknur Arslanoğlu şöyle der : “Akut ağır fiziksel ve kimyasal etkenlere bağlı olanlar kısmen bunun dışında kalmak koşuluyla, hemen hemen tüm edinsel hastalıklar, bağışıklık sistemimizin kontrolünde seyreder. Biz ise, kendimizi bildik bileli beslenme, iyi insani iletişim, telkin, hava değişimi, dinlenme, bitkisel ve diğer alternatif geleneksel tedaviler gibi, temelde bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıkların yan etkisiz bir yolla çözümünü sağlayabilen tedavileri demode veya gerici veya akıldışı bulmaya koşullandırıldık.” (1)

 Prof. Dr. Ahmet Aydın şöyle der : “Bu arada modern denilen tıp, binlerce yıldır uygulanan geleneksel tıbbı küçümsememeli ve ondan yeterince faydalanmalıdır.” (2)

 Alopatik tıp, hem akut hem kronik ağrıları, bir hastalık belirtisi olarak kabul edip, o hastalığın belirtilerini yok etmeye çalışırdı. Ancak, son 10 yılda, kronik yani uzun süren ağrılara bakışı değişerek, bunu bir hastalık belirtisinden öte bir hastalık olarak görmeye başlamış ve bu konuda bu sefer çifte hataya düşmüştür. Kronik ağrıları, bozuk bir zile benzeterek, bu bozuk zilin sesini kesmeye yönelik işlemler geliştirilmeye başlanmıştır.

Alopatik tıbbın paragidmasında, aslında birçok bozukluk olması ile birlikte, bunların en büyüğü, temel paradigması olan, hastalıkları nedensel değil de belirtisel olarak tedavi etmeye çalışmasıdır.

Prof. Dr. Ahmet Aydın şöyle der : “İşte, öğrencilere, modern tıbbın karanlık yüzü iyice anlatılmalıdır. Pisliği halının altına süpürmek olarak tanımladığımız semptomları tedavi etmek, rantiyeci tıbbın kârına kâr katıyor ama hastalara faydadan çok zarar veriyor. Öğrencilere verilen derslerde hastalık oluşum mekanizmaları iyice anlatılmalı ve hastalıkların gerçek nedenleri üzerinde durulmalı”. (3)

Fonksiyonel Tıp, kronik ağrılara, hiçbir zaman bir hastalık olarak bakmaz. Ağrının belirti mekanizmalarını bulup, bu mekanizmaları sadece geçici olarak devre dışı bırakmak yerine, kronik ağrıların altta yatan tüm gerçek nedenlerini araştırıp bunlara yönelik doğru ve kalıcı çözümler bulmaya çalışır.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları ise, her bir Fonksiyonel Tıp uzmanı gibi, kronik ağrının, altta yatan nedenlerini bulup bütüncül çözümler sunmaya çalışırken, bir veya birçok hastalığın belirtisi olan bu tür kronik ağrıları da fonksiyonel çözümler ile yani vücudun herhangi bir fonksiyonunu ve işlevini bozmadan dindirmeye çalışırlar. Sinir blokları, vücudun işlevini bozan sentetik ağrı kesiciler ve nedene yönelik olmayan cerrahi işlemler yerine, nedene yönelik ve vücudun hiçbir işlevini bozmayan çözümler üretmeye çalışırlar.

İşte, Fonksiyonel Algoloji uzmanlarının, bedensel nedenlere bağlı kronik ağrıların habercisini veya habercilerini teşhis edip bulmakta, tedavi etmekte ve kronik ağrıları fonksiyonel bir bakış açısıyla dindirmekte kullandıkları doğru yol haritası şudur:

1-Teşhiste, teknolojik tıbbi tetkikler ile yetinmemek.

Fonksiyonel Tıp, diğer bazı tıp ekolleri gibi, hiçbir zaman gerekli teknolojik tetkikleri reddetmez. Ancak, her zaman herşeyi bu tetkikler ile öğrenmek imkansız olduğu için, kronik ağrılı hastanın, hikayesini detaylı dinleyip, diğer teşhis yöntemlerini de ihmal etmemek gerekir.

Bağırsak-psikoloji ve bağırsak-fizyoloji ilişkisini derinlemesine çalışan en meşhur hekimlerden biri olan nöroloji ve beslenme uzmanı Dr. Natasha Campbell-McBride şöyle der : “Ne yazık ki şimdiye kadar yaptığımız dışkı testleri oldukça ilkel. Bu konuda yapılan araştırmalara yapılan yatırım oldukça yetersiz. Dışkı analizinin geçerliliği, sadece kalın bağırsak lümeninde hangi mikropların olabileceğini gösterdiği için tıp profesyonelleri arasında tartışma konusu. Bağırsağın en önemli sakinleri, bağırsak duvarında yaşayan müral bakteriler hakkında hiçbir bilgi vermiyor. Bağırsağın bütünlüğünü, bağışıklığımız üzerinde çok önemli rol oynayan yiyecekleri sindirme ve emme yeteneğini sağlayan bakteriler bunlar. Bağırsak duvarı biyopsisi ve onu takiben yapılan mikrobiyolojik analizlerle yapılan az sayıda araştırma, müral bakterilerin bağırsak lümeninde yaşayanlardan çok farklı olabileceğini gösteriyor. Bunun ötesinde dışkı analizi, kalın bağırsaktaki mikrop nüfusunu yansıtmaktadır. Bağırsakta çok önemli olan, sindirim ve emilimin gerçekleştiği daha üst kısımlardaki yaşamı yansıtmaz. Ne yazık ki konu bağırsak florasını test etmek olduğunda daha başlangıç aşamasındayız”. (4)

Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın şöyle der: “Acaba, bırakın hastasının kalbine başını koyup onun iç dünyasına girerek, onu anlamaya çalışan doktoru, hastasının nabzını tutan kaç meslektaşımız kaldı ki! Yazık, çok yazık… Bazı özellikli branşlar hariç, hastasının nabzını tutan hekimi ara ki bulasın ! …… 
Üzülerek belirtmeliyim ki, aklının, fikrinin, bilgisinin ve tecrübesinin ışığında hareket etmesi ve hastasının teşhis ve tedavisini planlaması gereken hekim, genellikle teknolojinin ve aletlerinin esiri olmuş durumdadır.
Hastasının , bırakın nabzını tutmayı, tansiyonunu ölçmeyi, yüzüne bile bakmadan, gerekli-gereksiz, ne amaçla istendiğini bile bilmeden, çarşaf gibi bir laboratuvar tahlil istek listesini ve pahalı tetkikler içeren radyolojik ve girişimsel inceleme talep formlarını ellerine tutuşturarak hekimlik yaptıklarını zannetmektedirler.” (5)

 2-Teşhiste, fonksiyonel ve belirleyici tıbbi tetkikler kullanmak.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, modern tetkikleri en üst düzeyde kullanırlar. Örneğin, kronik ağrıların ana nedenlerinden biri olan, magnezyum yetmezliğini test ederken yaygın uygulama olarak kandaki orana bakıp hataya düşmek yerine, kırmızı kan hücresi (RBC) element testini kullanırlar. Troid teşhisinde, mutlaka, FT3, RT3 ve  troid antikorları değerlerine de bakarlar. Kan düzeyindeki ağır metal oranına bakarak, bunu dokularda depolanan ağır metal düzeyi olarak kabul etmeyip daha belirleyici testleri seçerler.

Dr. Mark Hyman şöyle der: “ Modern tıbbın işleme tarzı, arabanızdaki arızayı, kaputu açıp içine bakmaktansa, çıkardığı sesleri dinleyerek tespite çalışmaya benziyor. Genellikle gözümüzün önündeki sorunları görmeyiz. Normal bir kan şekeri seviyeniz (100 mg/ld’nin altı) varsa yahut glikoz toleransı test sonucunuz (kan şekeriniz şekerli bir içecek aldıktan 2 saat sonra ölçülerek yapılan test) normal ise çoğu doktor diyabet öncesi (gizli şeker) probleminiz olmadığına sizi %100 temin edecektir. Maalesef %100 yanılıyorlar. Çünkü kaputun altına bakmıyorlar.
Hastalarımın çoğunun kan şekeri seviyesi son derece normalken, insülin seviyeleri aşırı yüksektir ve diyabet öncesi (gizli şeker) göstergesi olan diğer bütün metabolik bozukluklar mevcuttur. Fakat çoğunluğuna diyabet öncesi teşhisi konulmamış halde bana gelirler. 100 mg/dl’nin üzerinde bir kan şekeri seviyesi ve 140mg/dl’nin üzerinde bir 2-saatlik glikoz toleransı seviyesi ile diyabet öncesi teşhisi koymak tarzındaki kısıtlı geleneksel yaklaşımla bile yüzde %90 insanın durumu teşhis edilmemektedir. Çünkü doktorlar insülini ölçmüyorlar.
Bir dakika düşünün, dünyanın “en iyi” sağlık hizmeti veren ülkesi Amerika’da, en yaygın kronik hastalığa yakalanan insanların %90’ı teşhis edilmemiş durumda.”  (6)

Dr. İlknur Arslanoğlu şöyle der: “Taşları bağlayıp köpekleri salıyorlar. Aslında köpekleri çok severim ama özdeyiş böyle… Beni çileden çıkaran defalarca yaşadığım bir durum: Kişi kalp krizi geçirmiştir. Stent, by-pass falan. Elinde bir lipit düşürücü ilaç. Bana tahlillerini gösterir “kollessttrôlüm (özellikle böyle yazdım, okunuşunu siz hayal edin, orta sınıf-yarı aydın bir zat) yüksekmiş” diyerek. Zatın kolesterolü normal veya hafif yüksek, trigliserid orta veya çok yüksek, açlık kan şekeri hafif veya orta yüksek. Damar hastalığının bir numaralı nedeni glukoz intoleransı, insülin direnci atlanmış. Şimdi o kardiyologlar Canan Efendigil Karatay hocayı linç ediyorlar… (Bu arada taş-köpek karşıtlığı haşa CEK-Klasik kardiyologlar kavgası anlamında değil, kolesterol-şeker olarak kast edilmiştir!)”. (7)

 3-Teşhiste, hastaya at gözlüğü ile değil de, bütüncül bir bakış ile bakmak.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, vücuda bir bütün olarak bakıp, moleküler biyolojiden daha çok sistemik biyolojiye önem verip, çaprazlama ilişkileri ve etkileşimleri ve tüm organların sistemik bir beraberlik ve ahenk içinde işleyişini incelerler. Beden, birbiri ile bağlantılı bir ağ gibidir. Bir ucunu biraz çekerseniz tüm ağ bundan etkilenir.

Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın alopatik tıbbın bu konudaki durumu şöyle açıklar: “Neredeyse “Ben sadece sağ kulak uzmanıyım, sol kulaktan anlamam” diyecek duruma geldik!”. (8)

Dr. Mark Hyman şöyle der: “Genellikle, bir insanın birden fazla şikayeti olduğunda ve doktoruna bu şikayetlerini sorduğunda şu cevabı alır: “Bu ziyarette sadece bir sorunla ilgilenebiliriz” ya da, bi tanesi ciltteki kızarıklıklar için, diğeri eklem ağrıları için, diğeri reflü için, diğeri migren için vs. yarım düzine doktora yönlendirilirler. Kimse, “Herşey birbiriyle nasıl bağlantılıdır?” diye sormaz. Devlet sağlık sigortalı ortalama bir hastanın altı doktora ve beş ilaca devam etmesine şaşmamalı. İşin sırrı bağlantıları çözebilmektedir”. (9)

Fonksiyonel Algoloji uzmanları ise, bir organın veya vücudun sadece tek bir sisteminin değil, bir bütünden ibaret olan hastanın süper genel uzmanlarıdır.

 Dr. Mark Hyman şöyle der: “Sistemler biyolojisi adı verilen, tamamıyla yeni bir bilimsel alana dayanan bir tedavi metodu olan fonksiyonel tıbbın temelinde bu biyolojik ağı anlamak yatar. Sistemler biyolojisi, vücuttaki sistemlerin, nasıl birbiriyle ilişkisi bulunmayan ayrı ayrı organlar ve vücut parçaları olmaktan ziyade, birbirleriyle içiçe bağlantılı olduklarını anlamaya çalışır. Tıpta uzmanlaşmaya bakış açısı – tıbbı organlara, hastalıklara, coğrafyaya (lokasyona) ve belirtilere göre düzenlemek –  hatalıdır ve modern tıbbı büyük bir kriz noktasına getirmiştir.
Hastalıklara bakış açımızın modası geçmiştir ve son bilimsel ilerlemelerden faydalanılmamaktadır. Fonksiyonel Tıp ise, mevcut bilimin en iyisini ve sistemler düşüncesini uygulamaktadır”. (10)

4-Teşhiste, kronik ağrının altında yatan tüm nedenlerini araştırmak.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, kronik ağrının altında yatan tüm nedenleri bulmadan, tedavide 100% başarıya ulaşmanın imkansız olduğuna inanırlar. Kronik ağrılar, tek bir nedenden meydana gelebileceği gibi çoğu zaman birçok nedenden ötürü meydana gelir.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, bir ağrı detektifi gibi, nedenleri araştırırken daha derine inip, o nedene neden olan kaynak nedenleri bile araştırır. Örneğin, magnezyum eksikliğine bağlı migren tedavi edilirken, magnezyum eksikliğinin kaynağı da araştırılır, civa zehirlenmesinden dolayı meydana gelen bir yetmezlik midir, yoksa besin yetmezliği kaynaklı mıdır, yoksa magnezyumun aşırı tüketimine yol açan stres ve detoksifikasyon süreci midir, yoksa emilim bozukluğu kaynaklı mıdır ? Yoksa hepsi veya birkaçı birden mi neden olmuştur bu magnezyum yetmezliğine ?

Ayrıca, alopatik tıbbın kısıtlı teşhis yöntemleri sonucu “nedeni olmayan kronik bir ağrı” demek yerine “nedeni alopatik tıp yöntemleri ile bulanamayan kronik bir ağrı” demesi daha bilimseldir. Zira, alopatik tıp olsun diğer birçok tıp sisteminin de, kronik ağrılarda, aramadığı birçok bedensel neden vardır. Bunlar, başlıca şöyledir:

  • Toksik ağır metaller.
  • Toksik gıdalar.
  • Toksik ilaçlar.
  • Çevresel toksinler.
  • Otonom sinir sistemini etkileyen bozucu alanlar.
  • Duvarı hasarlı ve aşırı geçirgen bağırsaklar.
  • Mikrobiyata bozuklukları.
  • Çeşitli bağ dokularındaki toksik birikim.
  • Mikrosirkülasyon bozuklukları.
  • Toksik diş hekimliği (kanal tedavileri, amalgam dolgular vb.).
  • Omurgadaki eksen bozuklukları.

Dr. Mark Hyman şöyle der: “Fonksiyonel tıpta, sadece “Bu hastalığa hangi ilaç iyi gelir?” sorusuna değil, “Neden” sorusuna cevap veririz. Soru, “Sende hangi hastalık var?” değil, “Vücudundaki hangi sistem veya sistemlerin dengesi bozuldu?” sorusudur. Amaç, bu sistemlerin normal işlevlerini neyin bozduğunu ve bu ideal işlevi en iyi bir şekilde nasıl sağlayabileceğimizi anlamaktır. Ben, hastalara mükemmel laboratuvar testleri yaptırmakla pek ilgilenmiyorum. Zira, gördüğümüz gibi bu testler bize herşeyi göstermiyor. Benim çabam daha ziyade, hastaların vücutlarındaki belli sistemlerin çalışıp çalışmadığını tespit etmelerinde onlara yardımcı olmak, sonra da işbirliği içinde onları dengeye sokmaktır.

Bu ancak, belirtileri gidermekle değil, bütün sistemi dengeye sokmakla olur. Bunu, bitkiyi değil, toprağı iyileştirmek olarak düşünebiliriz. Nasıl ki toprak sağlıklı olduğunda, gübre ya da böcek ilacına gerek yoksa, vücudunuzun sağlıklı olduğunda da ilaca ihtiyacı yoktur.
Bugün birçok ilaç, evet-veya-hayır derecesinde kesin ve genellikle hastalığın altta yatan nedenlerini ve gizli belirtilerini ıskalayan teşhislere dayanılarak veriliyor. Çoğu konvansiyonel hekim için bir hastalık vardır yada yoktur; diyabetiniz vardır ya da yoktur. Onlar için gri bölge yoktur.
Bu tarz hekimlik en açık ifâdeyle yanlıştır. Çünkü bu, fizyoloji, biyoloji ve hastalığın en temel yasalarından birini gözden kaçırır. İşte bu Süreç Konseptidir. Optimum sağlıktan gizli dengesizliğe, buradan ciddi işlev bozukluğuna, buradan da hastalığa bir süreç vardır. Bu sürecin herhangi bir noktasında müdahele edebilir ve süreci tersine çevirebiliriz. Ne kadar erken harekete geçersek o kadar iyidir”. (11)

5- Teşhiste, masum ve gerekli belirtileri suçlu ilan etmemek.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, kronik ağrıların, altta yatan tüm nedenleri ararken, kolestorol, yüksek tansiyon ve yüksek ateş gibi, vücudun masum ve gerekli belirtilerini veya oluşturduğu elzem maddeleri suçlu ilan etmezler.

Prof. Dr. Ahmet Aydın şöyle der: “Kolesterol doğal bir yapı taşıdır, onarıcıdır, safra asitleri ve birçok hormonun sentezinde kullanılır. Damar sisteminde bir problem var, bir enflamasyon var ki, kolesterol yükseliyor. Siz bu nedeni araştırmıyorsunuz, ortadan kaldırmıyorsunuz, kolesterole yükleniyorsunuz. Her yerde yangın görüyorsunuz mesela, her yangın yerinde itfaiyecileri de görüyorsunuz ve bundan sonra şu sonucu çıkarıyorsunuz. İtfaiyeciler yangın çıkarıyor! Durum aynen böyle.” (12)

Başka bir yerde de şöyle der: “Hipertansiyon bir hastalık değil, HHA sisteminin uyum sağlamak üzere geliştirdiği, vücudun kendini korurken bir takım zararlara da maruz kaldığı klinik bir tablo. Yani sebep değil bir sonuç. Asıl neden, kasılarak içinde bulunan kanı vücudun organ ve dokularına gönderen atar damarların bir şekilde esnekliğini kaybederek sertleşmesi… Hipertansiyon damarı sertleşmiş bir hastada kanı hayati merkezlere (beyin, böbrek vb.) gönderen bir aracı. Sebebi ortadan kaldırmadan sonucu ortadan kaldırmaya çalışan tedaviler, faydasız olduğu gibi zararlı da olabilirler. Üstelik hiçbir çift kör-plasebo kontrollü çalışmada tansiyonun düşürülmesinin kroner kalp hastalığını önlediği gösterilmemiş ”. (13)

6-Tetikleyici faktörler ile ana nedenleri birbiriyle karıştırmamak.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, diğer tıp ekollerinin araştırmadığı birçok organik (bedensel) nedenleri araştırdıkları için, stres gibi tetikleyici faktörleri hastalığın ana nedeni olarak göstermeye çalışmazlar. Modern hayatta insanların çoğu stresli iken neden bazıları migren oluyor da diğerleri olmuyor ?! Demek ki stres vb. tetikleyici faktörler hastalığın ana nedenlerine ve zeminine sahip olan insanlara etki ederken, hastalığın ana nedenlerini barındırmayan diğer insanlara etki etmiyor.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, sekonder (2.cil) kronik ağrı nedeni olan tetikleyici faktörler ile primer (1.cil) kronik ağrı nedeni olan kaynak nedenleri birbirinden ayırd ederek, sekonder (2.cil) kronik ağrı nedenlerini ve tetikleyici faktörleri ihmal etmeden, daha çok primer (1.cil) kronik ağrı nedenlerine odaklanırlar.

7-Tedavisi yok yanılgısına kapılmamak.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, alopatik tıbbın eskimiş ve eksik textbooklarının güncellenmesini ve farmakolojinin iznini beklemeden dünyanın dört bir yanındaki her türlü bilimsel yenilikten istifâde edip sürekli araştırdıkları için bu yanılgıya kapılmazlar.

Prof. Dr. Ahmet Aydın şöyle der: “Yapılan pek çok bilimsel araştırmanın verileri eğer gıda ve ilaç sanayinin satışlarını azaltıyorsa klasik kitaplara giremiyor. Önemli sayıda hekimimiz maalesef tıp literatürünü ilaç firmalarının dağıttıkları broşürler aracılığı ile izliyor. Ne zaman internet yaygınlaştı, pek çok şeyden haberimiz olmaya başladı. Ta 1930’lu yıllarda yazılmış birçok değerli literatüre ulaştık.” (14)

Dünyaca ünlü bir ağrı profesörünün başedemediği ve ilaçlara yanıt vermeyen kronik nöropatik ağrısının tedavisine ilk başladığımda bana “bizim textbooklarda tedavisi yok” dedikten sonra, ağrıları, bendenizin kullandığı özel bir tedavi stratejisi ile birkaç terapi içeren kombinasyonlu tedavi seansları sonrası ağrısının büyük bir kısmından kurtulduğunda hayrete düşmüştü. Nörogenez ve kök hücre tedavileri gibi devrim açan bilimsel çalışmalar gözönünde bulundurulunca, aslında birçok şeyin mümkün olduğunu ancak birçok bilimsel çalışmaların textbooklara bilerek veya bilinmeyerek girmediğini görüyoruz.

Prof. Dr. Ahmet Aydın, “Modern tıp müthiş artış gösteren kronik hastalıkların çaresini niye bulamıyor?” sorusuna şöyle cevap verir : “ Bulamıyor mu? Yoksa bulmak mı istemiyor, onu tartışmamız gerekiyor. Tabii önce tıbbı bilimsel tıp ve rantiyeci tıp olarak ikiye ayırmak gerekiyor. Bu ikisinin arasındaki makas da gittikçe açılıyor. Yoksa tıp teknolojisinde muazzam ilerlemelere rağmen kronik hastalıklardaki müthiş artışı izah etmeniz mümkün değil.

Temel amacın, acıları dindirmek ve hastalıkları iyileştirmek olduğunu söylediğimiz tıp artık yaşamımızın her anını belirleyen, yönlendiren bir olgu haline geldi. Artık bilim masumiyetini kaybetti, ırzına geçildi. Hastalıklara ilaç değil, ilaçlara hastalık aranıyor.” (15)

Alopatik tıbbın savunduğu bilimselliğe göre, mesnetsiz ve ispatsız bir şekilde “şu kronik ağrının tedavisi yok” demek bilimsel değildir. Bunun yerine “tedavisini henüz bilmiyoruz” veya “bizim tek anladığımız (!) sentetik ilaçlar ve cerrahi yöntemlerimiz ile tedavisi yok” demek daha bilimseldir.

8-Altta yatan tüm nedenleri, gerekli tüm fonksiyonel tedaviler ile çözmeye çalışmak.

Kronik ağrılar, bazen tek hamle ile bile tedavi edilebildiği gibi, çoğu kez birçok nedene bağlıdır. Ayağınıza 20 diken batmış ise, sadece bir tanesini çıkarıp bir ağrı kesici ile ağrılarınızdan kurtulamazsınız. Tüm dikenleri tek tek çıkardıktan sonra, en uygun tedavileri uygulamadan ağrınızdan kurtulmanız mümkün değildir.

Birçok insan, X yada Y yada Z hastalığı için sürekli sadece “tek bir tedavi” peşinde koşar, “tek bir tedavi” buluşunu bekler ve bu uğurda tonlarca bağış yapmaya hazırdır. Örneğin, hem hareketsizlik, hem toksisite, hem enfeksiyon, hem mikrobiyata bozukluğu, hem besin yetmezliği gibi uzunca liste nedenlere bağlı gelişen kronik bir ağrı hastası bile, fast food tarzında tedavi arayışına girer. İşte, alopatik tıp, insanları bu şekilde programlamıştır. Bu yanlış bakış açısının nedenini şu eski bir atasözü çok özetle anlatıyor.

“Elindeki herşey sadece çekiç ise, herşey sana çivi gibi gözükür”.

Genel itibari ile, alopatik tıp uzmanları olsun, alternatif terapi yöntemlerinin uzmanları olsun, herkes, sahip olduğu tek tedavi yöntemi ile her kronik ağrıyı veya her hastalığı çözebileceği zannına kapılır.

Özellikle, alopatik tıbbın tedavi edemediği kronik birçok ağrıyı, bazen tek bir terapi yöntemi ile tedavi edebilen, akupunktur, tıbbi hicâme, kayropraktik gibi güçlü ve etkin doğal tedavi uzmanlarının birçoğu veya birçok zaman birçok kronik ağrıda etkin sonuçlar veren, nöralterapi ve proloterapi gibi bazı yeni geliştirilmiş terapi yöntemlerinin uzmanlarının da bir çoğu, her kronik ağrıyı, sadece bu terapi yöntemi ile tedavi edebileceklerini zannedip, tedavide bütünsellikten ayrılmış olurlar. Halbuki, uzun liste ve birbirinden farklı nedenlere bağlı kronik ağrılar çoğu kez birkaç veya birçok terapi gerektirebilir.

Fonksiyonel tıp uzmanları, kronik ağrıların ve kronik hastalıkların altta yatan tüm nedenlerini gerekli tüm tedaviler ile çözmeye çalışırken tedavide fonksiyonel bakışı unutmamaları gerekir. Öyle ki, tedavilerin de fonksiyonel olma gerekliliği, başta alopatik tıp menşeli fonksiyonel tıp uzmanları olmak üzere bazı fonksiyonel tıp uzmanları tarafından gözardı edilen bir konudur.

Fonksiyonel tıbbın paradigmasını tedavide uygulamak için, uygulanan tedavilerin, vücudun herhangi bir fonksiyonuna (işlevine) zarar vermemesi gerekir. Çünkü fonksiyonel tıbbın, hedefi, vücuda bir bütün olarak bakıp, sadece bir fonksiyonu değil tüm fonksiyonları (işlevleri) dengelemektir. Eğer uygulanacak herhangi bir tedavi yöntemi, vücudun herhangi bir işlevine zarar veriyorsa, bu hem fonksiyonel tıbbın ana hedefine, hem de tedavideki bütünsel bakışa aykırı düşer. Tedavide, elbette, aşamalı strateji olabilir. Ancak, tedavideki hiçbir aşama, vücudun bir fonksiyonunu restore etmek uğruna olsa bile, vücudun herhangi başka bir fonksiyonuna (işlevine) zarar vermemesi gerekir.

Prof. Dr. Ahmet Aydın şöyle der : “Aslında tıp bilim değil, sanattır. Ama sanatını bilimsel yöntemler ile birleştirmelidir.” (16)

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, kronik ağrıyı bir düşman kalesi olarak belleyip, kronik ağrının altta yatan gerçek nedenlerini her yönden sarıp, o kaleyi düşürmek için hangi yöntemler ve hangi aşamalar gerekiyorsa hepsini hikmetli bir strateji doğrultusunda ve vücudun herhangi bir fonksiyonuna (işlevine) zarar vermeden, yüksek mahâret ve ustalıkla uygulamaya çalışırlar.

9-Tıbbi perhize önem vermek.

Tıbbi perhiz muhakkak ki tedavinin başıdır. Tıbbi perhiz, sadece gıdalara mahsus olmayıp, her türlü kronik ağrıyı tetikleyen veya buna zemin oluşturan, toksik kimyasallardan ve dahi yanlış fiziksel veya psikolojik davranışlardan da uzak durmaktır.

Rafine şeker, rafine tuz, aylarca ekşimeyen endüstriyel kutu yoğurtlar ve bozulmayan uht sütler, genetiği değiştirilmiş, ziraii ilaçlar ve atom bombası etkisi ile mikrobiyatayı harap eden sentetik antibiyotikler ile zenginleştirilmiş (!) birçok toksik gıdaların ve binlerce kimyasalların ne kadar ciddi anlamda toksik  olduğunu ve ne derecede kronik ağrıya neden olduğunu daha yeni yeni anlıyoruz.

Birçoğu bağ dokusunda depolanan toksinleri tetkik eden teknolojik modern bir test olmadığı için konvansiyonel algoloji, böylesine çeşitli bağ dokularında biriken ve mikrosirkülasyon bozukluğuna neden olan toksinleri tespit edemez ve “organik bir neden” bulunmadı diyerek hem kendini hem de hastasını yanıltır.

Bağırsak duvarında meydana gelen çeşitli nedenlere bağlı hasar sonucu, bağırsakları aşırı geçirgen olan insanlarda, gluten ve kazein başta olmak üzere, kronik enflammasyonu ve buna bağlı olarak kronik bir ağrıyı, moleküler benzerlik mekanizması ile tetikleyen birçok gıdadan uzak durulmadığı takdirde, kişi istediği kadar ne tedavi uygularsa uygulasın bu ancak bazen geçici bir fayda sağlar veya çoğu zaman faydasız bir şekilde sonuçlanır.

Fonksiyonel Tıp uzmanları, 2014 yılında Amerikada, sadece glutenin, kronik ağrılarda ve bir dizi hastalık ile ilişkisini işleyen uluslararası bir zirve düzenlemişlerdir.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, toksik gıdaların ve çevresel toksinlerin sistemik enflammasyonda, bağ dokusundaki mikrosirkülasyon bozukluğunda ve dolayısıyla nihai bir sonuç olarak kronik ağrılardaki etkisine önem verirler.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları ağzımıza koyduğumuz besinleri, en yavaş formda zehir veya en güçlü formda ilaç olarak kabul ederler. Ancak bu konudaki bilgi güçtür !

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, gıdalara bu bakışla bakarak, kronik ağrılara neden olabilecek toksik gıdaları, toksik kimyasalları ve çevresel toksinleri elimine etmeyi en öncül vazife olarak görürler.

10-Tıbbi beslenmeye önem vermek.

Genlerimizin artık sabit ve değişmez olmadığını biliyoruz. Birçok kronik ağrının altta yatan nedenlerini tedavi etmede en güçlü ilaçlardan biri de gıdalardır. Organik gıdalar ile, hangi genlerimizi aktive ediyoruz veya hangi genlerimizi susturuyoruz acaba ?!

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, besinlerin ağrılarda ne kadar etkili olduğu bilincine ve bilimine sahiplerdir. Fonksiyonel Algoloji uzmanlarına göre bizim bağırsak mikroplarımız neyi hazmediyorsa biz de oyuz. Kronik ağrıların, bazen susuzluğun bir sinyali ve alarmı bile olabiliceğini düşündüğümüzde beslenmenin ne kadar önemli olduğunu belki biraz olsun anlamış oluruz.

11-İkinci beyin olan bağırsaklara ve mikrobiyataya önem vermek.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, bağışıklık sisteminin %80’ini teşkil eden ve insan bedeninin hücrelerinin sayısının on katı kadar bakteri barındıran bağırsaklara ciddi önem verip, hastalıkların çoğunun bağırsaklarda başladığına ve mikrobiyatanın geleceğin tıbbı olduğuna inanırlar.

Fonksiyonel Algoloji uzmanlarına göre, kronik ağrılarda mikrobiyatayı onarmak en etkin ve en önemli kronik ağrı tedavilerinden biridir.

12-Toksik diş problemlerine önem vermemek.

Holistik veya biyolojik diş hekimliği yeni bir branş olup, konvansiyonel diş hekimlerinin %99’u bile bu konudan bi haberdirler. Halbuki, civalı amalgam diş dolguları, diş çürükleri ve toksik kanal tedavileri kronik ağrıların en ciddi ana nedenlerindendir.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları ise, çeşitli diş problemleri-kronik ağrı ilişkisi hakkında yapılan bilimsel çalışmaları, konvansiyonel diş hekimliği dışlamış olsa bile, bilimselliğinden dolayı kesinlikle önem verir ve hastaları holistik veya biyolojik diş hekimlerine yönlendirirler.

13-Omurgadaki eksen bozukluğuna önem vermek.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, omurgadaki eksen bozukluğunu, sadece migren ve ameliyatlık fıtık ağrıları gibi kronik ağrıların nedenlerinden biri olarak değil, iç organların dahi işleyişini bile etkileyecek derecede önemli bir faktör olarak ele alırlar.

 14-Toksik ağır metaller başta olmak üzere birçok nörotoksik ve hepatotoksik maddelerin  detoksifikasyonuna önem vermek.

Çeşitli bağ dokularında ve dahi hüclerin içinde biriken, başta ağır metaller olmak üzere birçok nörotoksik ve hepatotoksik maddelerden arınmadan, birçok kronik ağrıyı tedavi etmek imkansızdır.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, sinekler ile uğraşmak yerine, bataklığı kurutmaya çalışır. Arınma bendenize göre tıbbi perhizden sonraki uygulanması gereken ilk esas basamaktır.

15-Etkin ve bilimsel birçok doğal ve kadim terapi yöntemlerine önem vermek.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, özellikle bağ dokusundaki toksinleri arındırmaya, otonom sinir sistemini regüle etmeye, lenfatik sirkülasyonu desteklemeye, mikrosirkülasyon bozukluğunu ortadan kaldırmaya ve bağışıklık sistemini güçlendirmeye yönelik ve ayrıca vücudun ekosuna uyumlu (ekolojik), özellikle çok yönlü etkisi olup, vücudun bir yerini tedavi ederken başka birçok yerini de onaran, yan etkisiz, birçok doğal ve binlerce yıldır eskimeyen tedavi yöntemleri hakkında kendilerini geliştirirler veya en azından bu tür terapilerin işleyiş mekanizmalarını, endikasyonları ve kontraendikasyonları iyice öğrenip gerektiğinde işin ehli bir uzmana yönlendirirler.

Hipokrat şöyle der : «Geçmişteki insanların tecrübelerini bir kenara atıp doğru yolu sadece yeni tedavilerde bulacağını zannedersen kendini ve etrafındaki insanları kandırmış olursun ».

16- Zor kronik ağrıların tedavisinde, zor, komplike ve pahalı tedaviler değil gerçek tedaviler peşinde koşmak.

Basit bir ağrı, birçok nedene bağlı ve bu yüzden birçok tedavi gerektirebilirken, çok zor sanılan ağrılar bazen basit gözüken bir tedavi ile de geçebiliyor.

Prof. Dr. Ahmet Aydın şöyle der : “Damar bir kez sertleştikten sonra bir daha ameliyatsız düzelmez efsanesi var ya. Kliniğimizde yapılan bir çalışmada şişman çocukların damar kalınlıkları ve esneklikleri ölçüldü. Sonra bir bölümüne düşük yağlı, bir bölümüne düşük karbonhidratlı diyet uygulandı. Yağı azaltılan grupta hiçbir iyileşme görülmezken, şekeri kısıtlanan grupta damarda belirgin incelme, esneklikte bariz artma saptandı. Bu deneyler çok zor değildir. Bazı basit kan testleriyle de beslenme biçiminin bedene etkileri izlenebiliyor.” (17)

Fonksiyonel Algoloji uzmanlar, işlevsel olarak ana nedenler ile meşgul oldukları ve birçok tedavi seçeneklerini kucakladıkları için, zor tedaviler değil de doğru tedaviler peşinde koşarlar. Bazen onlarca yıldır süren kronik bir ağrının bile çözümü, çok basit ve hiç masrafsız olarak bir besinden uzak durmak, yada tekil bir terapi yöntemi bile olabilir.

Prof. Dr. Yavuz Yörükoğlu şöyle der: “Çok zaman en ağır hastalıkların tedavisi ileri teknoloji eseri cihazlar ve ameliyatlar değil, en basit ve doğal yöntemlerle olmaktadır.” (18)

 17- Bedensel nedenlere bağlı ağrıların tedavisinde psikolojik tedavileri ihmal etmemek.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, kronik bir ağrı, sadece bedensel nedenlere bağlı olsa bile, hasta olan kişiye, ruh ve beden bütününden meydana gelen bir insan olarak baktıkları için, psikolojik tedavi ve desteklerin mutlaka bedensel iyileşmeyi destekleyeceğini gayet iyi bilirler.

Hatta bedensel iyileşmeyi destekleyen psikolojiyi, sadece iletişim, sevgi, affetme, telkin, eğitim vb. faktörler ile değil, bilakis masaj, refleksoloji, aromaterapi, fitoterapi, akupunktur, tıbbi hicâme vb. biyolojik terapilerle de desteklerler. Zira herşey birbiri ile içiçe bağlantılıdır.

18-Fonksiyonel Kronik Ağrı Kontrolü.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, kronik ağrıların altta yatan nedenlerini tedavi ederken, insanın hayat kalitesini bozan, kronik ağrıları da fonksiyonel bir şekilde dindirmeyi unutmazlar.

Sentetik ağrı kesiciler, bazı biktisel ve doğal ağrı kesiciler, kortizonlar ve sinir blokları gibi girişimsel yöntemler vücudun birçok fonksiyonuna (işlevine) zarar vermektedir. Oysa, kronik ağrıları dindirirken, aynı anda vücudun birçok fonksiyonuna (işlevine) destek olan, tıbbi akupunktur, aromaterapi, fitoterapi, hirudoterapi ve tıbbi hicâme gibi birçok doğal ve binlerce yıldır kullanılan yan etkisiz yöntemler mevcuttur.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, kronik ağrıların altta yatan nedenlerini bütüncül bir yaklaşım ile tedavi ederken, mutlaka kronik ağrıyı da fonksiyonel (vücudun herhangi bir işlevine zarar vermeyen) yöntemler ile dindirmeye çalışırlar. İşte bu tarz, fonksiyonel kronik ağrı kontrolü, başlıbaşına bir sanattır. Bazen, birçok terapiyi kombinasyonlu uygulamak bile gerekebilir.

19-Fonksiyonel fizik tedaviye önem vermek.

Konvansiyonel fizik terapi uzmanları, ne yazık ki birçok kez bütünsellikten koparak, kas ve iskelet sistemine ve sorunlarına, bütüncül ve nedensel bakış ile bakmazlar. Örneğin, bir boyun fıtığı için verilen bir egzersiz veya uygulama sadece o kasa yöneliktir. Bu eksikliği hissedip, onu gidermeye çalışan fonksiyonel tıp uzmanlarına bir örnek olarak, Dr. Eric Goodman ve The Founder adlı fonksiyonel egzersiz sistemi çok güzel bir örnek teşkil eder.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, iskelet ve kas sistemi bütünlüğünü ve etkileşimini inceleyip, kas ve iskelet sistemi ile ilgili kronik ağrıların çözümünde, bazen ana tedavi, bazen de destek tedavi olarak, fonksiyonel fizik tedavi yöntemlerini seçerler.

20-Fonksiyonel cerrahi işlemlere önem vermek.

Tarihi inceleyenler bilir. Alopatik tıp uzun bir müddet cerrahlara bile doktor gözü ile bakmadı. Günümüz cerrahlarının birçoğu ise, alopatik tıp paradigmasından etkilenerek, bazen gereksiz, bazen gerekli olduğu halde uygulanmayan, bazen nedene yönelik olmayan ve bazen vücudun bazı fonksiyonlarını (işlevlerini) kötü etkileyen cerrahi işlemler uygulamaktadırlar.

Örneğin, karpal tunel sendromu ve bel-boyun fıtıkları gibi ağrılı bir durumun tedavisinde uygulanan cerrahi işlemler, hem bu ağrıların altta yatan nedenine yönelik değildir, hem fonksiyonel bir alternatifi olduğu için gereksizdir, hem de ağrı tekrar edebildiği için ve kalan yara izi bozucu bir alan teşkil ettiği için vücudun birçok fonksiyonuna (işlevine) zararlıdır.

Halbuki, bu tür vakalardaki kronik ağrılar, uzman ellerle uygulandığı takdirde, tıbbi akupunktur, tıbbi masaj, kayropraktik vb. yöntemler ile birçok kez cerrahi işleme gerek kalmadan bile çözülebilmektedir. İllaki de cerrahi işlem gerektiren, çok ağır vakalarda bile, klasik cerrahlar tarafından  sadece son yüzyılda unutulan veya bazıları tarafından unutturulan, yüzeysel, acısız, anestezi gerektirmeyen, iz bırakmayıp bozucu alan teşkil etmeyen, vücudun hiçbir fonksiyonuna (işlevine) zarar vermeyen, yan etkisiz ve nedene yönelik, yani tam anlamıyla fonksiyonel bir cerrahi işlem olan tıbbi hicâme uygulanarak (çeşitli bağ dokularındaki toksik maddelerin eliminasyonu, kas spazmının çözülmesi, mikrosirkülasyonun düzeltilmesi, lenfatik sirkülasyonun desteklenmesi ve doğal kök hücre stimülasyonu gibi birçok bilimsel etki mekanizması ile) çok hızlı sonuçlar elde edilebilir.

Klasik cerrahinin diğer bir yanlışı ise, klasik cerrahi müdahale gerektiren vakalarda, bundan kaçınmasıdır. Öyle ki, vücudun birçok fonksiyonunu (işlevini) etkileyen ve klasik cerrahi yöntem dışında hiçbir yöntem ile çözülmesi mümkün olmayan vakalarda, cerrahi işlemi uygulamamak ta fonksiyonel tıbba aykırıdır.

Örneğin, çıkması umulmayan ve migren gibi kronik ağrılara neden olan 20 yaş dişleri ve siniri alınmış ve kanal tedavisi iyi veya kötü yapılmış ölü dişler (uzunluğu 3 mile yakın tübüllerde biriken zararlı bakteri ve toksinlere ilaçların bile ulaşmadığı bir barınak sağladığı için), bazen klasik cerrahi işlem ile alınması gerekebilir.

Fonksiyonel Algoloji uzmanları, çok mecbur kalmadıkları takdirde, gereksiz ve nedene yönelik olmayan cerrahi işlemlerden uzak durup, nedensel, fonksiyonel ve gerekli cerrahi işlemlerin de geciktirmeden uygulanmasını öngörürler.

Son olarak ama herşeyden önce …

Unutmamak gerekir ki, şifâ ve kronik ağrılardan kurtuluş bir nasip ve büyük bir nimettir. Bu yüzden bir yandan doğru tedavileri araştırmak gerekir ve öbür yandan da asıl şifâyı bahşeden Yüce Allah’a, bizi en uygun şifâ vesilesine denk gelmemiz için, O’na içten yakarmamız ve dua etmemiz gerekir ki böyle büyük bir nimet ile nasiplenmeye mazhar olalım.

Zira, O dilemediği takdirde, ne konvansiyonel algoloji uzmanları ne de fonksiyonel algoloji uzmanları bize fayda veremez. ALLAH, bir kişiye şifâyı dilemedikçe, dünyanın en iyi Fonksiyonel Algoloji uzmanı dahi, kronik ağrısı olan hastanın ağrısının altında yatan nedeni bulmaya ve tedavi etmeye muvaffak olamaz !

Bazen tedavilerini basit sandığım genç insaların kronik ağrı tedavilerinin beklediğimden daha uzun sürdüğünü ve bazen tedavisini zor gördüğüm yaşlı insanların ise kısa sürede şifâyı bulduklarını görmem benim için büyük bir ibret olmuştur.

Zira, En Yüce Hikmet sahibi olan ALLAH, kuluna şifâyı ve kronik ağrısına dinmeyi dilemedikçe, hangi hekimin aklı doğruyu ve hikmeti bulabilir veya hangi hasta  doğru hekime ve doğru tedavilere muvaffak olabilir ki ?!

Maddi Sağlığınız ve Manevi Esenliğiniz Daim Olsun.

Cemil A. Sülemi
Bio-Dostu İntegratif Tıp Uzmanı
Hekim | Danışman | Araştırmacı | Yazar

Kaynaklar:
(1) Tıp Bu Değil, İlknur Arslanoğlu, sayfa 130, ithaki, 5. Baskı, 2012.
(2) Tıp Bu Değil, İlknur Arslanoğlu, sayfa 48, ithaki, 5. Baskı, 2012.
(3) Tıp Bu Değil, İlknur Arslanoğlu, sayfa 47, ithaki, 5. Baskı, 2012.
(4) GAPS Bağırsak ve Psikoloji Sendromu, Uzm. Dr. Natasha Campbell-McBride MD, Sayfa 44-45, Adalin Yayınları, 2014.
(5) Rabbim beni doktorlardan koru, sayfa 19-20, hayykitap, 1. Baskı, 2013.
(6) The Blood Sugar Solution, Mark Hyman, MD, sayfa 54, Little, Brown and Company, 1. Baskı, 2012, New York.
(7) Tıp Bu Değil, İlknur Arslanoğlu, sayfa 127-128, ithaki, 5. Baskı, 2012.
(8) Rabbim beni doktorlardan koru, sayfa 29, hayykitap, 1. Baskı, 2013.
(9) The Blood Sugar Solution, Mark Hyman, MD, sayfa 63, Little, Brown and Company, 1. Baskı, 2012, New York.
(10) The Blood Sugar Solution, Mark Hyman, MD, sayfa 58, Little, Brown and Company, 1. Baskı, 2012, New York.
(11) The Blood Sugar Solution, Mark Hyman, MD, sayfa 55-56, Little, Brown and Company, 1. Baskı, 2012, New York.
(12) Tıp Bu Değil, İlknur Arslanoğlu, sayfa 52, ithaki, 5. Baskı, 2012.
(13) Tıp Bu Değil, İlknur Arslanoğlu, sayfa 36-37, ithaki, 5. Baskı, 2012.
(14) Tıp Bu Değil, İlknur Arslanoğlu, sayfa 50, ithaki, 5. Baskı, 2012.
(15) Tıp Bu Değil, İlknur Arslanoğlu, sayfa 46, ithaki, 5. Baskı, 2012.
(16) Tıp Bu Değil, İlknur Arslanoğlu, sayfa 48, ithaki, 5. Baskı, 2012.
(17) Tıp Bu Değil, İlknur Arslanoğlu, sayfa 52, ithaki, 5. Baskı, 2012.
(18) Mustafa Koç’un Ardından adlı makalesinden, 29 ocak 2016.

KONU İLE İLGİLİ MAKALELER:h_big_fonksiyonel_tip_algo2

h_vucudunuza-kapa-ceneni-demeyi-birakin1

h_big_hastaliklara_isim_4

h_magnezyum_yetmezligine-fonksiyonel-bakis1

Reklamlar