ŞİFÂ YOLUNA İLETEN DUA NURU VE HASTALIK UÇURUMUNA GÖTÜREN KUSURLARIMIZ

Hepimizin yelken açtığı ortak rotadır huzur, saadet ve mutlu olmak. Sağlıklı olmadan da bu ne kadar mümkündür ki ?! Doğu ve batının malı ve şanı ayağına kadar gelmiş Kanuni bile yakınmamış mıydı o ünlü sözleri ile.

 Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi 
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi 

İşte, bazı şeylerin değeri kaybedince anlaşılıyor. Sonra birden soruyoruz biz neden hastayız ? Yediğimiz toksik gıdalar, sentetik ilaçlar, çevresel toksinler, ağır metaller veya oksidatif stres mi ? Evet, bunların hepsi ve fazlası doğru, ama bu işin kusurlarımız ile bir ilişkisi var mı diye hiç kendimize sorduk mu ?

Hastalık kimileri için yaptıkları zülme bir istihkak, kimilerine doğru rotaya dönmeleri için bir ikaz, kimileri için ise bir imtihandır.

Allah şöyle buyurdu:
“Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.” (Şura Süresi: 30)

Görmüyorlar mı ki, her yıl bir ya da iki kere imtihan ediliyorlar; sonra yine tevbe etmiyor ve ibret almıyorlar?” (Tevbe Süresi: 126)

Hastalığı eksik anlayanlar, şifayı da çoğu kez yanlış şekilde arar.

“Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur.” (Şuara Süresi, 80) Ayetini bile çok eksik anlarız çoğu kez.

Çoğu insan, Allah dilemediği takdirde hiçbir ilacın hastalığa etki etmeyeceği ile açıklar. Halbuki, ilacın hastaya ulaşmasına dek şifa olayında o kadar faktör vardır ki bunları hep unuturuz.

Her hastanın tedavisi ve ilacı farklıdır. Hastalıkları aynı olsa dahi her hastaya uygun ilaç tipi ve ilaç dozu farklıdır. Bazen tedavide tek bir ilaç yetmez ve birçok tedavi aynı anda uygulanması da gerekebilir.

Hekim’e bu yüzden hekim denmiş ya. Hekim hikmet sahibi demektir. Hikmet ise bir şeyi doğru yerine koymaktır. Hekimin vazifesi, kendindeki tıp ilmini ve sanatını kullanarak, hastaya en uygun tedaviyi/tedavileri en uygun şekilde vermesidir.

Hastalandığımız zaman bize Şifayı veren Allahtır. O, bizi doğru hekimi bulmada yardımcı olmazsa, yada bulduğumuz doğru hekim olsa bile bize doğru ilacı doğru dozda veya doğru tedavileri vermezse biz nasıl şifayı bulabiliriz ki !

Hatta biz, ilacımızı bilsek bile, Rabbimiz, bize onu içmeyi nasip etmezse biz yine Şifayı nasıl bulabiliriz ?! Hatırlıyorum bir kez hastalanmıştım ve ilacımı bilmeme rağmen ilacımı alacak birkaç dakikalık vakit bile bulamamıştım. Sonra bu beni düşündürdü. Kime haksızlık yaptım, kimi üzdüm yada hangi günahı işledim de ilacımı bile alamıyorum. Kendi nefsimi dahi unutuyorum.

“Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayınız!” (Haşr Suresi:19) Ayeti hep aklıma gelir ve beni hep düşündürür.

Evet, şifa nedenlerini ararken, tüm şifa nedenlerini takdir etmeye kadir olan Rabbimizi, unutmamamız gerekir. Şifa aslında bize çok yakın olabilir, ama bize yazılmadıysa dünyayı ve en iyi hekimleri gezmemize rağmen yine bize çare olmayabilirler. Rabbim bize şifayı verecek ise, bazen binlerce mil öteden birini ayağımıza kadar bile getirebilir. Allah’ın bize şifa vermesi, sadece ilacın etki göstermesi anlamında değildir. Allah’ın bize şifa vermesi, doğru hekimi bulmak, doğru teşhis ile doğru tedavileri bulmamız konusunda da bize yön göstermesi ve yardımcı olması ve nihayet aldığımız tedavileri bize etkili kılmasıdır. O yüzden her daim duayı eksik etmemek gerekir. Kırdığımız kalpler varsa onarıp, haklarını yediğimiz insanlar varsa helallik almamız ve günahlarımızdan da tevbe etmeliyiz.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Allah’ı gözet ki, O da seni gözetsin. Allah’ı gözet ki O’nu yanında bulasın. Bir şey istediğinde Allah’tan iste. Yardım talebinde bulunduğunda Allah’tan yardım iste. Şunu bil ki, bütün ümmet sana fayda vermek üzere birleşseler, ancak Allah’ın sana takdir ettiği kadar fayda verebilirler ve eğer bütün ümmet sana zarar vermek için birleşseler ancak sana Allah’ın takdir ettiği kadar zarar verebilirler.” (tirmizi-sahih hadis)

Duânın gücünü yaşayan bilir. Peygamler’in dar vakitlerinde ilk başvurdukları sırlardan biridir duâ. Allah, bize Kur’an-ı Kerimde duâ ile kurtulan ve feraha eren kişiler hakkında birçok örnek vermiştir.

Çeşitli çilelerden muzdarip olan Peygamber Eyyub hakkında Allah şöyle buyurmuştur:

“Eyyub’u da (an). Hani Rabbine: “Başıma bu dert geldi. Sen ise merhametlilerin en merhametlisisin” diye yakarışta bulunmuştu. Biz de onun duasını kabul ettik, üzerindeki derdi kaldırdık ve tarafımızdan bir rahmet, ibadet edenler için de bir ibret olarak ona ailesini ve onlarla birlikte bir o kadarını daha verdik.” (Enbiyâ Suresi: 83-84. ayetler)

Balinanın içinde hapis kalan Peygamber Yunus hakkında Allah şöyle buyurmuştur:

“Balık sahibini (Yunus) de (an). Hani o öfkeli olarak gitmiş ve bizim kendisini darlığa sokmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıkların içinde: “Senden başka ilah yoktur. Seni her türlü noksan sıfatlardan tenzih ederim. Sen yücelerin en yücesisin. Ben (nefsine) zulmedenlerden oldum” diye yakarışta bulunmuştu. Bunun üzerine duasına icabet ettik ve onu kederden kurtardık. İşte biz, iman edenleri böyle kurtarırız.”(Enbiyâ Suresi: 87-88. ayetler)

Ve daha nice nice ibretlik örnekler içeren ayetler ve sahih hadisler vardır.

Hastalığı ve Şifayı daha derin anlayabilmemizi ümidi ederim.

Hayırlı şifâlar dileğimle …

Cemil A. Sülemi
Bio-Dostu İntegratif Tıp & USR Metodu & ESR Terapisi Mucidi & Eğitmeni | Fonksiyonel Tıp Hekimi | Danışman | Yazar
e-posta: eniyitedavi@gmail.com

Reklamlar